8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/5105 E. , 2021/3151 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R
Davacılar vekili, 138 parsel sayılı taşınmazda müvekkilerin miras bırakanı ...’un 2/35 pay maliki olduğunu, davalının 2010 yılından itibaren taşınmazı hukuka aykırı olarak kullandığını belirterek, elatmanın önlenmesine ve rayiç değer üzerinden 4 yıllık kiralama bedelinin yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, çekişmeli parselin 138 parsel değil, 438 parsel olduğunu, bu parselde müvekkili ve eşi ...'in pay sahibi olduğunu, müvekkilinin işlediği yerlerin eşine ait olan paylar olduğunu, başkalarının payına müdahalesinin söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, (ilk kararda) davanın kabulü ile 438 parsel sayılı taşınmaza davacıların murisi ...'un 2/45 payı oranında davalının elatmasının önlenmesine, 5.000,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak muris ...'a ait veraset ilamındaki payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairece, “...yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, oluşmuş ise kimin nereyi kullandığının belirlenip krokiye yansıtılması, fiili kullanma biçimi oluşmamışsa davacının payına karşılık taşınmazda kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanarak harici bir taksim anlaşması varsa davanın reddedilmesi, yoksa intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tereddütte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmesi, intifadan men koşulunun gerçekleşmesi halinde yukarıda ifade edilen ilkeler doğrultusunda ecrimisil yönünden hesaplama yapılması gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması da doğru değildir” gerekçeleriyle bozma kararı verilmiştir. Mahkemece, açıkça bozma ilamına uyma kararı verilmemiş ise de bozma doğrultusunda işlem tesis edilmek suretiyle bu kez davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafında temyiz edilmiştir. Dava; paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu 438 parsel sayılı taşınmazın davacıların miras bırakanı ..., davalı ve dava dışı 3.kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu sabittir. Öncelikle belirtmek gerekir ki; bozmaya eylemli olarak uyan mahkeme, bozma kararı gereğince işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Mahkemenin bozma ilamına eylemli olarak uyulduğu ancak bozma ilamı doğrultusunda gerekli iş ve işlemleri yapmadan, bozma gereklerini tam olarak yerine getirmeden karar verdiği sabittir.
Şöyle ki; Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre, fiili taksim, taşınmazda bütün paydaşlara az veya çok yer verilmesi ile oluşmasına rağmen, mahkemece, dava konusu taşınmaz üzerinde tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı tereddüte mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmediği gibi bozma öncesi alınan tanık beyanları ile bozma sonrası alınan tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmemiştir. Ayrıca bozma öncesi alınan Fen Bilirkişi raporunda davalının hissesinden fazla yer kullandığı belirtilmesine rağmen bozma sonrası ibraz edilen Fen Bilirkişi raporunda ise, davalının payından az yer kullandığı tespitine varılmıştır.
O halde, mahkemece yapılacak iş; yerinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının HMK'nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, ilk bozma ilamında ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, öncelikle dava konusu taşınmaz üzerinde (her bir paydaşa az veya çok bir yer verilip verilmediği konusunda) tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının araştırılması, oluşmuş ise kimin nereyi kullandığının belirlenip krokiye yansıtılması, harici bir taksim sözleşmesi veya fiili kullanma biçiminin oluşmadığının tespit edilmesi halinde, bu kez davacıların paylarına karşılık taşınmazda kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması, var ise bu yer ve/veya yerlerin kullanımına davalılar tarafından engel olunup olunmadığı hususlarının taraf tanıklarından ayrıntılı olarak sorulması bu şekli ile davalıların kullanım durumunun (ecrimisil talep edilen dönem itibariyle) tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi, bozma öncesi ve bozma sonrası tanık beyanları arasında çelişki bulunduğundan 6100 sayılı HMK'nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, bundan sonra tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi, davacıların az veya çok kullanabilecekleri bir yerin varlığı halinde davanın reddine karar verilmesi, yoksa davacıların talepleri de dikkate alınarak taşınmazın kullanım durumuna göre intifadan men koşuluna gerek olup olmadığı da belirlendikten sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanmış ve/veya toplanacak deliller hep birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu husular düşünülmeden ( ve fen bilirkişi raporları arasındaki çelişki de giderilmeksizin) eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.