Aramaya Dön

Hukuk Genel Kurulu

Esas No
E. 2018/888
Karar No
K. 2021/1623
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İcra İflas Hukuku

Hukuk Genel Kurulu         2018/888 E.  ,  2021/1623 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1.Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2.Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi:

4.

Davacı vekili 03.08.2012 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların ortağı olan ... Yapı Limited Şirketi arasında Manavgat İlçesi, Sarılar Köyü, 608 ada 14 parselde bulunan ... Evleri Sitesinin yapımı için 26.12.2007 tarihinde sözleşme imzalandığını, şirketin belirlenen esaslar dairesinde inşaat başladığını ancak yapımında verilen talimatlar dışına çıkıldığından iskanla ve o tarihteki vekille ilgili bazı problemler yaşandığını, bu olayların bir kısmının adliyeye yansıdığını, müvekkilinin yaşadığı problemler nedeniyle maddi anlamda destekte bulunacağını ifade eden davalı ...’ün kendisine teminat olarak verilecek tapu karşılığında bankadan teminat mektubu alarak verebileceğini, olmadığı takdirde dairenin değeri ile sınırlı kalmak kaydıyla nakdi yardımda bulunacağını söylediğini, bu çerçevede müvekkilinin kayden maliki olduğu 14 parseldeki A Blok, Zemin Kat, 1 numaralı bağımsız bölümün satış işlemini yapması için diğer davalı ...’ü Manavgat 6. Noterliğinin 03.11.2010 tarih 14462 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile vekil tayin ettiğini, davalıların amca çocukları olduğu gibi İsmail’in adı geçen şirkette diğer davalının sağ kolu pozisyonunda bulunduğunu, vekilin davaya konu taşınmazı 14.12.2010 tarihinde diğer davalıya 6.000TL bedelle sattığını ancak gerçekleştirdiği satışın ardından müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığını, taşınmazı rayiç değerinin altındaki bir bedelle devrettiğini, bu satış işleminin geçersiz olduğunu, vekâlet sözleşmesine göre müvekkiline ait evin rayiçten az bir bedelle satılamayacağını, satış bedelinin ödenmesi gerekeceği hususunun da kanun hükmü olduğunu ileri sürerek, vekil tarafından satışı yapılan 1 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar Cevabı:

5.Davalı ... vekili; davanın süresinde açılmadığını, bu nedenle öncelikle süre yönünden reddi gerektiğini, müvekkilinin ... Yapı İnşaat Taahhüt Alm. Müh. San. ve Ltd. Şti’nin sahibi olduğunu ve ... Evleri Sitesinin yapımı için davacı ile 2.100.000TL bedelle anlaştığını, “Tutanak” başlıklı belge ile de inşaatın teslim edildiğini, davacıdan alacaklı olan müvekkilinin davacıya vaatte bulunduğu iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının sık sık İngiltere'ye giden hatta o ülkede ikamet eden bir şahıs olduğunu, müvekkiline 2.100.000TL borcunu ödeyemediğini, borcun bir kısmını ödeyebilmek amacıyla dava konusu daireyi borcuna mahsuben devretmek için davalı ...'e vekâlet verdiğini, bu nedenle davacı hakkında başlatılan icra takibinin 2.100.000TL üzerinden değil 2.000.000TL üzerinden yapıldığını, söz konusu 100.000TL’nin dava konusu dairenin karşılığı olduğunu, davacı tarafından icra takibinden sonra dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, vekâlet verilen kişinin müvekkilinin hem amca oğlu hem de şirkette çalışan işçisi olduğunu, davacının böyle bir kişiyi vekil tayin etmesinin şirkete olan borcundan kaynaklandığını, ayrıca ülkemizde tapuda resmi satış bedelinin her zaman düşük gösterildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

6.Davalı ...; şirket sahibi olan ...'ün amcasının oğlu ise de söz konusu şirkette normal bir çalışan konumunda bulunduğunu, yurt dışında yaşayan davacının bundan dolayı kendisini vekil tayin ederek şirkete olan 2.100.000TL borcunun 100.000TL’sine mahsuben söz konusu evi devretmek üzere kendisine vekâletname verdiğini, bu hususta anlaşma sağlandığı için toplam borçtan mahsup yapılarak davacı hakkında 2.000.000TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, tapu masraflarının fazla çıkmaması için evin bedelinin tapuda düşük gösterildiğini, davacının başka yerlerini de vekâletnameyle sattığını ve yine tapuda masraflar az çıksın diye bedelin düşük gösterildiğini, o kişilere karşı da dava açan davacının kötü niyetli olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

7.Manavgat 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2013 tarihli ve 2012/491 E., 2013/713 K. sayılı kararı ile; davacıya ait taşınmazın vekil ... tarafından 6.000TL bedelle diğer davalı ...'e satılarak devredildiği, yapılan keşifte taşınmazın projesindeki gibi zemin kat olarak değerlendirildiğinde 110.000TL, fiili kullanım durumuna göre bodrum kat ve ters dubleks olarak değerlendirildiğinde ise satış tarihi itibariyle 155.000TL değerinde olduğu, davacıya bedel verilmediği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, bu husus sabit olduğundan davalı ...'ün vekâlet görevini kötüye kullanarak davacı adına işlem yapmayıp sebepsiz yere zenginleştiği, davalıların takas iddialarını ispat edemedikleri, yalnızca 2.000.000TL alacak için takip başlattıkları, iddia ettikleri alacak için herhangi bir belge ibraz etmedikleri gibi buna ilişkin bir mahkeme kararının da bulunmadığı, davacının iddiasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

8.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

9.Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.04.2015 tarihli ve 2015/3554 E., 2015/6454 K. sayılı kararı ile; “...Yukarıda açıklanan ilke ve olgular gözetilerek somut olaya bakıldığında, davacı ile dava dışı yüklenici ... Yapı İnşaat Taah. Al. Müh. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 26.12.2007 tarihinde yapılan inşaat sözleşmesi ile, 608 ada 13 (tevhitle 608 ada 14) parsel sayılı taşınmazda konut yapımının kararlaştırıldığı, davalı ...’in anılan şirketin temsilcisi olduğu, dosya içindeki tarihsiz tutanak ile anılan taşınmazdaki üç bloktan oluşan sitenin 26.12.2009 tarihinde işveren vekili İsmail Demirci’ye eksiksiz olarak teslim edildiğinin belirtildiği görülmektedir.

Öte yandan; Manavgat 1. İcra Dairesinin 2012/1152esas sayılı takip dosyasında; ... Yapı İnşaat Taah. Al. Müh. San. ve Tic. Ltd. Şti. müdürü ...’ün davacı ... Güçcük aleyhine 17.04.2012 tarihinde 2.000.000.TL asıl alacak 776.219,18 TL faizi olmak üzere toplam 2.776.219,18 TL alacak için 26.12.2007-27.12.2007 tarihli inşaat sözleşmesine ve 09.03.2009 tarihli tutanak ve teslim tutanağına istinaden takip başlattığı, 05.11.2012 tarihinde davacının borcu vekilinin ödediğinden bahisle borca itiraz ettiğinden aynı tarihte takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 6. maddesi hükümleri gereğince; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu açıktır.

Somut olayda, davacı ile davalı ... arasında inşaat yapımına dair sözleşme yapıldığı, davacı adına vekili dava dışı İsmail Demirci’nin inşaat işinden dolayı eksiksiz olarak konutları teslim aldığına dair tutanak imzaladığı, ancak davacı ile dava dışı vekili İsmail Demrici arasında Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan tapu iptali ve tescil davaları olduğu, eldeki davada ise, davacının çekişme konusu taşınmaz temliki bakımından vekili davalı ...’ün vekalet görevinin kötüye kullandığı iddiasını ispat ettiğini söyleyebilme imkanı yoktur. Başka bir deyişle, davacının, vekili davalı ...’in kendi talimatına uygun davranmadığını, vekilinin sadakat ve özen borcuna aykırı hareket ettiğini tanık bildirmek suretiyle ispat edemediği kuşkusuzdur. Hâl böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı:

10.Manavgat 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.02.2016 tarihli ve 2016/7 E., 2016/108 K. sayılı kararı ile; vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığının her türlü delille ispat edilebileceği, bu nedenle yalnızca tanık delili ile ispat şartı aranmasının yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre taşınmazın vekil tarafından çok düşük bir bedelle devredildiği, karşılığında davacıya bedel ödenmediği, takas iddiasının da davalılar tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:

11.Direnme kararı süresi içinde davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK

12.Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda vekil ...’ün vekâlet veren davacının talimatına uygun davranmayarak sadakat ve özen borcuna aykırı hareket ettiği hususunun davacı tarafça ispat edilip edilemediği, varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE

13.01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinin birinci fıkrasına göre vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini, yapılmasını üstlenir.

14.Vekâlet sözleşmesinin tarafları vekâlet veren ile vekildir. Vekâlet veren gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi vekil de gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Sözleşmenin konusunu ise herhangi bir hukukî işlem yahut maddi bir eylemin yapılması oluşturabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması için konusunun mümkün olması yanında kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir.

15.Vekâlet sözleşmesini, TBK’nın genel hükümlerinde düzenleme altına alınan (40 ve 48. maddeleri) temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Aralarında yakın bir ilgi bulunmakla birlikte vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir. Temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukukî işlemdir. Genel olarak vekâlet, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder.

16.Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.

17.Nitekim TBK’nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506. maddesinde; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

18.Davaya konu temlikin yapıldığı 14.12.2010 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 389. maddesinin birinci fıkrasında da vekilin, müvekkilinin açık olan talimatına muhalefet edemeyeceği hükmüne yer verildikten sonra 390. maddesinde; “Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir. Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.

Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur” hükmüne yer verilmiş olup; buradaki “iyi bir suretle ifa” deyimini, söz konusu hükmün aslı olan İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398. maddesinde olduğu gibi “sadakat ve özenle ifa” olarak anlamak gerekir.

19.Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanlarda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Bu nedenle vekil üzerine aldığı işi ifa ederken aynı şartlar altında iş gören basiretli, özenli bir vekil gibi hareket etmelidir.

20.Yukarıdaki hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse TBK'nın 504/1. maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.

21.Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda vekil eden zararlandırılırken, vekil çok zaman kendisine veya başka bir kimseye çıkar sağlamaktadır. Oysa ki, sadakat ve özen borcunun temel amacı başkası adına iş gören kimsenin yetkisini kötüye kullanma riskini önlemektir. Vekâlet sözleşmesi, güven esasına dayalı bir iş görme edimi ihtiva ettiğinden bu güvenin korunması her şeyden önce TBK’nın 506. (BK’nın 390.) maddesinin bir gereği olduğu gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.

22.Uygulamada vekâletin kötüye kullanılması durumlarının, özellikle vekilin satmakla yetkili kılındığı bir taşınmazı rayiç değerine nazaran çok düşük bir bedelle satarak devrettiği hâllerde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak, Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2017/1-1272 E., 2019/1399 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekilin, vekâlet sözleşmesinde belirtilen yetkilerin dışına çıkması, vekil edenin talimatına uygun hareket etmemesi ve onun yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapması durumunda değinilen maddeler uyarınca sorumlu olacağı açıktır.

23.Diğer taraftan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

24.Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.).

25.Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu bağlamda sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir.

26.Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” şeklinde düzenlenmiştir. Usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

27.Açıklanan bu genel hükümler uyarınca vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükünün bu iddiayı ileri süren davacı tarafa ait olacağı açıktır.

28.Somut olaya gelindiğinde ise; davacı Manavgat 6. Noterliğince düzenlenen 03.11.2010 tarihli ve 14462 yevmiye numaralı vekâletname ile davalı ...’ü vekil tayin ederek, 14 parselde bulunan dava konusu 1 numaralı bağımsız bölümü dilediği kişi veya kişilere dilediği bedelle satmak üzere yetki vermiş, vekil tarafından da taşınmaz 14.12.2010 tarihli resmi akitle 6.000TL bedel karşılığında diğer davalıya satılarak, tapuda devri yapılmıştır. Mahkemece yapılan keşif sonucunda ise taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri, projedeki gibi sadece zemin kat olarak değerlendirildiği takdirde 110.000TL, fiilen kullandığı gibi ters dubleks olarak değerlendirildiği takdirde 155.000TL olarak belirlenmiştir.

29.Yerel mahkemenin kabulünde olduğu gibi davalılar tarafından satış karşılığında davacıya nakit olarak bir bedel ödendiği savunulmamıştır. Ancak davalılar tarafından, davacı ile davalı ...’ün yetkili temsilcisi olduğu ... Yapı İnşaat Taahhüt Alm. Müh. San. ve Ltd. Şti. arasında inşaat yapımına ilişkin olarak imzalanan sözleşme nedeniyle davacının borçlu olduğu, toplam 2.100.000TL olan borcun davacı tarafından ödenmediği, bir bölümünü ödeyebilmek amacıyla 100.000TL karşılığında dava konusu bağımsız bölümün devredildiği, vekâletnamenin de bu amaçla verildiği savunulmuştur. Gerçekten de davacı ile dava dışı şirket arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu her iki tarafın da kabulündedir. Bir sureti dosya arasına sunulan 26.12.2007 tarihli sözleşme ile davacıya ait inşaat yapım işi şirket tarafından yüklenilmiş olup, bütün işler götürü usulde toplam 2.100.000TL bedel karşılığında üstlenilmiştir. Şirket tarafından üç bloktan oluşan sitenin eksiksiz olarak tamamlanıp, iş sahibi olan davacıya, vekili sıfatıyla işlem yapan İsmail Demirci’nin imzası karşılığında teslim edildiği de yine dosya arasında bulanan 26.02.2009 ve 09.03.2009 tarihli tutanak başlıklı belge içeriklerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca yüklenici şirket tarafından davacı aleyhine 2.000.000TL iş bedelinin tahsili için anılan inşaat yapım sözleşmesi ve teslim tutanaklarına dayalı olarak 17.04.2012 tarihinde icra takibi başlatılmış, eldeki dava ise bundan sonra 03.08.2012 tarihinde açılmıştır.

30.Az yukarıda açıklandığı üzere vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükü bu iddiayı ileri süren davacı tarafa aittir. İddianın tanık dâhil her türlü delille ispat edilmesi de mümkündür. Ancak davacının kabulünde olan sözleşme ilişkisi ile davalıların savunmalarında ileri sürdükleri tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, somut olayda iddianın sadece taşınmazın düşük bedel gösterilerek satılmış olması ve karşılığında davacıya nakit bir bedel ödenmediği olgularına dayalı olarak ispat edildiği söylenemez.

31.Belirtmek gerekir ki, HMK’nın “Karşı ispat” başlıklı 191. maddesine göre “Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz”. Buradan hareketle; ispat yükü kendisine düşen tarafın yerine getireceği ispat faaliyeti, bu açıdan asıl ispat olarak adlandırılır. Anılan maddeye göre; asıl ispatla yükümlü olmayan taraf, karşı tarafın iddiasını ispat etmesini bekleyebileceği gibi karşı tarafın iddiasının aksini ispat için delil de gösterebilir. Bu delile ise karşı delil denilir. Burada üzerinde dikkat edilmesi gereken husus; karşı delil sunan tarafın, delil göstermekle ispat yükünü üzerine almış sayılmayacağı hususudur. Asıl ispat yükü kendinde olmayan taraf karşı delil göstermekle sadece, diğer tarafın iddiasını çürütmeye çalışır ve böylece karşı tarafın iddiasını ispat etmesini güçleştirir.

32.Bu bağlamda davalı tarafça gösterilen tanıklar mahkemece dinlenmiş, tanıklar tarafından da, davacı ile davalı ...’ün sahibi olduğu şirket arasındaki inşaat yapım sözleşmesinde kararlaştırılan bedel nedeniyle 1 numaralı bağımsız bölümün devredildiği, İngiltere’de yaşayan davacının bu nedenle davalı ...’e yetki vererek taşınmazın devrini istediği beyan edilmiştir.

33.Böyle olunca, vekil ...’ün vekâlet veren davacının talimatı dışına çıkarak iradesi dışında işlem yaptığı, dolayısıyla kanunun kendisine yüklediği sadakat ve özen borcuna aykırı davrandığı hususunun davacı tarafça ispat edildiği söylemez.

34.Hukuk Genel kurulundaki görüşmeler sırasında, davalı ...’ün sözünü ettiği alacağın bizzat kendisine değil şirkete ait olduğu, davacının şirkete borcu olsa bile ortağa yapılan devrin bu amaçla yapıldığını doğrudan söylemenin mümkün olmadığı, ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirketin bu devre muvafakat verdiğinin de ortaya konulmadığı, böyle bir muvafakatin varlığı bulunsa bile dava dışı şirketin davacıdan alacaklı olup olmadığı, yapılan icra takibi nedeniyle bir dava açılıp açılmadığı, açılmış ise ne şekilde sonuçlandığının araştırılması ve deliller eksiksiz toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek, direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

35.Bu durumda Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçelerle uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. YSM KARŞI OY

Davacı tarafça, davalı ...'in teminat mektubu alınacağı olmadığı takdirde nakdi yardım yapılacağı yönündeki sözlerine güvenilerek taşınmazın satışı için davalı ...’e vekâlet verdiğini ancak taşınmazın 6.000TL gibi düşük bedelle davalı Giyasettin’e satılarak devredildiğini ve bir ödeme de yapılmadığını belirterek tapu iptali talebinde bulunulmuştur.

Davalı ... ise sahibi olduğu şirketle davacı arasında ... Evleri Sitesinin yapılması için eser sözleşmesi bulunduğunu ve bu sözleşme gereğince 2.100.000TL alacaklı olup bu alacağın 100.000TL’si için bu devirin yapıldığını ve alacakla ilgili icra takibinin de bu nedenle 2.000.0000TL üzerinden başlatıldığını beyan etmiştir.

Tarafların dayandıkları maddi vakıalara göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için bir miktar borcun ödenmesi amacıyla bu devirin kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı ve devirin ise bu kapsamda olup olmadığının belirlenmesi uyuşmazlığın çözümünde önem taşımaktadır.

Davalı ...’in sözünü ettiği alacak kendisine ait olmayıp sahibi olduğunu belirttiği şirkete aittir. Sözü edilen şirket sermaye şirketi niteliğinde olan limited şirkettir. Şirket sahibi olmak gibi bir kavram olmayıp, bunun yerine şirkette pay sahibi olma şirket ortağı olma gibi kavramlar geçerlidir. Ticaret şirketleri ortakların kişiliğinden bağımsız olarak tüzel kişiliğe sahip olup hak ve borçlara da ehildirler.

Davacının tüzel kişi şirkete borcunun bulunması, şirket ortağına yapılan devirin bu amaçla yapıldığı ve vekâlet görevinin kötüye kullanılmadığının doğrudan kanıtı değildir. Ancak şirket ile ortağı veya üçüncü kişi arasındaki iç ilişkiden kaynaklanan nedenle taşınmaz devrinin borçlu olunan şirket yerine, şirket ortağı veya üçüncü bir kişiye yapılmış olması da mümkündür. Bu hâlde ise alacaklı şirketin bu şekilde devire muvafakat verdiğinin ortaya konulması gerekir. Diğer yandan davacı böyle bir borç bulunmadığını borcun vekilince ödendiğini savunmaktadır. Şirketin devire muvafakat verdiği ortaya konulursa bu kez şirketin sözü edildiği şekilde bir alacağının devir tarihinde hâlâ mevcut olup olmadığı, davacının iddia ettiği gibi ödeme yapılıp yapılmadığının da saptanması gerekir.

Bu durumda dava dışı şirketin davacıdan alacaklı olup olmadığı, alacağın ödenip ödenmediği yönünden eksik delillerin toplanması, özellikle alacakla ilgili icra takibi sonrasında açılmış bir dava olup olmadığı varsa ne şekilde sonuçlandığının araştırılması, davalı şirketin kendisine yapılacak devir suretiyle kısmi borç ödemesine muvafakati olduğuna dair davalı ...’den belgeleri varsa sunmasının istenmesi ve böylece deliller eksiksiz toplandıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenle eksik araştırmaya dayalı değişik bozma yapılması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, genişletilmiş gerekçeyle bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog