8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2012/10231 E. , 2013/3916 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile ..., ... Köyü Tüzel Kişiliği, ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.06.2005 gün ve 105/112 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, dava dilekçelerinde; ... Köyü ... mevkiinde bulunan 180 ada 15 parsel sayılı tarlanın ...’den kendilerine kaldığını, kadastro çalışmalarında ise ... adına tespit ve tapuya tescil edildiğini açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde taşınmazın ham toprak niteliğinde olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu ve üzerinde zilyetlik bulunmadığını, esasen bu yerlerin zilyetlikle iktisabının da mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 180 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile 16.09.2003 tarihli fen bilirkişisinin raporuna ekli krokide A harfi ile yeşil renk ile gösterilen 7081,43 m2’lik kısmının 1/3'er paylar oranında davacılar adına tapuya tesciline fazla istemin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastro tespitinden önceki zilyetlik ve muristen intikal hukuksal nedenlerine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 996, 3402 sayılı Yasa’nın 14. maddesi gereğince açılmış mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali tescil davasıdır. Uyuşmazlık konusu 180 ada 15 parsel sayılı taşınmaz 24.02.1994 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında senetsizden ham toprak vasfıyla Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, tarım alanına dönüştürülmesi ve ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerlerden olduğu belirtilerek Maliye Hazinesi adına tespit edilmiş tespitin 29.07.1994 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydı oluşmuştur. Keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın önceleri davacıların murisleri olan babaları ...’e ait olduğunu, onun vefatı ile mirasçıları arasında yapılan taksim sonucu davacıların payına düşmüş olduğunu, davacıların kullanmadıkları kısımlarının ...'ye ait olduğunu duymadıklarını, herkesin bu kısımlarda hayvanlarını otlattıklarını açıklamışlardır. ... bilirkişisi ... tarafından düzenlenen 19.09.2003 havale tarihli raporda taşınmazın 7081,43 m2’lik kısmının tarım için ıslah edilmiş olduğu, geriye kalan 17693,64 m2’lik bölümünde aktif olarak tarım yapılmadığını, ham toprak yapısı ve doğal mer’a özelliği ile söz konusu arazinin bu kısmının ancak hayvan otlatılması için kullanılabilir durumda olduğu açıklanmıştır. Keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların taşınmazın bir kısmının köy halkı tarafından hayvan otlatılmak suretiyle kullanıldığını beyan etmeleri ve ... bilirkişi raporunda da taşınmazın 17693,64 m2’lik bölümünün doğal mer’a özelliği ile ancak hayvan otlatılması için kullanılabilir durumda olduğunun açıklanması karşısında davaya konu taşınmazın niteliğinde duraksama söz konusudur. Bu durumda, yöntemine uygun olarak tahsisli ya da kadim mera araştırmasının yapılması gerekir. Dava konusu yerlerin öncesinin veya hali hazır durumunun tahsisli veya ... mer’adan olup olmadığı, ayrı usul ve şekilde araştırılmaya tabidir. Zira tahsisli ve kadim mer’aların oluşumu itibariyle farklılıkları vardır. Tahsisli mer’alar, yetkili merciler tarafından kamunun yararlanmasına ayrılmak suretiyle ve tahsis yoluyla oluştuğu halde, kadim mer’alar, başlangıcı bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel olarak o yer halkının yararlanması suretiyle kamu malı niteliğini kazanırlar. HGK’nun 30.10.1991 tarih 1991/8-427-544 ve 03.05.1995 tarih ve 1995/17-149-502 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir yerin yetkili bir merci tarafından mer’a olarak tahsis edilmesi, evveliyatı itibariyle o yerin mutlak surette mer’a olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyetlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel değildir. Ne var ki, yetkili merci tarafından bir yerin mer’a olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mer’a olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekir. Taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması halinde ise, hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Taşınmazın tahsisli mer’alardan olup olmadığı hususu araştırılırken, öncelikle bu yerden mer’a tahsisinin bulunup bulunmadığının İl ve İlçe ...Müdürlükleri ile İl Özel İdare Genel Sekreterliği’nden sorulması, varsa mer’a norm kararı ile tahsis tutanağı ve paftasının getirtilerek mahallinde uygulanıp nizalı taşınmazın bu belgeler kapsamında kalıp kalmadığı, mer’a norm kararına göre tahsis edilen mer’anın menşei norm kararından araştırılarak tahsisin mevcut kadim mer’adan mı, yoksa 4342 sayılı Kanunun 5. maddesinde belirtilen yerlerden mi yapıldığı tahkik ve tespit edilmelidir. Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Hava fotoğraflarının en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için kadastro tespit tarihi olan 24.02.1994 tarihinden geriye doğru en az 20-30 yıl (1964-1974 tarihleri arası) öncesine ait iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı’ndan; fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalarının ise İl Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendisleri arasından seçilecek bilirkişi ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, az yukarıda açıklandığı gibi taşınmazların kadim mer’a niteliğinde olup olmadığı hususu araştırılırken yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına göre, taşınmazın bulunduğu mahalle ya da köy dışından seçilecek yerel bilirkişi ve taraflarca bildirilecek tanıkların HMK’nun 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenmeleri, dava konusu taşınmazın daha önceden açıklandığı gibi davacının murisi olan babası ...’den kalıp kalmadığı, kalmış ise ölümünden sonra terekenin mirasçıları arasında ve tüm mirasçıların katılımı ile paylaşılıp paylaşılmadığı, taşınmazın tüm köy halkı tarafından hayvan otlatmak için kullanılan kadim mer’a niteliğinde olup olmadığı, davacının babası ile davacının zilyetlik süresinin ne zaman başladığı ne şekilde devam ettiği, yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmalı, hava fotoğrafları ile İl ...Müdürlüğü’nden istenen paftaların 1964-1974 yılları arasında çekilen ve düzenlenen fotoğraflar ile paftalar olması gerektiğinin gözetilmesi, bunların çekildikleri ve düzenlendikleri tarihlere göre dava konusu yerin kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı veya hangi nitelikte bulunduğu hususlarında uzman bilirkişilerden Yargıtay ve tarafların denetimine açık gerekçeli, karşılaştırmalı rapor istenmesi gerekmektedir. Bundan ayrı, daha önce rapor alınan ... bilirkişisi dışında üniversitelerin toprak bölümünden seçilecek bir ... bilirkişisinden dava konusu taşınmaz ve çevresindeki arazisinin toprak yapısı birlikte incelenmek suretiyle dava konusu yerin kültür arazisi haline getirilen yerlerden bulunup bulunmadığı, taşınmazın imar-ihya edilmediği, mer’a vasfında olup olmadığı konularında aynı şekilde gerekçeli, karşılaştırmalı, Yargıtay ve tarafların denetimine açık rapor istenmesi gerekmektedir. Öte yandan, HUMK'nun 366. maddesi (6100 sayılı HMK'nun 290. maddesi) hükmü uyarınca birlikte keşfe götürülecek bilirkişi fotoğrafçı aracılığıyla dava konusu yer ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğraflarının çektirilip mahkeme hakimi tarafından onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Davalı ... vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 20.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.