Hukuk Genel Kurulu
Hukuk Genel Kurulu 2018/455 E. , 2021/1407 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
1.Taraflar arasındaki "kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Borçka Kadastro Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2.Direnme kararı davacı ... İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi:
4.Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgede 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5304 sayılı Kanun'la değişik 4. maddesi gereğince yapılan kadastro çalışmaları sırasında, 101 ada 1 nolu orman parselinin bitişiğinde 407-417 numaralı orman sınır noktalarını çevreleyen poligon içerisinde kalan sahanın orman dışı alan olarak bırakıldığını, davaya konu yerin 1971 yılı memleket haritaları ve hava fotoğraflarında 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi gereğince orman sayılan yerlerden olduğunu ileri sürerek O.S. 407-417 noktalarını çevreleyen poligon içerisinde kalan sahanın Devlet ormanı olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı:
5.Davalı Hazine vekili duruşmadaki beyanında, davaya diyeceğinin olmadığını bildirmiştir.
6.Davalı ... temsilcisi yargılamaya katılmamış, cevap dilekçesi sunmamıştır.
7.Dahili davalılar ... ve ...; dava konusu yerin orman sayılan yerlerden olduğunu kabul ettiklerini beyan etmişlerdir. Mahkemenin Birinci Kararı:
8.Borçka Kadastro Mahkemesinin 27.02.2013 tarihli ve 2011/29 E., 2013/94 K. sayılı kararı ile; dahili davalılar ... ve ...'in davayı kabul ettikleri gerekçesiyle davanın kabulü ile, dava konusu 123 ada 1 ve 2 parsellere ilişkin olarak yapılan kadastro tespitinin iptaline, orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
9.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10.Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 07.04.2014 tarihli ve 2014/192 E., 2014/4174 K. sayılı kararı ile; "… Mahkemece; her ne kadar davalı gerçek kişinin davayı kabul etmesi nedeni ile davanın kabulüne ve taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş ise de; mahkemenin bu kabulü yerinde değildir. Şöyle ki; dava, kısmî ilân süresi içinde açılmış olduğundan malik hanesi boş olarak tesbit tutanağı düzenlenmiştir. Kadastro ekibince malik hanesi doldurulmuş dahi olsa bunun bir geçerliliği söz konusu değildir. 3402 sayılı Kanunun 30/2. maddesi gereğince bu hallerde kadastro hâkimi kendiliğinden gerekli gördüğü tüm delilleri toplayarak gerçek hak sahibini bulmak ve sicil oluşturmak zorunda olduğu gibi taşınmaz hakkında araştırma yapmak gerektiği de düşünülmelidir. Bu yön gözetilmeden, gerekli araştırma ve inceleme yapılıp gerçek haksahipleri belirlenmeden, davalı gerçek kişilerin davayı kabul ettiğinden bahisle, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Bu nedenle, mahkemece, komşu parsel tutanak ve dayanakları, yöreye ait en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ile amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisi veya olmadığı takdirde bir tapu fen elemanından oluşacak bilirkişi kurulu yardımıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaza ve çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3/3/2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı; öncesi orman olan bir yer üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler yardımıyla yerine uygulattırılıp; orijinal- renkli (renkli fotokopi) memleket haritası ölçeğinin kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeğinin de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; asıl taşınmazın kapsamı orman veya ormandan açma değilse, komşu parsel tutanakları da denetlenerek 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklığı olup olmadığı belirlenmeli; eylemli durumu üzerinde durulup varsa üzerindeki orman örtüsünün yoğunluğu, ağaçların yaşları ve alt flora ile toprak yapısı, eğim durumu incelenmeli, mahalli bilirkişi ve tanıklar taşınmaz başında dinlenilmeli, ziraatçi bilirkişiden taşınmazın niteliğine ilişkin rapor alınmalı, temyiz eden Hazinenin talepleri değerlendirilmeli ve davalı kişilerin davayı kabulleri de gözetilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı:
11.Borçka Kadastro Mahkemesinin 29.07.2015 tarihli ve 2014/32 E., 2015/38 K. sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde; dava konusu parsellere ilişkin memleket haritası ve hava fotoğrafları incelendiğinde taşınmazın zirai alanda kaldığı, ayrıca bilirkişi raporlarına göre tarım arazisi niteliğinde olduğu, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişiler tarafından, dava konusu taşınmazların mirasen intikal ve taksim suretiyle malik sıfatıyla zilyet olarak kesintisiz bir şekilde yirmi yılı aşkın süredir dahili davalılar tarafından kullanıldığının beyan edildiği, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla zilyetlik koşullarının dahili davalılar yönünden gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu taşınmazların çay bahçesi vasfıyla kadastro tespitleri gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
12.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... İdaresi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
13.Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 22.03.2017 tarihli ve 2015/13968 E., 2017/2260 K. sayılı kararı ile; "…Mahkemece; yapılan değerlendirme dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazların etrafı orman ile çevrili olduğu halde mahkemece orman içi açıklık niteliğinde oldukları nazara alınmadan hüküm kurulması isabetli değildir. 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde açıklanan orman içi açıklık niteliğinde olduğu, gerek 26.05.1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesinde gerekse 25.06.1970 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 31.05.1970 gün ve 531 sıra no'lu Orman Tahdit ve Tescil Yönetmeliğinin 33/3 ve 19.08.1974 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 25.07.1974 tarihli Orman Kadastro Yönetmeliğinin 40/A ve 30.05.1984 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 30/1 ve 02.09.1986 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/1 ve 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/a maddesinde "... 6831 sayılı Yasanın 17. maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaççık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıkların orman olarak sınırlandırılacağı" öngörülmüştür. 6831 sayılı Kanunun 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez. 6831 sayılı Kanun, madde: 17/1-2 Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır.
17.maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.
Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar, özel mülke dönüşüp tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır. [Y....K.’nun 10.12.1997 ve gün 1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün 1997/20-808/1039, 08.02.1999 gün 1999/7-22-43, 13.10.1999 gün 1999/8-689-822, 03.04.2002 gün 2002/8-230-261 ve 22.10.2003 gün 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, Kanun gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Mahkemece değinilen yönler gözetilerek dava konusu 123 ada 1 ve 2 sayılı parsellerin dört tarafının ormanlarla çevrili olduğu, zilyetlikle kazanımının mümkün olmayacağı göz önüne alınarak Orman Yönetiminin davasının kabulü gerekirken, dava konusu taşınmazın özel mülke dönüşmesini sağlayacak biçimde davanın reddi yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı:
14.Borçka Kadastro Mahkemesinin 04.12.2017 tarihli ve 2017/10 E., 2017/12 K. sayılı kararı ile; Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği'nin 14/1-s fıkrası gereğince bir yerin orman içi açıklık olması için öncelikle kültür arazisi olmayan bir yer olması, insan müdahalesi olmaksızın kendiliğinden oluşan, doğal olarak ağaç ve ağaççık içermeyen, genel olarak otsu bitki ve bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler ve dört bir etrafının orman ile çevrili olmasının arandığı, somut olayda bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazda çay yetiştiriciliği yapıldığı, taşınmazın muhtelif yerlerinde meyve ağaçlarının bulunulduğu ve tarım arazisi niteliğinde olduğunun tespit edildiği, bozma kararında belirtildiği şekilde orman içi açıklık kavramı çok geniş yorumlanarak tarım arazisi niteliğinde olan bir yerin orman içi açıklık olarak değerlendirilmesine katılmanın mümkün olmadığı, tanımda belirtildiği üzere kültür arazilerinin orman içi açıklık olarak tanımlanamayacağı, dava konusu taşınmazın da tarım arazisi niteliğinde olduğu ve bu hâliyle orman içi açıklık niteliğinde olamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:
15.Direnme kararı süresi içinde davacı ... İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK
16.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, dava konusu 123 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında orman içi açıklık niteliğinde olup olmadıkları noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE
17.1937 tarihli 3116 sayılı Orman Kanunu, Cumhuriyet döneminin ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Ormanın hukukî tanımı ilk defa bu Kanun'da yapılmış, 1938 yılında 3444 sayılı Kanun'la bazı maddeleri değiştirilmiş, 1945 yılında da 4785 sayılı Kanun'la orman tanımının yer aldığı 1. maddesinde değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı istisnaları hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir.
18.1950 yılında 5653 sayılı Kanun'la 3116 sayılı Kanun’un 1. maddesinde orman; “Bu kanunun tatbikinde kendi kendine yetişmiş veya emekle yetiştirilmiş olup da herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıkların toplu halleri ile beraber orman sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. 1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu’nda da, 3116 sayılı Kanun gibi 1. maddesinde orman tanımına yer verilmiştir. Buna göre orman; “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır” şeklinde tanımlanarak maddenin kapsamı daha da genişletilmiştir.
19.6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17/1-2. maddesi uyarınca; Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır. Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yolları ile elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur.
20.Madde içeriğinden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamasına ve bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin verilmemiştir. Bu açıklıkların öncesinin orman olup olmaması önemli değildir. Zira, madde metninde orman içi açıklıkların öncesi orman ise, ya da ormandan açılmış ise şeklinde bir açıklama, bir bölüm olmadığı gibi, madde metninde geçen orman içinde yer alan herhangi bir nedenle var olan açıklıklar deyimi de bu olguyu ifade etmektedir. Uygulanan memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında öncesi orman olduğu saptanan, fakat sonradan ormandan açılmış bulunan yerlerin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre orman sayılacağı tartışmasızdır (HGK’nın 10.12.1997 tarihli ve 1997/20-808/1039, 08.02.1999 tarihli ve 1999/7-22-43, 13.10.1999 tarihli ve 1999/8-689-822, 03.04.2002 tarihli ve 2002/8-230-261, 22.10.2003 tarihli ve 2003/20-665/614 sayılı kararları).
21.Ayrıca, gerek 26.05.1958 tarihli Orman Tahdit ve Tescil Talimatnamesi'nde gerekse 25.06.1970 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan 31.05.1970 tarihli ve 531 sıra nolu Orman Tahdit ve Tescil Yönetmeliği'nin 33/3, 19.08.1974 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 25.07.1974 tarihli Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 40/A, 30.05.1984 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 30/1, 02.09.1986 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 23/1 ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 26/a maddesinde devlet ormanı olarak sınırlandırılacak yerler belirtilmiştir. 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 26/a maddesinde "6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre, orman sayılan ve eskiden beri Devlete ait olduğu bilinen ormanlar, orman içindeki kültür arazileri dışında 6831 sayılı Kanununun 17 nci maddesinde yer alan orman içinde bulunan doğal olarak ağaç ve ağaçcık içermeyen, genel olarak otsu bitki veya bazı durumlarda yer yer odunsu bitkiler içeren açıklıklar, … Devlet ormanı olarak sınırlandırılır." hükmüne yer verilmiştir.
22.Orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, Kanun gereği orman sayıldığı için orman olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Dolayısıyla belgelerdeki görünümü ne olursa olsun, bu açıklıklar kişiler adına tescil olunamaz. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacağından, bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır. Bu nedenledir ki, Kanun'da kesin olarak bu parçaların özel mülk olmasına, tesciline izin verilmemiştir. Taşınmazın anılan madde kapsamında orman içi açıklık vasfında olması için tapulu bir taşınmaz olmaması ve kural olarak dört tarafının ormanla çevrili olması bu nedenle ediniminin orman bütünlüğünü bozması gerekir.
23.Diğer taraftan, tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 45. maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
24.Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesine gelince; davacı ... İdaresi tarafından dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükümlerine göre yapılarak 24.03.2011-22.04.2011 tarihleri arasında ilan edilen orman kadastro çalışmaları sırasında 101 ada 1 nolu orman parselinin bitişiğinde yer alan 407-417 numaralı orman sınır noktalarını çevreleyen poligon içinde kalan sahanın orman sayılan yerlerden olduğu hâlde orman sınırı dışında bırakıldığı ileri sürülerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmesi talep edilmiş, dava konusu yer kadastro çalışmalarında 123 ada 1 parsel numarası ile, senetsizden, 1260,31 m2 yüzölçümünde ve ...'in, 123 ada 2 parsel numarası ile, senetsizden, 1288,66 m2 yüzölçümünde ve ...'in yirmi yılı aşkın zamandan beri malik sıfatıyla zilyetliklerinde bulunduğu, taşınmazlar Borçka Kadastro Mahkemesinin 2011/29 E. sayılı dosyasında davalı olduğundan malik ve nitelik haneleri boş bırakılarak tespit edilmiş ve tutanaklar kadastro mahkemesine gönderilmiştir.
25.Dosya kapsamından, dava konusu taşınmazların %20-30 eğime sahip oldukları, bir kısmında yabancı otlar ve çalı formunda odunsu bitkilerin bulunduğu, dört tarafının 101 ada 1 parsel sayılı orman parseli ile çevrili olduğu, ormandan ayırıcı unsuru bulunmadığı görülmüş olup özel mülkiyete dönüşmesi hâlinde orman bütünlüğünü bozacağı kuşkusuzdur. Bu hâli ile dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 17/2. madde hükmüne göre orman içi açıklık niteliğinde orman sayılan yerlerden olduğu ve 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliği'nin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılmasının zorunlu olduğu, dahili davalıların herhangi bir geçerli mülkiyet belgesine dayanmadıkları ve bu tür yerlerin zilyetlikle kazanımının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
26.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mahkemece yapılan keşif, mahalli bilirkişi beyanları ve bilirkişi raporlarından; dava konusu taşınmazların dahili davalıların murislerinden bu yana kullanılan, üzerlerinde çay ve muhtelif meyve ağaçları bulunan kültür arazisi niteliğinde olduğu ve ormanla ilgisinin bulunmadığının tespit edildiği, Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik'in 26. maddesinde Devlet ormanı olarak sınırlandırılacak yerler belirlenirken (a) bendinde, bir yerin orman içi açıklık sayılabilmesi için kültür arazisi olmaması ön koşuluna yer verildiği, orman örtüsü ve orman toprağı bulunmayan, uzun yıllardır tarım yapılan ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olan dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında orman içi açıklık olduklarının kabul edilemeyeceği, orman içi açıklığın kişilerin kadim tarım arazilerini kapsayacak şekilde geniş olarak yorumlanmasının evrensel hukuk ilkelerine uygun olmadığı, direnme kararının gerekçesinin yerinde olduğu, ne var ki hüküm fıkrasının infaza elverişli olmadığı, taşınmazların malik haneleri boş bırakılarak tespit edilmeleri karşısında tespit gibi tesciline karar verilemeyeceği, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27.Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
28.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
Davacı ... İdaresi vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.11.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.