(Kapatılan) 15. Ceza Dairesi
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2012/1505 E. , 2013/20366 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158. maddenin İkinci fıkrasında yer alan bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir ... olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün, yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, ya da o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen
Bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkar...Başsavcısına ...kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hâkimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK'nın 158/2. maddesi uygulanamayacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır. Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Mağdur ...’ın, yurt dışında doğup büyüdüğü, daha sonra Türkiye’ye yerleştiği ve Sapanca İlçesinde kafe işleticiliği yapmakta olduğu, suç tarihi öncesinde sanık ...’ın, mağdura ait işyerinde çalışması nedeni ile sanık ile mağdur arasında tanışıklık olduğu, sanığın, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde çalışmış olması nedeni ile yurt dışına gitmek isteyen mağdura yardımcı olabileceğini söylediği, aralarında geçen bir çok konuşma sonucunda Karayolları Genel Müdürlüğü'nde görevli Feyzullah Ateş ile kurum avukatı ...’i tanıdığını, onlar vasıtası ile kendisini yurt dışına gönderebileceğini söyleyerek, bu işin yapılması için 1000 Euro verilmesi gerektiğini söylediği, mağdurun da sanığın bu vaadlerine inanarak 1000 euro parayı verdiği, devam eden süreçte sanığın, mağdura yönelik yalanını kuvvetlendirmek için ve işlerin halledilmesi için vekaletname verilmesi gerektiğini söyleyerek bir şekilde öğrenmiş olduğu kurum avukatı müşteki ...’in kısmen doğru, kısmen yanlış olan kimlik bilgilerini mağdura verdiği, mağdurun da kısmen hatalı ola bu bilgilere istinaden noterde vekaletname çıkardığı, devam eden süreçte de sanığın tekrar aynı kasıt altında mağdura, karayolları genel müdürlüğünün otelinde tatil imkanı sağlayacağını söyleyerek ve önceki tanışıklıklarını da konuşmasında kullanarak ayrıca 600 TL parayı mağdurdan aldığı, aradan geçen zamanda mağdurun, istemlerinin yerine gelmemesi nedeni ile aldatıldığını anladığı, kamu davası açılmadan önce mağdurun zararının giderildiği, bu şekilde sanığın mağdura yönelik aynı kasıt altında zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın suç işleme hususundaki eğilimine, gözlemlenen davranışına göre; bir daha suç işlemeyeceği konusunda mahkeme heyetine kanaat gelmediğinden ve bu suretle yasal koşulları oluşmadığı şeklinde yasal ve yeterli gerekçe gösterilerek 5271 sayılı CMK'nın 231. madesinin uygulanmaması karşısında; tebliğnamedeki 1 numaralı bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine ancak;
1.Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2007/10-108 Esas, 2007/152 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 160 gün olarak tayin edilmesi,
2.Sanık hakkındaki hapis cezasının adli para cezasına dönüştürüldüğü gözetilmeden hakkında TCK'nun 53. maddesinin uygulanması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla "160 gün", "200 gün", "66 gün", "55 gün" ve "1100 TL" adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla "5 gün", "6 gün", "2 gün", "1 gün" ve "20 TL" adli para cezası ibaresinin eklenmesi ve hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkarılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.