3. Ceza Dairesi
3. Ceza Dairesi 2018/7904 E. , 2018/17600 K.
"İçtihat Metni"
Basit yaralama suçundan sanık ...’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-a, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, dair İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2013/264 Esas, 2013/432 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 13.11.2018 tarih ve 2018/13488 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.11.2018 tarih ve 2018/91702 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede;
1.İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2013/264 Esas, 2013/432 sayılı kararına yönelik yapılan incelemede, “Somut olayda, katılan sanıkların kardeş oldukları, olay tarihinde para yüzünden aralarında tartışma yaşandığı, bu tartışmanın kavgaya dönüşmesiyle katılan sanıkların birbirlerini doktor raporunda belirtildiği şekilde basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladıkları vicdani kanaatine varılarak her iki katılan sanığın basit yaralama suçundan cezalandırılmalarına, ilk haksız hareketi kimin yaptığı kesin olarak tespit edilemediğinden şüpheden sanık yararlanır ilkesi de dikkate alınarak katılan sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş ise de, tanık ... ...’in 22.01.2013 tarihli kollukta alınan beyanı ile 02.05.2013 tarihli duruşmada alınan beyanlarından anlaşılacağı üzere, müşteki sanık ...’in diğer müşteki sanığa vurmadığını, aralarında sadece sözlü sataşma olduğunu, tanık ... ...’nın ise olaya ilişkin herhangi bir görgü ve bilgisinin olmadığını beyan etmesi karşısında, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde”
2.“5271 sayılı Kanun’un 231/6. maddesinde yer alan, “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, 02/05/2013 tarihli duruşma oturumunda alınan ifadesinde, “hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması dahil lehe olan bütün hükümlerin uygulanmasına rıza göstermiyorum” şeklindeki beyanını müteakip sanığa son sözü sorulduğunda, “beraatimi, mahkemece aksi kanaate varıldığı takdirde lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ederim” demesi karşısında, sanığın hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını isteyip istemediği hususunda yeterince aydınlatılmadığı, hakkında lehe olan hükümlerin uygulanmasını istememesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gözetilmeksizin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rıza göstermediği belirtilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına yer olmadığı kararı verilmesinde” isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü:
1.Tebliğnamedeki 1 numaralı bozma nedenine yönelik yapılan incelemede; Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; sanık ... hakkında, mahkemece yargılama yapılarak deliller usulünce değerlendirilerek şikayetçi ... ...’i basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralama eyleminden TCK 86/2, 86/3-a, 29, 62, 52/2 maddeleri uyarınca 1.500,00 TL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği; kanun yararına bozmaya konu edilen İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2013/264 Esas, 2013/432 sayılı mahkumiyet kararındaki ileri sürülen hukuka aykırılığın 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesindeki hallere dahil olmayıp hakimin takdir hakkına ilişkin olduğu, mahkemenin de takdir hakkını sanığın atılı suçtan yazılı sevk maddeleri gereği cezalandırılmasına dair kullandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2013/264 Esas, 2013/432 sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE,
2.Tebliğnamedeki 2 numaralı bozma nedenine yönelik yapılan incelemede;
25.07.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı yasa ile değişik CMK’nin 231/6-c maddesi gereğince “sanığın kabul etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği”
İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesince sanık ...’e 02.05.2013 tarihli duruşmada savunmasından sonra atılı suçtan dolayı mahkumiyet hükmü kurulduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanmasını talep edip etmediği sorulduğunda “hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması dahil lehe olan bütün hükümlerin uygulanmasına rıza göstermiyorum” şeklinde son söz sorulduğunda da “beraati, mahkemece aksi kanaate varıldığı takdirde lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep ederim” şeklinde beyanda bulunduğu, sanığın savunmasından açıkça hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına muvafakat etmediği anlaşıldığından; Açıklanan bu nedenlerle mahkemenin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, 15.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.