Esas No
E. 2015/21728
Karar No
K. 2016/3134
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Aile Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2015/21728 E.  ,  2016/3134 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Katkı Payı

... ile ... aralarındaki katkı payı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair 6. Aile Mahkemesi'nden verilen 05.06.2014 gün ve 50/391 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.03.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av. ... ve karşı taraftan davacı vekili Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosyanın incelenmesi sonucu görülen eksikliklerin ikmali için dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verilmesini takiben eksiklik tamamlanmış olmakla dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü: K A R A R

Dava dilekçesiyle; tarafların evlilik dönemi içinde 1997 yılında davalının üyesi olduğu Şirinkent Konut Yapı Kooperatifi tarafından yürütülen konut inşaatı sonucu, İli, .. 22171 ada (1) parsel sayılı taşınmazdaki 5. Blok, 8. kattaki mesken niteliğindeki (16) numaralı daire nedeniyle katkı payı, değer artış payı ve elde edilen kiradan kira alacağı bulunduğu açıklanarak; fazlaya ilişkin hak saklı tutularak 8.000 TL.si katkı ve değer artış payından, 2.000 TL.si ise kira gelirinden olmak üzere toplam 10.000 TL. alacak talep edilmiş; daha sonra 05.05.2014 tarihinde peşin harcı yatırılmak suretiyle, 8.000 olan talep 47.000 TL. daha arttırılarak 55.000 TL.na çıkarılmış ve bu şekilde toplam 57.000 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istenilmiştir. Davalı yargılama aşamalarında yinelenen cevap ve beyan dilekçelerinde; kooperatif aidat ve diğer ödemelerini tamamen kendi gelirinden karşıladığını, davalının herhangi katkı ve ödemesinin bulunmadığını savunarak;davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, tarafların gösterilen delilleri toplanıp, keşif ve bilirkişi incelemesi de yapılmak suretiyle alınan 19.06.2013 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak;kooperatif üyelik ödemelerine ulaşılamaması nedeniyle, fili bağımsız bölüm olarak kullanılan daire TMK'nun 219. maddesi uyarınca"edinilmiş mal" olarak kabul edilip; karar tarihindeki bilirkişice tespit edilen 110,000 TL.sürüm değernin yarısı olan 55.000 TL'nin davalının artık değere katılma alacağı olduğu belirtilerek; 55.000 TL. için davanın kısmen kabulüne,kira alacağı isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, davanın bütünüyle reddine karar verilmesi isteğiyle, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, mal rejiminin tasfiyesine bağlı alacak talebine ilişkindir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs. gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda (katkı payı alacağı hesabı için); çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemiz'in devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.

Katkı payı hesabında; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarlarının hesabı gerekir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde; bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK. m.

229.ve denkleştirmeden (TMK. m.

230.elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK. m.

219.toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK. m.

231.yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK. m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK. m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi (anı) karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK. m. 222).

Tasfiyeye konu taşınmazın kooperatif üyeliği yoluyla edinilmesi halinde, kooperatife yapılan ödemelerden ve bu ödemelerin isabet ettiği dönemlerden hareketle, mal rejiminin tasfiyesi ile eşlerin alacak miktarları belirlenir. Kooperatif ödemelerin 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 170. maddesi gereğince mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki dönemde tamamlanması durumunda eşler lehine katkı payı alacağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 202/1. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden sonraki dönemde tamamlanmasında ise değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacak hakkı doğabilecektir.

Kooperatif ödemelerinin bir kısmının mal ayrılığı bir kısmının da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemlerde yapılmasında; mal ayrılığı dönemindeki ödemelere her bir eşin yaptığı katkı oranı, daha sonra geçerli olacak edinilmiş mallara katılma rejimine kişisel mal olarak geçeceği kabul edilmektedir. Buna göre; mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde(01.01.2002 tarihine kadar) eşlerin kooperatif ödemelerine yaptıkları katkı oranı, 743 sayılı TKM, Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri ile Yargıtay ve Dairemizce kabul edilen "katkı payı alacağı" hesaplam yöntemi göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Kişisel mal olarak kabul edilen bu katkı oranı, 01.01.2002 tarihinden sonra geçerli olacak edinilmiş mallara katılma rejimi kurallarına göre, hesap edilecek "değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacak" miktarlarının tespitinde gözetilecektir.

Bunun için, öncelikle iddia ve savunmalar doğrultusunda kooperatif üyeliğine ve ödemelere ilişkin belgeler, eşlerin katkıda kullandıklarını ileri sürdükleri malvarlıkları (miras, ziynet, bağış vs.) ile mal ayrılığı dönemine ilişkin düzenli ve sürekli gelirlerine (maaş, gündelik, kar payı vs.) ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. İhtiyaç duyulması halinde, değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut davaya konu uyuşmazlıkta; tarafların 1990 yılında evlendikleri,

5.Aile Mahkemesine 2011/50 Esasında kayıtlı, 17.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasından verilen boşanma kararının 14.06.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşandıkları görülmektedir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 17.01.2011 tarihi itibariyle sona ermiştir. Yine, evlendikleri tarihten itibaren davacının Milli Eğitim Bakanlığı İl Müdürlüğü nezdinde memur, davalının da aynı Bakanlık nezdinde anaokulu öğretmeni olarak maaş gelirli kamu çalışanı oldukları sabittir.

Getirtilen tapu kaydına göre, üzerinden alacak talep edilen ana taşınmazın 5. Blok, 8. Kat (16) numaralı bağımsız bölümün (dairenin), ferdi mülkiyete geçilmediğinden, halen ..adına tapuya kayıtlı olduğu; dosyada mevcut ortaklık belgesine göre, davalının bu kooperatifin 164 üye numarasıyla üyesi olduğu, .. kaydına göre de, anılan Kooperatefin tasfiye halinde olduğu, temsil ve tasfiyenin gerçekleştirilmesi için tasfiye memuru atanmış olduğu; Kooperatif hakkında borçlu sıfatıyla .. İcra Dairesi'nin 2010/61 sayılı icra takip dosyası bulunduğu görülmektedir.

Davacı koperatif ödemelerinin aidat ve toplu ödeme şeklinde 1997-2007 tarihleri arasında, gerek mal ayrılığı rejiminin, gerekse edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemlere yayıldığını, ailenin geçimine ilişkin maaş geliri harcamalarında, davacının evin ve çocukların ihtiyacı için, davalının ise kooperatif ödemelerini yapması şeklinde bir görev paylaşımı yapıldığını açıklamış; buna karşılık davalı ise, mal ayrılığı rejimi dönemindeki ödemeleri kendi maaşından ödendiğinin sabit olduğu gerekçesiyle davacının katkısının kabul edilemeyeceğini,taşınmazın sürüm değerinin dava tarihi yerine karar tarihi esas alınarak belirlenmesinin hatalı olduğunu, kooperatifin aşırı borçlu olduğu ve hakkında icra tehdidi olup; kendisine düşen dairenin de halen kooperatif adına kayıtlı olması nedeniyle bu dairenin de satılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu savunmuştur.

Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve Dairemiz ilke ve uygulamaları göz önüne alındığında;

1.Toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına, dava evrakı ve yargılama tutanakları içeriğine ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğini ve takdirde bir isabetsizilik bulunmamasına, özellikle her ne kadar davalının kooperatif üyeliği taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin yürürlükte olduğu dönemde başlamışve bu rejimin sona erdiği 01.01.2002 tarihinden önce yapılan ödemeler konusunda ispat yükü kendisine düşen davalının gösterdiği delillerle bu hususu kanıtlanamadığından, TMK'nun 222/son maddesindeki karine uyarınca malın mahkemece "edinilmiş mal" niteliğinde kabul edilmesinin isabetli bulunmasına göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2.Alacak talebine konu edilen dairenin içinde bulunduğu ana yapıda (binada) kat mülkiyeti kurulmuş ise de, ferdi mülkiyete geçilmediği ve (16) numaralı bağımsız bölüm halen kooperatif adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, yukarda edinilmiş mal niteliğinde olduğu belirtilen hakkın, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan tasfiye hesabında, sürüm değeri olarak doğrudan taşınmaz (bağımsız bölüm) esas alınarak tespit edilmesi ve mahkemece de bu değer esas alınarak alacağa hükmedilmesi doğru olmamıştır.

Bir başka anlatımla, artık değere katılma alacağı hesabında, tasfiye anındaki sürüm değeri tespit edilecek hak nesnesi (mal); (16) numaralı taşınmaz (daire) olmayıp; " kooperatif üyelik hakkı" dır. Bu üyelik hakkının sürüm değerinin tesipitinde; üyeye (ortağa) kurada/dağıtımda düşen dairenin özellik ve kalitesi; üyenin kooperatife ödenmemiş aidat ve ek ödeme yükümlülüğünden kaynaklanan borcunun mevcut olup olmadığı;1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 29 ve 30. maddelerindeki sorumluluk şekli konusunda Kooperatif ana sözleşmesinde bir hüküm konulmuşsa, üyenin ek sorumluluğu koşullarının doğup doğmadığı ve kooperatifin amacını yerine getirme yeterliliği hususlarının etkili olacağı açıktır. Bütün bu hususların mahkemece gösterilen deliller çerçevesinde araştırılması ve gerektiğinde bilirkişi incelemesine başvurulması gerekir. Mahkemece bu hususlarda yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan karar verildiği görülmektedir. Bu amaçla mahkemece yapılacak iş; üçüncü kişi konumudaki ....Yapı Kooperatifinin tasfiye haline girdiği ve kendisine tasfiye memuru atandığı gözetilerek,

HMK'nun 221.maddesinde düzenlenen "üçüncü kişinin belgeyi ibrazı"hükümlerinden yararlanılarak tasfiye memurundan kooperatifin defter kayıt ve belgelerini ibraz etmesi ve bu konuda yazılı açıklama yapmasının istenilmesi, bundan kaçınması halinde de aynı maddedeki açıklık uyarınca tanık sıfatıyla dinlenebileceğinin gözetilmesi; ilgili ticaret sicil müdürlüğünden yapılan genel kurul tutanak ve kararlarını içeren ticaret sicil dosyasının getirtilmesi; kooperatif aleyhine yürütülen icra takip dosyası/dosyalarının getirtilip incelenmesi ve bu dosyalardan hareketle kooperatif aleyhine açılan davaların varlığı tespit edildiği takdirde bu dava dosyaları içinde kooperatif defter ve kayıtlarının bulunabileceğinin dikkate alınması; bunlar yapıldıktan sonra da, mali müşavir, inşaat mühendisi ve emlakçı (taşınmaz simsarı) niteliğindeki uzman kişilerden oluşan üç kişilik bir bilirkişi kurulu oluşturularak, ulaşılabilen kayıt ve belgeler üzerinde inceleme yaptırılması ve ayrıca üyeliğe tahsis edilen dairede de keşif yapılması suretiyle dairenin durumunun üyelik hakkı sürüm değerine etkisi de değerlendirilmek suretiyle davalının "kooperatif üyelik hakkı"nın yeni karar tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değerinin tespit etttirilmesi, taraflar yararına oluşmuş usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek gerçekleşecek sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Bu nedenlerle, açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA; yakarıda 1. bentte açıklanan sebeple de davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 3.757,05 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23.02.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı adına üye olunan dava konusu kooperatif dairesinin edinilmesinde davacının da katkısı olup, bu dairenin kira geliri üzerinde hakkı bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 8.000 TL katkı payı 2.000 TL. kira alacağı olmak üzere 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; 05.05.2014 tarihinde harcını tamamladığı dilekçesi ile katkı payı alacağı talebini 55.000 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı ... vekili, kooperatifin ödemelerinde ve edinilmesinde davacının katkısı olmadığını, kira gelirlerinin de müşterek kızları tarafından bankadan çekilip kullanıldığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, ilii 8424/12 sokak No: 12 Kat:8 16 numaralı bağımsız bölümdeki taşınmaza karşılık 55.000 TL.nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, kabul edilen bölüme yönelik olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Eşler, 05.07.1990 tarihinde evlenmiş, 17.01.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 14.06.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa'nın 10, TMK 202. maddeler). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m). Dava konusu mesken kooperatif üyeliği yoluyla edinildiğinden kooperatife yapılan ödemeler ve bu ödemelerin isabet ettiği dönemlerden hareketle tarafların alacaklarının belirleneceği kuşkusuzdur. Dava konusu 16 nolu kooperatif dairesi ile ilgili hesaplamanın 1998-2008 yılları arasında ödemeler yapıldığı dikkate alındığında 01.01.2002 öncesi ve sonrası dönemler için ayrı ayrı hesaplama yapılması gerektiği açıktır. Ancak, bu dönemler itibarıyla yapılan ödeme miktarlarına ulaşılamadığı da bir gerçektir. Çoğunluğun kabul ettiği gibi kooperatifin tasfiyeye girdiği gözetilerek bu hususların araştırılması, ayrıca icra takip dosyasının yeniden incelenerek kayıt ve belgeler üzerinden piyasa sürüm değerinin yeniden belirlenmesi ve sonucuna göre davacının alacak miktarının tespit edilmesi gerektiği düşünülebilir ise de gerek mahkemece gerek Dairenin eksiğe gönderme sonucu gelen yazı cevaplarında kooperatifle ilgili gerekli kayıt ve belgelere ulaşılamadığı bildirilmiştir. Dava konusu Daire'nin 2007 yılında teslim edildiği, kiraya verilerek kira geliri dahi elde edildiği, her iki tarafın da çalışarak gelir elde etmeleri ve elde ettikleri gelirleri ile davalının 01.01.2002 öncesi dönem bakımından TKM'nin 152. maddesindeki evi geçindirme yükümlülüğü düşünüldüğünde davacının bu dönemdeki ödemeler bakımından katkı oranının en az %50 olacağı, 01.01.2002 sonrası dönemle ilgili ödemeler bakımından ise, davalının kişisel mal veya gelirle ödeme İddiası bulunmadığına göre, davacının yasa gereği yapılan ödemelerden dolayı tespit edilecek artık değer üzerinden yarı oranda katılma alacağı doğacağı, bozma sonrası dahi yapılacak hesaplamada yeni karar tarihine en yakın kooperatif dairesinin piyasa sürüm değerinin hesaplamada dikkate alınması gerekeceğinden meydana gelecek artış sebebiyle davacının alacak miktarının hükmedilen alacağın altına düşme imkanı olamayacağı, fazla alacak çıkması halinde dahi davalının temyize gelmesinden dolayı yeni hükümde usuli kazanılmış hak nedeniyle 55.000 TL'den fazlaya hükmedilemeyeceği, icra takibi sebebiyle dairenin değerinde meydana gelebilecek değer azalmasının dahi bu miktarın altında bir alacak çıkması sonucunu doğurmayacağı da gözetildiğinde taraflarca yeni giderler yapılmasına neden olacak bozmanın usul ekonomisine aykırı olacağı ve bu hususun temyize gelen davalının da lehine olmadığı, temyize konu hükmün onanması gerektiği düşüncesi ile değerli çoğunluğun hükmün bozulması yönünde ki görüşüne katılmıyoruz. 23.02.2016

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog