(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2012/1229 E. , 2012/9228 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/08/1997-31/12/2005 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. K A R A R
1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2.Dava; davacının davalıya ait çocuk yuvası işyerinde 01.08.1997 – 31.12.2005 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 01.01.2003 – 31.12.2003 tarihleri arasında davacının davalı işyerinde çalıştığının kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına davalı işyerince düzenlenmiş işe giriş bildirgesi ve davacının davalı işyerinden Kuruma bildirilmiş çalışmasının bulunmadığı, davalı işyerinin 15.09.1997 tarihinde Yasa kapsamına alındığı, dönem bordrolarının dosya içerisinde mevcut olduğu, ücret bordrolarının bulunmadığı, dosya içerisinde mevcut ve davacı tarafından delil olarak sunulan 03.06.2005 tarihli ilgili makama hitaben yazılmış olan belgede davacının davalı yanında çalıştığı ve 600,000 TL maaş aldığı bilgilerinin yer aldığı, davacının davalıya ait çocuk yuvasında çektirmiş olduğu fotoğraflar bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık davalı işyerinde geçen çalışmaların hizmet akdi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.
Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa'nın öngördüğü hizmet sözleşmesi bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içersinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir.
Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda, zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır. Sigortalılığın ikinci koşulu, 506 sayılı Yasa'nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul, eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bir fiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin, nitelik ve kapsamına göre devamlı sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
Somut olayda ise; davacı ve davalı tanıkları davacının davalı işyerinde çalışmadığını, işyerinin yöneticilerinden olan Serpil Yavaş'ın çocuğuna baktığını beyan etmişlerdir. Tanık olarak dinlenilen Serpil Yavaş'ın; davacının kendisinin çocuğuna baktığını, davacının çocuğa önceleri evde bakarken daha sonra çocuk davacıya alıştığı için çocuk yuvası olan işyerinde de çocuğa bakmaya devam ettiğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tanıklarından sadece Pınar Kaya davacının davalı işyerinde çalıştığını beyan etmişse de davalı işyerinde öğretmen olarak çalışan bu tanığın öğretmenlik yapmak için gerekli belgeleri olmadığı için işyerinden sorunlu olarak ayrıldığı anlaşılmaktadır. 506 sayılı Yasa'nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa'nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir. Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Somut olayda; her ne kadar davacı işyerindeki çalışmasına delil olarak 03.06.2005 tarihli ilgilisine hitaben yazılmış ve davacının davalı işyerinde 600,00 TL maaş ile çalıştığını bildiren belgeyi sunmuşsa da tanık Serpil Yavaş; bu belgenin davacının ricası üzerine verildiğini, davacının kredi çekmek istediğini, ancak herhangi bir yerde çalışmadığı için kredi verilmediğinden davacıya bu belgeyi verdiklerini beyan etmiştir.
Gerçekten dosya içerisindeki belgelerden; davacının eşinin 10.06.2005 tarihinde kredi kullanarak araç aldığı ve davacının müşterek borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece, hizmet akdinin unsurlarının somut olayda mevcut bulunmadığı göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.