T.C.
İSTANBUL
1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka hakkına tecavüzün önlenmesi, maddi ve manevi tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin uzun yıllardır İstanbul'da şube sayısı dokuzu bulan "..." olarak bilinen restoranlar zincirini işletmekte olduğunu, müvekkil ... adına ... numaralı "... ..." ve ... numaralı "..." markalarının olduğunu, müvekkilİ ... adına ... numaralı " ... ..." run tescilli olduğunu , davalı tarafım müvekkilinin iş yerinde işçi olarak çalışırken işten ayrılarak "... " ibaresi ile lokanta açmış olduğunu ve müvekkilleriyle aynı alanda hizmet sunduğunu, davalının, müvekkillerinin tescilli "..." ve "..." ibaresini öne çıkararak kullanmasının iltibasa yol açtığını, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu belirterek, öncelikle davalıya ait iş yerinde delil tespiti yapılmasını, tecavüzün durdurulması için ihtiyati tedbire karar verilmesini, SMK 151/2-c maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1000- TL maddi tazminat, 10.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı Vekili Cevap Dilekçesinde Özetle; davalı tarafından kullanılan ... no.lu "... " markasının TPMK nezdinde 43.sınıfta adlarına tescilli olduğunu aynı şekilde ... no.lu " ... " markasının da adlarına tescilli olduğunu, "... " İbaresinin ticari/işletme unvanı olarak da davalı adına tescilli olduğunu, tescilli bir marka veya unvanın kullanılmasının engellenemeyeceğini, korunan hakkın davalı müvekkiline ait olduğunu, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin tamamiyle güvene ve söze bağlı olup resmi bir kayıt bulunmadığını, ...'taki 2, ...'deki 1 dükkanın davalı müvekkili tarafından işletilip kazancın davacılar ve davalı müvekkili arasında 1/3 hisseyle elden taksim edildiğini, bu durumu tüm çalışanlar, tedarikçiler ve mal sahiplerinin bildiğini, taraflar arasındaki adi ortaklığın 2016 yılında sonlandığmı, davalının 2016 yılından bu yana Mecidiyeköy'de kendinde kalan lokantayı işletmekte olup, 2017 yılında ... meydana 2. Şubesini açtığını, davalının bu şubelerdeki marka kullanımının "... " şeklinde olup, davacıların daha ilk andan itibaren kullanılan markadan ve marka tescilinden haberdar olduklarını, SGK, Kira sözleşmeleri ve işyeri açılışları incelendiğinde hangi tarafın doğruyu beyan ettiğinin aşikar olduğunu, resmi kayıtlarda Davalının 31/03/2016 tarihinde kadar davacının yanında çalışıyor gözüktüğünü, Mecidiyeköy'deki dükkanın açılış tarihinin 04/02/2015 olduğunu, haliyle davalı müvekkilinin daha resmi olarak davacı yanında çahşıyorken 1 yıl önce ...'deki lokantanın açıldığını ve çalışmaya başladığını, davacıların bu durumdan haberdar olmamalarının mümkün olmadığını, kaldı ki ...'deki lokantanın 18/12/2014 tarihli kira sözleşmesinin kefilinin davacı ... olduğunu, davacıların yaşanan ticari süreç içerisindeki tutumları dikkate alındığında basiretli bir tacir gibi davranmadıkları, sessiz kalma ve zımni / açık rızayla olsa dahi hukuksal haklarını kaybettiklerini, davacıların var olduğunu iddia ettikleri sözde hakların zamanaşımına uğradığını, tek başına ... ibaresinin zayıf marka olduğunu zira "..." kelimesinde yer adı olması ve ... Bölgesinin yemeklerinin ünlü olması nedeniyle gıda ve restoran sektöründe sık kullanılan, tercih edilen bir kelime olduğunu, TPMK'nın zayıf marka niteliğinde olan "..." ibareli birçok markaya aynı anda tescil verdiğini, taraf markaları arasında en ufak bir görsel, işitsel, anlam ve çağrışım benzerliği bulunmadığını, davacıların kötüniyet iddialarının afaki olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmazlık; davacıların ... ile 9 şubesi olduğunu tescilli markalarının bulunduğunu , davalının davacı iş yerinde işçi olarak çalışırken ayrılarak aynı alanda faaliyet göstererek ... ibaresini öne çıkararak kullandığını , davalı eyleminin marka hakkını ihlal teşkil ettiğinin tespiti, önlenmesi, tedbir , 151/2-c kapsamında şimdilik 1.000 TL maddi 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline ilişkin olarak açılmıştır. Türk patent ve marka kurumundan marka tescil belgesi celp edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip davacı ve davalının dava, cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, beyanlarında geçen deliller toplanmış, marka tescil belgesi celp edilmiş,bilirkişi incelemesi yaptarılmış,
HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş,
HMK 186. madde kapsanında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
HMK 266. madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişiler ...'nun 30/03/2018 tarihli bilirkişi raporunda; davalının tescilli markasını, tescilli olduğu haliyle kullanmakta olduğunu, dolayısıyla davalı tarafça davacılar markalarına iltibas ve tecavüzün söz konusu olmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Bilirkişiler ..., ..., ...
11/09/2019 tarihli bilirkişi raporunda; Davalı kullanımının SMK uyarınca marka hakkına tecavüz ve bu suretle Haksız Rekabet oluşturmadığını Marka hakkına tecavüzün varlığına kanaat getirildiği takdirde tazminat miktarının mali inceleme kısmında belirtildiği şekilde hesapladıklarını bildirmişlerdir. Taraf vekilleri ayrıca farklı yargılama konusu olan dosyalarda alınmış bilirkişi raporları ile kesinleşmemiş ilk derece mahkeme ilamlarını ve mütalayı dosyaya sunmuşlardır.
Davalınun sunduğu ...
2.FSHHM’nin ... e dosyasınde ve ... 2 FHCM’nin ... e sayılı dosyası kapsamında alınan bilirkişi heyeti raporları dosyaya sunulmuş olup, bu raporlarda özetle Davacının "..." ibareli markasının coğrafi kaynak, vasıf bildirdiği zayıf marka niteliğinde olduğu ,içinde "..." ibaresi geçen 43. Sınıfta birçok marka olup bunların bir kısmının davacı markalarından önce tescil edilmiş olduğunu tecavüzün söz konusu olmadığını bildirmişlerdir.
Davacı ... adına ... no ile 43. sınıf için tescilli” ... markasının” 43 sınıfta yer alan, “ yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri “ için 3.12.2012 tarihinde tescil edildiği, yine ... nolu ... ... markasının 43 . sınıf “ için 17.4.2013 tarihinde tescil edildiği, ... adına ise ... nolu markanın ... ... ibaresiyle 43 . sınıf “ için 17.4.2013 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
Davalı tarafından kullanılan ... no.lu "... " markasının TPMK nezdinde 43.sınıfta tescilli olduğu anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporunda Davacının "..." ibareli markasının coğrafi kaynak, vasıf bildirdiği, zayıf marka niteliğinde olduğu , İçinde "..." geçen 43. Sınıfta birçok marka olup bunların bir kısmı davacı markalarından önce tescil edilmiş olduğu, Davacının "..." ibareli marka başvurusunun Coğrafi Kaynak, Yer Adı bildirmesi nedeniyle kurum tarafından red edildiği, Dolayısıyla davacılar adına "..." ibareli marka tescillerinin olmadığı, Davalı kullanımının ... şeklinde olup, kendi adına tescilli markalar kapsamında kaldığı( ... nolu ... ) , Kullarımların kendi tescilli markaları kapsamında kalması nedeniyle marka hakkının ihlalinin de söz konusu olmayacağı , yine raporda da işaret edildiği gibi ... tarafından “...” markası için yapılan başvurunun (2015/145530) mutlak ret nedenleri arasında görülerek KHK 7/1-a ve c maddelerine göre red edildiği,bu haliyle davacılar adına ... ibareli bir marka tescilinin bulunmadığı,"..." ibaresinin coğrafi yer adı belirtmesi bakımından marka olmaya müsait olmadığı, bir şekilde tescil olduysa da bu durumda Zayıf Marka olarak kabulü gerektiği, Sektörde içinde ... ibareli birçok marka ve unvan kullanımı olması nedeniyle tüketicinin karışıklığa uğramayacağını, Zayıf Marka kapsamında taraf markalarının benzer kabul edilemeyeceği,zMarka İhlali ve Haksız Rekabet durumunun oluşmadı anlaşıldığından subuk bulmayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. ... ibaresi bir coğrafi ibare olup, Bu ismin tüm Türkiye’de şu veya bu sebeple bilindiğinden da şüphe etmemek gerekmektedir. Coğrafi yer isimlerinin marka olarak alınması ve bir kişinin tekeline bırakılması durumunda, artık bu yer isimlerini anılan mal ve hizmetlerle ilgili anılan yerlerde çok daha eski tarihlerden bu yana oturan ve ticaret yapan kişiler bile markasal olarak yahut marka ile iltibas yaratabilecek biçimde kullanamayacaklardır.
Onun için çok bilinen bu tür coğrafi yer isimlerinin hangi tür mal veya hizmet ile ilgili olursa olsun marka olarak tescili mümkün değildir. Ancak her nasılsa tescil edilmişse ancak zayıf marka olarak korunacaktır. Coğrafi yer isimlerinin belli bir hizmet ve malla ilgili olarak bilinirlik kazanması durumunda ise şayet anılan mallar ilgili yerden gelmiyorsa veya anılan yerde sunulmuyorsa yanıltıcılık yaratacağı da açıktır. Bilinen yer isimlerinin yanlarına başka bazı sözcükler ve ayırt edici işaretler konularak tescili mümkündür.
Yargıtay 11.HD’nin ve Adalet Divanı kararlarında da anlaşılacağı üzere (Prana Haus v. OHIM, C-494/08, p. 52; Prana Haus v. OHIM, T-226/07, p. 36; OHIM v. Wrigley kararı, C-191/01, 23/10/2003, paragraf 32; Koninklijke KPN Nederland kararı, C 363/99, 12/02/2004, paragraf 97) bir markayı oluşturan işaretin 556 sayılı KHK'nın 7/c bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için, bu işaretin marka kapsamındaki mallara ve hizmetlere ilişkin olarak başvuru tarihinde fiilen tanımlayıcı biçimde kullanılması bile şart değildir. Nitekim TPMK davacının “...” ibareli başvurusunu ret etmiş olup, bir an için müstakilen marka olarak tescil ettirilmiş olması halinde dahi ancak ayırt ediciliği çok yüksek bir marka gibi korunmayacağı hususu da açıktır.
Yani tekel altına alınmasına izin verilmeyen tasviri ve vasıf bildirici sözcüklerden esinlenilerek oluşturulan markalar baştan itibaren zayıf marka konumundadırlar. Bu tür markalar arasındaki iltibas tehlikesi, yapılacak küçük bir değişiklik ile bertaraf edilebilir. Bu tür işaretleri marka olarak seçenlerin, önceden alınmış olan markalardan küçük bir takım değişiklikler yapmak suretiyle aynı vasıf bildirici sözcüklerden türetilen başkalarına ait yeni isimlere/markalara engel olabilme olanağı daha baştan itibaren ortadan kalkmakta veya zayıflamaktadır. Ayırt edici gücü zayıf işaretler kimi durumda tescil edilebilirlik eşiğini geçebilse de, bunlar için sağlanacak koruma kapsamı ayırt edici gücü yüksek işaretlere sağlanan koruma kadar yüksek olamaz. Her ikisi de tescilli markalar olsa da, ayırt edici gücü zayıf bir markanın yararlanacağı koruma düzeyi, hiçbir şekilde ayırt edici gücü yüksek bir markanın yararlanacağı koruma düzeyiyle eşit olmayacaktır.
Davalının kullanımının marka tescili kapsamında "... harflerini içerir logo" biçiminde olduğu, Davacı ... adına ... numaralı "... ..." ve Davacı ... adına ... numaralı "... ..." markalarının TURKPATENT'te tescil edildiği haliyle kullanılmadıkları, Markaların bu ayırtedici unsurlar kullanım dışı bırakılarak ... logosu ile birlikte "..." şeklinde kullanıldıkları, Markanın ayırt edici unsurunun terk edilerek farklı şekilde kullanılmasının markanın kullanılması olarak kabul edilemeyeceği, İlgili markalar açısından davacıların kullanımının tescil kapsamında olmaması nedeniyle davalı kullanımının herhangi bir markaya tecavüz ve haksız rekabet halini oluşturmayacağı, Davacılar adına " ..." ibareli bir marka tescili bulunmadığı ve haliyle buna ilişkin bir marka korumasının ve tecavüzünün bulunmadığı, ..." ibaresinin davacı tarafından tek başına münhasıran kullanımı gibi bir durumun söz konusu olmadığı, TURKPATENT'in "..." seklindeki davacı marka tescil başvurusunu reddettiği dikkate alındığında, davacının ... tescil numaralı "..." ibaresine tanımlayıcı "..." ibaresini ekleyerek kullanımının, yasanın SMK 7/1-c uyarınca kendine vermediği tescil hakkının bir şekilde kullanımı halini alacağı ve haksız kullanım tezahür edeceği, "..." ibaresinin coğrafi kaynak belirten, tanımlayıcı bir ifade ve zayıf bir marka olduğu ve 3. kişilerin ufak eklemeler ile kullanımlarına lehlerine olacak şekilde ayırt edicilik katabileceği, bu açıdan davalının kullanımının davacının marka hakkına tecavüz teşkil etmeyeceği ve haksız rekabet oluşturmayacağı anlaşılmıştır.
Dosyada toplanan deliller, taraflara sunulan karar ve rapor örnekleri,mütalaa içeriği, marka tescil belgeleri, markaların davalı yanca kullanımına ilişkin yerinde tespit yapan bilirrkişi ... ve bilirkişiler ..., ..., ... 11/09/2019 tarihli denetim ve hüküm kurmaya elverişli, yüksek mahkeme ilamları ve marka hukuku ilkelerine göre hazırlanmış raporları dikkate alınarak davacının subut bulmayan davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur.
1.Davanın reddine,
2.54,40 TL ilam harcının peşin harçtan mahsubu ile artan 133,46 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine,
3.Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 4910- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4.Reddedilen maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 1.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5.Reddedilen markaya tecevüzün tespiti önlenmesi talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 4910- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Davalı tarafın yargılama giderlerinden olan 100 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7.Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine, Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararıntebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulenanlatıldı.23/09/2020 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)