18. Ceza Dairesi
18. Ceza Dairesi 2017/5609 E. , 2018/10163 K.
"İçtihat Metni"
KARAR
Kasten yaralama, mala zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 32/1. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, 5237 sayılı Kanunu'nun 57/1. maddesi gereğince sanık hakkında güvenlik tedbirine hükmolunmasına dair İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/12/2013 tarihli ve 2012/843 esas, 2013/735 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/07/2017 gün ve 38335 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. İstem yazısında; “1- Her ne kadar İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın Almanya’da yaşıyor olması nedeniyle akıl hastalığından rapor alınmasının mümkün olmadığı, sanığın vermiş olduğu ifadesinde akıl hastalığı nedeniyle gittiği hastane adını ve ilaç isimlerini belirtmiş olduğundan cezai ehliyetin bulunmadığına karar verilmiş ise de, dosyada sanığın akıl hastası olduğuna dair sanık beyanı dışında herhangi kaydın bulunmadığı, bu halde sanığın olay tarihinde akıl hastası olup olmadığı hususunun tespiti bakımından sanığın gerekli sağlık kuruluşu/kuruluşlarına uluslar arası istinabe yoluyla sevkinin sağlanarak akıl hastalığına ilişkin rapor alınması gerektiği, bu şekilde rapor alınması imkanının bulunmaması durumunda, sanığın ifadesinde belirttiği sağlık kuruluşunda tedavi görüp görmediği, belirttiği ilaçları kullanıp kullanmadığının tespiti ile mevcut ise hastalık sürecine ve tedaviye ilişkin tüm tıbbi belgelerin teminin sağlanarak tercüme edilmesini müteakip adli tıp kurumu veya başkaca ilgili kurumlardan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,
2.İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın akıl hastası olduğunun kabul edilmiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunan sanığa zorunlu müdafii tayininin gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanması suretiyle yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesinde,
3.İnceleme konusu somut olayda; akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneği bulunmadığı saptanan sanığın, savunması tespit edilip, yükletilen suça ilişkin tüm kanıtlar gösterilip tartışıldıktan sonra, suçun kanıtlanması halinde 5237 sayılı Kanun'un 32/1 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunması, kanıt bulunmaması halinde ise beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, doğrudan ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir.” denilmektedir. Hukuksal Değerlendirme: 1 nolu isteme yönelik incelemede: Sanığın Almanya’da yaşıyor olması nedeniyle akıl hastalığından rapor alınmasının mümkün olmadığı, sanığın vermiş olduğu ifadesinde akıl hastalığı nedeniyle gittiği hastane adını ve ilaç isimlerini belirtmiş olduğundan cezai ehliyetin bulunmadığına mahkemece karar verilmiştir. Suç tarihi itibariyle TCK'nın 32. maddesi uyarınca “akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığı” konusunda CMK’nın 74. maddesine göre usulünce sağlık kurulu raporu alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken "yurt dışında yaşadığından rapor alınmasının mümkün olmadığı" gerekçesiyle rapor alınmadan karar verilmesi hukuka aykırıdır. 2 nolu isteme yönelik incelemede; CMK’nın “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesinde; “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir. (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir....” hükümleri yer almaktadır. Ceza ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilen sanığa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/2. maddesi gereğince, istemi aranmaksızın baro tarafından müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, sanığın sorgusunun müdafii olmaksızın yapılıp, hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması hukuka uygun bulunmamıştır. 3 nolu isteme yönelik incelemede; akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneği bulunmadığı saptanan sanığın, savunması tespit edilip, yükletilen suça ilişkin tüm kanıtlar gösterilip tartışıldıktan sonra, suçun kanıtlanması halinde TCK'nın 32/1 ve 57. maddeleri uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunması, kanıt bulunmaması halinde ise beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, doğrudan ceza verilmesine yer olmadığına ve güvenlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi hukuka aykırıdır. Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1.Görevi yaptırmamak için direme, mala zarar verme ve kasten yaralama suçlarından sanık ... hakkında, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/12/2013 tarihli ve 2012/843 esas, 2013/735 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2.Savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik bozma kararı doğrultusunda, anılan Kanun maddesinin 4/b fıkrası uyarınca yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 26/06/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.