8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2016/20857 E. , 2016/16340 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı
... ile ... aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ...Aile Mahkemesi'nden verilen 07.11.2013 gün ve 2013/21 Esas, 2013/203 Karar sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmazlar nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu 2278 ada 12 parselde bulunan 3 nolu bağımsız bölümün ....adına kayıtlı olduğu, diğer dava konusu 278 ada 35 parsel sayılı taşınmazın davacı ile davalı adına 1/2 hisse oranında kayıtlı olduğu, davacı vekilinin verilen kesin süre geçtikten sonra tanık bildirdiği için tanığın dinlenmediği, ayrıca tanık dinlenmiş olsaydı dahi bu beyanı destekleyici dosyaya başka bir delil sunulmadığından bu tanık beyanının hükme esas alınamayacağı, davacı vekilinin katkı payı alacağına yönelik iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, tasfiyeye konu 278 ada 35 parsel sayılı taşınmazın evlilik birliği devam ederken 20.07.1995 tarihinde satın alınarak 1/2’şer oranda davacı ve davalı adına paylı mülkiyet şeklinde tescil edildiğine ve halen tapu sicilinde aynı şekilde ve oranda kayıtlı bulunduğuna, evlilik birliği devam ederken serbest iradeleri ile gerçekleştirdikleri bu paylaşımla her bir payın o eşin kişisel mal grubuna terk edildiğinin kabul edilmesi gerektiğine, paylaşımdan sonra davalının payına katkıda bulunulduğu davacı tarafça iddia ve ispat edilmediğine göre davacı vekilinin tasfiyeye konu 278 ada 35 parsele yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacı vekilinin 2278 ada 12 parselde bulunan 3 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, anılan taşınmaz ile ilgili katkı payı alacak isteğine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanunun 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m). Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır. Somut olaya gelince; eşler, 10.10.1986 tarihinde evlenmiş, yabancı Neustadt a. Rbge Sulh Mahkemesi'nde 2011 yılında açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 25.01.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Anılan yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin İzmir 14. Aile Mahkemesi'nin 2012/863 Esas-2013/229 Karar sayılı kararı 23.07.2013 tarihinde kesinleşmiştir. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı(TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 2278 ada 12 parselde bulunan 3 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 23.11.1992 tarihinde ferdileşme suretiyle davalı eş adına tescil edilmiş, 31.05.2011 tarihinde dava dışı Hatice Çelebi isimli kişiye devredilmiş, ondan 17.06.2011 tarihinde dava dışı Melahat Güntemur isimli kişiye devredilmiş, daha sonra ise 20.08.2014 tarihinde davalı eş adına devredilerek tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 s.lı TMK 179 m). Boşanma dava tarihine çok yakın bir tarihte davalının söz konusu taşınmazı elden çıkarması, ondan sonraki tarihlerde de kısa aralıklarla birden fazla el değiştirdikten sonra boşanma ilamının kesinleşmesinden sonra tekrar davalı adına tescil edilmesine göre davalının, davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkını ortadan kaldırmak amacıyla ve kötüniyetle elden çıkardığından söz konusu 3 nolu bağımsız bölümün mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olduğu kabul edilmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir.” Hakimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez H., Atalay O., Özekes M., age, s. 248 vd). Mahkemenin hüküm vermesi için, kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkan vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması ve belirlenmesi söz konusudur Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, somut uyuşmazlık incelendiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, vekil edeninin yıllardır Almanya'da işçi olarak çalıştığını, evlilik tarihine kadar olan tüm birikimlerini ve evlilik birliği içinde oluşan tüm kazancını davalıya vermek suretiyle tasfiyeye konu taşınmazın edinilmesine katkıda bulunduğunu iddia ettiğine göre, her ne kadar davacının birikimine ve kazancına ilişkin kayıtların neler olduğu ve nereden temin edilebileceği konusunda dava dilekçesinde açıklamada bulunulmamış ise de; mahkemece 6100 sayılı HMK'nun 31. maddesi uyarınca hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, davacı taraftan bu hususta açıklama yapmasının istenmesi, bu itibarla toplanan ve toplanacak olan tüm deliller birlikte değerlendirilerek yukarıda belirtilen ilke ve esaslara göre sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.