Esas No
E. 2016/10572
Karar No
K. 2017/1308
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku - Adam Öldürme

12. Ceza Dairesi         2016/10572 E.  ,  2017/1308 K.

"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Katılanlar : ...

Suç : Taksirle öldürme

Hüküm : TCK'nın 85/1, 62, 53/1-2-3, 53/6. maddeleri gereğince

mahkûmiyet

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1.Katılan vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde:

Katılan vekilinin hükmü temyiz etmesinden sonra, 09/03/2016 havale tarihli şikayetten vazgeçme dilekçesi ile, katılanın maddi zararlarının karşılanması nedeniyle davadan feragate yetkisi bulunan katılan vekilinin sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş olması nedeniyle katılma kararının hükümsüz kaldığı, katılan vekilinin katılan sıfatını kaybetmesi nedeniyle hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, hükme yönelik temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2.Sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Sanık hakkında temel cezanın TCK'nın 85/1. maddesi gereği 2 yıl hapis cezası olarak belirlenmesine ilişkin 30/04/2013 tarihli hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 20/11/2014 tarihli ilamıyla " iki sınır arasında temel ceza belirlenirken; suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırları da dikkate alınmak suretiyle, uygun bir cezaya hükmedilmesi yerine alt sınırdan ceza tayini" sebepleriyle bozulmasından sonra, mahkemenin Dairemizin bozma ilamına uyarak yeniden yaptığı yargılama sonunda TCK'nın 85/1. maddesi uyarınca temel cezanın bu kez 2 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayini Yargıtay bozma ilamını etkisiz hale getirmeye matuf olduğu kanaatini doğurmakta ise de, mahkemenin takdirinin bu yönde olması ve aleyhe temyiz de bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıstır. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin eksik incelemeye ve kusura ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.11.2010 tarih ve 7/191-227 sayılı kararında “ Hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK'un 326 ve 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddeleri uyarınca zorunlu olduğunun belirtilmesine rağmen, incelemeye konu dosya içeriğinde sanık aleyhine sonuç doğuracak bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada, 26/02/2015 tarihli karar celsesinde, duruşma açılırken sanık müdafii ile katılan vekilinin geldiği, hükmün açıklanması sonrasında ise sanık müdafii ile katılan vekilinin yüzüne, sanığın yokluğunda karar verildiğinin belirtilmesine karşın duruşma tutanağında bozma ilamına karşı ve mütalaya karşı sanığın beyanları alınarak tutanağa geçirilmesi suretiyle, duruşma tutanağında çelişki yaratılması ve sanığın savunma hakkının kısıtlandığı hususunda kuşkuya sebebiyet verilmesi,

2.5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği halde, 26/02/2015 tarihli karar celsesinde müdafii tarafından TCK'nın 50. maddesinin uygulanması talebinde bulunulan sanık hakkında, katılan vekilinin hükümden sonra temyiz aşamasında 09/03/2016 havale tarihli şikayetten vazgeçme dilekçesi sunduğu ve dilekçe içeriğine göre sanık tarafından tüm maddi ve manevi zararlarının karşılanmış olduğunu belirttiği de göz önüne alınarak, tayin edilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-a, 50/4. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi hususunun gerekçeleri ile değerlendirilmesi gerekirken, bu hususun karar yerinde tartışmasız bırakılması,

3.Laborant olan sanığın enjeksiyon yapma görev ve yetkisinin olmadığı, meydana gelen olay bakımından sanığın mesleğinin gerektirdiği özen yükümlülüğüne uymadığının kabul edilemeyeceği, bu sebeple yasal koşulları oluşmadığı halde hatalı değerlendirme yapılarak "sanık hakkında TCK nun 53/6 maddesi uyarınca sanığın mesleğinin gerektirdiği özen yükümlülüğüne uymama sonucu mağdurun ölümüne yol açtığı kabul edilerek sanığın 3 ay süre ile bu meslek ve sanatın icrasından yasaklanmasına" karar verilmesi,

4.Taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmadığı gözetilmeden sanık hakkında TCK'nın 53/1. maddesi gereğince hak yoksunluğuna hükmedilmesi,

5.Hükümden sonra, katılan vekilinin 09/03/2016 havale tarihli dilekçe ile şikayetten vazgeçtiği anlaşılmakla, CMK'nın 243. maddesi gereğince katılma kararı hükümsüz kaldığından, katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 22.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog