10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2013/9393 E. , 2013/10653 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, iptal edilen sigortalılık süresinin geçerli olduğunun tespiti ile, kesilen yaşlılık aylıkları yeniden bağlanarak, biriken aylıkların yasal faiziyle tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma üzerine, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
22.05.1998 tarihli giriş bildirgesiyle, ... Odabaşıları Esnaf Odası kaydına dayalı olarak 22.3.1985 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık tescili yapılarak, zorunlu ve isteğe bağlı sigorta prim ödemeleri üzerinden 01.07.1998 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanan davacının, tescile dayanak alınan oda kaydının geçersiz olduğuna ilişkin müfettiş raporu üzerine iptal edilen aylığının devamına karar verilmesi istemli davasının yargılaması sonucunda, davacının anılan dönemde yük taşıma işi yaptığını belirten tanık anlatımlarına dayanılarak, yükçülük yaptığı gerekçesi ile kabul kararı verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25 inci maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Daha sonra, Kanunun 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 24 üncü maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiş; anılan madde 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, anılan düzenleme 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; dairemizin uyulan önceki bozma kararında da belirtildiği gibi; uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 1479 sayılı Kanunun 24 üncü ve 25 inci maddelerine göre davacının, Bağ-Kur sigortalısı olabilmesi için, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olması, veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunması ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olması gerekmektedir. Davacının, uyuşmazlık konusu dönem olan 1985-1998 yılları arasında vergi kaydı ya da esnaf sicil kaydı bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı bulunup bulunmadığına gelince; ... Odasına kimlerin üye olabileceği ve hamal olarak çalışmakta olan davacının anılan odaya üyelik için gerekli olan nitelikleri taşıyıp taşımadığı ve ... Han Odabaşıları Odasına kaydının usulüne uygun olup olmadığı yöntemince araştırılarak, uyuşmazlık konusu husus hiçbir kuşku ve duraksamaya yer verilmeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.