(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2012/1861 E. , 2013/8449 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 3201 sayılı Kanun uyarınca Türkiye'de sayılan hizmetleri karşılığında malulen emekli olmaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. K A R A R
Dava, maluliyet başlangıç tarihinin işe giriş tarihinden önceye dayalı olması gerekçesiyle maluliyet aylığı talebini reddeden Kurum işleminin iptali ile 3201 sayılı yasa uyarınca yurtdışı hizmetlerinin borçlanılarak Türkiye'de sayılan hizmetleri karşılığında malulen emekli olmaya hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile, davacının malülen emekli olmaya hak kazandığının tespiti ile kendisine emekli maaşı ödenmesi tespitine karar verilmiştir.
Tüm dosya kapsamından; Davacının 10.01.1960 doğumlu olduğu,04.04.2001 tarihli Alman dokktor raporuna göre askerliğe elverişli olmadığı,Almanya’da ilk sigortalılık başlama tarihinin 24.06.1981 olduğu,Almanya’da 08.03.1996-20.02.2008 tarihleri arasında aralıklarla ayakta ve yatarak psikolojik tedavi gördüğü, Alman sigorta Merciinden 01/08/1993 tarihinden geçerli olmak üzere maluluk aylığı aldığı,yurtdışı çalışmalarından 1800 günlük süre için Türkiye’de 3201 sayılı yasaya göre borçlanma talebinde bulunduğu ve 1800 gün karşılığı borçlanma bedelini 10.08.2006 tarihinde ödeyerek Kurum’dan 14.08.2006 tarihinde maluliyet aylığı talep ettiği,Kurumun 27.10.2008 tarihli cevabıyla borçlanılan gün sayısı kadar geriye gidildiğinde sigortalılık başlangıcının 18.01.2001 olduğu,bu tarih itibariyle de zaten malul olduğu gerekçesiyle talebi reddettiği,Türkiye’de Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 04/06/2008 tarihli raporu ile şizoaffektif bozukluk teşhisi konulup vücut fonksiyon kaybının %80 olduğu belirtildiği anlaşılmaktadır. 3201 sayılı Kanun'un 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun ile değişik 5.maddesinin son fıkrasında "Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz." hükmü bulunmakta ise de 02.11.1984 tarihinde imzalanan ve 05.12.1984 tarihli 3241 sayılı Kanunla onaylanıp 01.04.1987 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90.maddesi uyarınca yöntemine göre yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşme olarak 3201 sayılı Kanunun 5.maddesinden önce uygulanma önceliğine sahip bulunan 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşmenin 29.maddesinin 4.bendi hükmü uyarınca yurtdışında ilk defa çalışmaya başlanılan tarihin ülkemizde sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir. O halde davacının ilk sigortalılık başlangıcı Almanya’da ilk defa çalışmaya başladığı 24.06.1981 tarihidir. 5510 sayılı Yasa'nın 95. maddesine göre, "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu giderek Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Somut olayda,davacıya Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 04/06/2008 tarihli raporu ile şizoaffektif bozukluk teşhisi konulup vücut fonksiyon kaybının %80 olduğu belirtildiği, çalışma gücünün 2/3 ünü kaybetmiş olup malul sayılması gerektiği, diğer yandan davacının ilk işe giriş tarihi olan 24/06/1981 tarihinde malul sayılmasını gerektirecek derecede hastalığı bulunmadığı ve 1800 gün prim ödemesi bulunduğu anlaşıldığından malulluk aylığına raporu izleyen ilk aybaşı olan 01/07/2008 tarihinden itibaren hak kazandığı kabul olunmuşsa da yukarıda sayılan prosedür izlenmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,davalı Kurumun harçtan muaf olduğunun gözetilmesine rağmen davacı tarafından yapılan 17,15TL başvuru harcının davalıdan alınması, davacının ise harçtan muaf olmadığının gözetilmemesi ve hükümde aylık bağlama tarihininin belirtilmeyerek infaza elverişli olmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş, Kurum Sağlık Kurul raporu ile davacının malulluk oranı ile birlikte malul olup olmadığı,sigortalılık başlangıç tarihinin 24.06.1981 olduğu da gözetilerek malul ise bu tarih itibariyle malul olup olmadığı belirlenerek,itirazı halinde Yüksek Sağlık Kurulunun raporu ile,itirazın devamı halinde de Adli Tıp İhtisas Kurulu raporu giderek Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınacak rapor ile sonucuna göre karar vermek,maluliyetin varlığı halinde maluliyet tarihini takip eden ilk aybaşından itibaren aylık bağlamak,davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına karar vermekten ibarettir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.