15. Ceza Dairesi
15. Ceza Dairesi 2012/8418 E. , 2014/2509 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak 5237 sayılı TCK'nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Katılan ...'ın birtakım ailevi sorunları bulunması ve kulaklarının az işitmesi nedeniyle psikolojik ve fiziksel olarak tedavi gördüğü sırada, sorunlarını anlattığı arkadaşı ...vasıtasıyla fal ve büyü işleri yaptığı belirtilen sanık ... ile tanışmak üzere yanında küçük çocuğu ... ve tanık ...olduğu halde sanığın evine gittikleri, Sanığın katılana oğlu ...de "ölüm büyüsü " olduğunu kurtarmazlarsa öleceğini söyleyerek katılanın paniğe kapılmasına neden olarak Kuran'a bakacağı gerekçesiyle 200 TL para alarak Kuran kitabı arasına koyduğu, sonrada büyüyü bozmak bahanesiyle katılandan 2.000 TL daha para istediği,
Katılanın, 2.000 TL parayı bulmak için eşi Vedat Yıldırım'a ailesi ile kendisi arasındaki miras problemini halletmek için paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek para istediği, eşininde kendisine ait ... plaka sayılı aracını satarak katılana 2.600 TL para verdiği, katılanın da bu parayı çocuğunda olan büyüyü bozdurmak düşüncesiyle sanığa verdiği, sanığın bu paraları katılandan Kuran içerisine koyarak kaybolmuş gibi yapıp aldığı ve her seferinde yeniden katılandan para istediği,
Katılanın yine bu amaçla 2007 yılı Temmuz ayı içerisinde sanığın evine gittiğinde sanığın bu defa katılana eşi Vedat'ın üzerinde de ölüm büyüsü olduğunu, ayrıca kulaklarındaki işitme problemininde çözülmesi gerektiğini söyleyerek katılandan 28.000 TL para istediği katılanın sanığa bu kadar parası olmadığını ancak... plaka sayılı adına kayıtlı traktör olduğunu, traktörü satabileceğini söylemesi üzerine sanığın katılana bu konuda yardımcı olabileceğini söyleyerek galericilik yapan tanık ...'in yanına götürdüğü, tanık ...'in aracılığı ile katılanın adına kayıtlı traktörü galericilik yapan Zeki isimli şahsa 25.000 TL ye sattığı, bu paranın tamamını sanığa verdiği, sanığın katılana 3.000 TL daha vermesi gerektiğini söylediği katılanın bu kez ağabeyi olan tanık ...'a giderek kulaklarını tedavi ettireceğini söyleyerek 3.000 TL para istemesi üzerine tanık ...'ın bu parayı kardeşine verdiği, katılanın bu parayıda sanığa verdiği ancak sanığın bu kez katılana parayı geç getirdiğini, büyünün bozulması için bu paranın yeterli olmayacağını söyleyerek katılandan yeniden para istediği, katılanın başka parasının olmadığını söylemesi üzerine sanığın katılandan ziynet eşyalarını istediği, aksi takdirde eşinin yakın zamanda öleceğini söylediği,
Bunun üzerine katılanın kendisine ait 6 Adet altın bileziği, 5 Adet bebek bileziği, 7 adet küçük altınlı zinciri, 1 Adet altın setini, 2 adet Altın yüzüğü sanığa verdiği, sanığın da katılana Adli Emanetin 2008/268 sırasında kayıtlı bulunan "Yıldızname" denilen bir kitap vererek günde 60 rekat namaz kılması gerektiğini söylediğini, katılanın 1 ay boyunca bu şekilde namaz kıldığı, sanığın bu süreç icerisinde katılana Arapçaya benzeterek yazdığı karalama tarzı çizgi ve grafiklerden ibaret yazılar içeren notlardan oluşan kağıt parçaları verdiği, sanığın kaçamaklı anlatımı, katılan ve tanık beyanları ile sözkonusu kağıt parçaları üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporu ile sabit olduğundan sanığın eylemininin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-a, maddesine uyan dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Mahkemece sanığın kandırılmaya müsait bir kişiliği olduğu belirtildiği halde bu durumun algılama yeteneğinin zayıflığı niteliğinde olup olmadığının araştarılmamış olması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı ceza alt sınırdan belirlendiği halde yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle adli para cezası tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılmak suretiyle tespit edilerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “400 gün” , “500 gün” “416 gün” ve “8.320 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine sırasıyla “ 5 gün” , “ 6 gün” “ 5 gün” ve “ 100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.