22. Hukuk Dairesi
22. Hukuk Dairesi 2013/5688 E. , 2013/27744 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul 5. İş Mahkemesi
TARİHİ : 11/12/2012
NUMARASI : 2010/713-2012/907
DAVA : Taraflar arasındaki, cezai şart alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatınca istenilmesi ve davalı taraf duruşma talebinde bulunması üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat İlke Işık Sağdıç ile karşı taraf adına Avukat Begüm Büyükeren geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi M. Yıldız tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 2 yıl süreli olarak yapılan iş sözleşmesinde, konumunun üst düzey yönetici olarak belirlenerek, ''..... Hukuki, mali, vergisel, iktisadi olmak üzere her türlü iş ve işlemlerin yönetici tarafından gerçekleştirileceği, bunun engelleyen ya da aşan uygulamaların sözleşmenin haklı fesih sebebi olduğu, şirketin bu düzenlemeye aykırı karar alamacayağının '' kararlaştırılmış olduğunu, ancak davalı bu düzenlemeye aykırı davranarak şirketin organizasyon yapısında değişiklik yaparak yeni bir genel koordinatör ve genel müdür atanmak suretiyle müvekkiline tanınan genel müdürlük ve tek yetkili olma hakkının kısıtlanarak çalışma alanı serbestisine müdahale edilmesi üzerine iş sözleşmesini 08.04.2010 günlü istifa dilekçesi ile sona erdirmek zorunda kaldığını ve sözleşmede öngörülen ''şirketin çalışma alanı ve serbestisine müdahale edilmesi sebebiyle yöneticinin sözleşmeyi feshetmesi halinde şirket tarafından yöneticiye 180.000,00 TL ödenecektir'' şeklindeki düzenlemeye istinaden Beyoğlu 37. Noterliğinden keşide edilen 07.05.2010 günlü ihtarname ile müvekkilinin talep hakkı doğan sözkonusu cezai şartın ödenmesi talep edilmiş ise de herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek cezai şartın davalıdan faiziyle birlikte tahsilini istemiş, talebini 05.11.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile artırmıştır.
Davalı vekili, dava dilekçesinde 4857 sayılı İş Kanunu'na dayalı talepte bulunulmuş olup, davacı taraflar arasında imzalandığını iddia ettiği bir sözleşmeye dayalı alacak talebinde bulunduğundan davanın görev yönünden reddi gerektiğini, 05.01.2010 tarihinde işe başlayan davacının kendi isteği ile 08.04.2010 tarihli dilekçesi ile istifa ederek işten ayrıldığını, taraflar arasında iddia edildiği şekilde bir iş sözleşmesi imzalandığı kabul edilse dahi, sözleşmedeki cezai şartın talep edilebilmesi için sözleşmenin yazılı olarak haklı nedenle feshedilmiş olması gerektiğini, oysa iş sözleşmesi davacı tarafından feshedilmemiş olup, şirketteki görevinden kendi isteği ile istifa etmiş olduğunu, istifa dilekçesinde belirtilen şirketin organizasyon yapısında yapılan değişiklik nedeniyle, yeni atanan genel koordinatör ve genel müdürün kendisine tanınan genel müdürlük ve tek yetkili olma hakkının kısıtlanarak çalışma alanı serbestisine müdahale edildiği iddiasının subjektif nitelikte davacıya ait görüş olduğunu, varlığı iddia edilen sözleşmenin ibrazı ile yine var ise sözleşmedeki cezai şart talep koşullarının oluşup oluşmadığının ispatı gerektiğini ileri sürmüş, yargılama aşamasında iş sözleşmesinde imzası bulunan genel müdür yardımcısının imza yetkisi olmadığından sözleşmenin geçersiz olduğunu, buna bağlı olarakta cezai şartın ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının davalı şirkette genel müdür olarak çalışmakta iken, şirket yönetiminin taraflar arasındaki sözleşme hükmüne aykırı olarak yeni bir genel müdür ve genel koordinatör atamak suretiyle kendisine tanınan genel müdürlük ve tek yetkili olma hakkının kısıtlanarak çalışma alanı serbestisine müdahale edilmesi üzerine iş akdini haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, süresi içinde davalı ve davacı tarafından tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Iş Kanun'u kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. 4857 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342 . maddesinde, “ Şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi karariyle idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esas aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez ” yönünde düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenleme ile anonim şirket genel müdürlerinin iş görme edimini yerine getirmemiş olmaması halinde, şirket yönetim kurulu üyeleri ile aynı hükümlere tabi tutularak sorumlu olacağının kabul edildiği görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/9-328 esas-2010/370 karar ve 07.07.2010 tarihli kararında "Anonim şirket ile yönetim kurulu üyesi arasındaki ilişkinin hukuki niteliği karşılaştırmalı hukukta tartışmalı olmakla beraber, Alman hukukunda sözleşme şartlarına göre, vekalet veya hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmekle birlikte, daha çok hizmet sözleşmesi olduğu yönündedir. Fransız hukukunda da, bu ilişkinin bir vekalet sözleşmesi olduğu kabul edilmiştir. İsviçre hukukunda ise vekalet hakkındaki hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (Mimaroğlu, S. Kemal: Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukuki Mesuliyeti, Ankara 1967, s. 100). Türk öğretisinde de, bu ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğu görüşü hakimdir (Çamoğlu, Ersin: Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 1972, s.102-104; Mimaroğlu, S.Kemal: a.g.e., s.101- 102) Yargıtay, yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir hizmet sözleşmesi bulunmadığını kabul etmiştir (H.G.K.'nun 5.2.2003 gün ve 2003/9-82 E.-65 K. sayılı ilamı) Genel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu TTK. 320 ve TTK.
336.maddelerine göre belirlenir. Şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir vekalet sözleşmesi ilişkisi bulunduğundan, üyelerin şirkete karşı vekil gibi sorumlu olmaları doğaldır." denilmektedir.
Yukarıda da özetlendiği üzere, 6772 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342. maddesinde ki düzenleme gereğince, anonim şirket genel müdürleri, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabiidir ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu da Türk Ticaret Kanununda özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyuşmazlıklara ilişkin davalar Türk Ticaret Kanununun 4/1. madde uyarınca mutlak ticari davadır. Bu davalara o yerde Ticaret Mahkemesi varsa, bu mahkemenin bakması gerekir.
Somut olayda, taraflar arasında davacının şirket genel müdürü olarak görev yapması hususunda sözleşme imzalandığı anlaşılmaktadır. Görevi sebebi ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olan davacı tarafından açılan davalar yönünden Ticaret Mahkemesinin görevli olacağı dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.