4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2020/625 E. , 2021/7881 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi(İlk Derece)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili ile davalı vekili tarafından talep edilmiş, davacılar vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 18/10/2021 Salı günü davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av.... geldiler. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacılar vekili; dava dışı ... isimli kişi tarafından müvekkilleri aleyhine açılan alacak davasında, ihbar olunan ve feri müdahil bilirkişilerden hesap raporu alındığını, bilirkişiler tarafından raporda açık hesap hataları yapıldığını, fakat mahkemece bu raporun hükme esas alınarak ...'a tazminat ödemelerine karar verildiğini, bu kararın derecattan geçerek kesinleştiğini belirterek, 6100 sayılı HMK’nın 285. maddesinde düzenlenen bilirkişilerin hukuki sorumluluğu nedeniyle 82.048,00 TL maddi ve davacıların her biri için 10.000,00’er TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı vekili; davacı yanın yargılama sırasında hesap hatası olduğu ileri sürülen rapora itiraz ettiğini, bu rapor hükme esas alınarak verilen karara karşı başvurdukları kanun yollarında aynı itirazları tekrarladıklarını, rapora dayalı kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın husumetten reddine dair verilen 12/11/2015 tarihli hükmün davacılar vekilince temyizi üzerine, Dairemizin 12/05/2016 tarihli ve 2016/2423 esas, 2016/6611 karar sayılı ilamı ile davalı Hazineye husumet yöneltilmesi doğru olduğundan, işin esasının incelenerek varılacak sonuca göre karar verilmek üzere hüküm bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, yapılan yargılama sonucunda davacılar aleyhine açılan davada hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre verilen karar her ne kadar derecattan geçerek kesinleşmiş ise de, bilirkişilerin yaptıkları matematiksel ve eski TL’den yeni TL’ye dönüştürmeye ilişkin hatalar nedeniyle davacıların fazladan ödeme yapmak suretiyle zarara uğradıkları, bilirkişi raporu hazırlanırken bir kastın varlığı söz konusu değilse de, davacıların başlangıçtan itibaren rapora karşı ileri sürdükleri itirazların bilirkişi heyetince irdelenmeksizin rapor hazırlanmasında ağır ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 73.997,62 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, şartları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, 6100 sayılı HMK'nın 285 ve devamı maddeleri uyarınca bilirkişilerin hukuki sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 6100 sayılı Kanun’un 285. maddesi uyarınca, bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenlemiş olduğu gerçeğe aykırı raporun mahkemece hükme esas alınması sonucunda zarar görenler, uğradıkları bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası açabilir. Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder. 6100 sayılı Kanun’un 266. maddesinde, mahkemenin çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 282. maddesi gereğince mahkeme, takdiri bir delil olan bilirkişi görüşlerini diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Bilirkişi raporunu denetlemek, raporda görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi de 6100 sayılı Kanun’un 281. maddesinin 2. fıkrasına göre mahkemeye aittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26/03/2019 tarihli ve 2017/12-367 esas, 2019/350 karar sayılı kararında da işaret edilen Anayasa Mahkemesinin 2015/10393 Esas sayılı başvuru üzerine verdiği 09/01/2019 tarihli kararında belirtildiği üzere; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konular dışında özel veya teknik bilgiyi içeren uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması, adil yargılanma hakkının gereği olarak değerlendirilmelidir. Çünkü hâkim, bir delil değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesinden de yararlanarak önüne gelen sorunu çözerek adaletin gerçekleşmesini temin etmektedir. Bununla birlikte hukuk kurallarını re'sen araştırarak bulmak, yorumlamak ve olaya uygulamak zaten hâkimin işidir. Nitekim hukukî sorunları hâkimin mesleki bilgi ve deneyimleriyle çözmesi gerektiğinden bu sorunların en yetkin kişisi hâkim olup, Anayasanın 138. maddesinde de hukuka uygun olarak hüküm verme yetkisi hâkime tanınmıştır. Bilirkişi görüşü, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdiri bir delilden ibarettir. Hâkimin hukukî bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olan bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı kuşkusuzdur. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüşün itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları göz önünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve taktir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi taktirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir.
Somut olaya gelince her ne kadar mahkemece, hâkim tarafından değerlendirilmesi gereken ve hesap hatası içeren raporlardaki bu hatalı yön nedeniyle, davacıların bu konudaki itirazlarını irdelemeyen bilirkişilerin ağır ihmali bulunduğu sonucuna varılmışsa da, bu durumun hukuki olarak bilirkişinin sahip olduğu özel veya teknik bilginin gerçeğe aykırı olarak beyanı şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davacıların bilirkişi raporunda açık hesap hatası bulunduğuna dair itirazlarını hem yargılama hem de kanun yolu aşamalarında dile getirdikleri, bu bağlamda hukuki sürecin işlediği ve davacılar tarafından da yargısal yollara başvurulduğu, ancak itirazlar yerinde görülmeyerek dava dosyasının Yargıtay denetiminden de geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun’un 285. maddesi uyarınca bilirkişilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle kasten veya ağır ihmal sonucu gerçeğe aykırı bir rapor hazırlamış olmaları ve bu raporun hükme esas alınması gerekmekte olup, davaya konu olayda bu husus sübuta ermediğinden, sorumluğa dayanak yapılan olgular gözetildiğinde hükme esas alınan raporun kasten veya ağır ihmal suretiyle davacıların zararına sebebiyet verecek biçimde düzenlenmiş olduğu söylenemez. Bilirkişiler, raporlarında hesaplama konusundaki görüş ve kanaatlerini bildirmiş olup, hatalı işlemi içeren bilirkişi raporunu denetleyip diğer (takdiri) deliller gibi serbestçe değerlendirerek sonuca varmaktaki nihai takdir ise yargı makamlarına aittir. Şu halde, yukarıda açıklanan yönler ve yasal düzenlemeler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle istemin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.