12. Hukuk Dairesi
12. Hukuk Dairesi 2013/15366 E. , 2013/22392 K.
"İçtihat Metni"
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 4822 Sayılı Kanunun 15.maddesi ile değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 10.maddesinde; "tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacı ile kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir" tanımlaması yapılmış, aynı maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinde ise; "tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez." düzenlemesine yer verilmiştir. Maddede belirtilen kefilden kasıt adi kefil olup BK.nun 486/1. maddesine göre adi kefilin borç ile sorumlu olması, ancak kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkındaki icra takibinin alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu aleyhinde Türkiye'de icra takibinin imkansız hale gelmesine bağlıdır. 4077 Sayılı Kanunun 10.maddesinin ikinci fıkrasında yazılı olan "kredi veren asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez" hükmü, önce asıl borçlu aleyhinde icra takibi yapılması, bu takibin BK.nun 486/1. maddesi kapsamında semeresiz kalmasından sonra sözleşme kefili aleyhinde icra takibi yapılabilmesi olarak yorumlanmalıdır. Bu hüküm, 4077 Sayılı Kanunu değiştiren 4822 Sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 14.3.2003 tarihinden sonra yapılan tüketici kredisi sözleşmeleri için geçerlidir.
Yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, alacaklının asıl borçlu hakkında takip yapıp, bu takip semeresiz kalmadan 27.04.2006 tarihli tüketici kredisi sözleşmesinin kefili hakkında takip yapması mümkün değildir. Anılan ilkelere uyulmaması kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle süresiz şikayete tabi olup mahkemece resen dikkate alınması, şikayetçi borçlu Sevim Kalay hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekir. Ancak 6100 sayılı HMK.'nun ''Taleple Bağlılık İlkesi'' başlıklı 26.maddesinin birinci fıkrasında '' Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. O halde mahkemece taleple bağlılık ilkesi gereğince şikayet konusu yapılan gayrimenkullerin üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasıyla yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.