(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/3495 E. , 2009/6776 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının kendisine olan borcuna karşılık her biri 10.000 İngiliz Sterlin bedelli 10 adet olmak üzere toplam 100.000 Sterlin tutarında bonolar keşide ederek verdiğini, bonoların vadesinde ödenmemesi nedeniyle başlatmış olduğu icra takibine ise itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının takip ve dava konusu yaptığı bonoların mevcut olmadığını, nitekim davacının icra takibinde varlığını iddia ettiği bonoların aslını da ibraz edemediğini, bir takım fotokopilerle ilamsız takip yoluna başvurduğunu, fotokopilerdeki vade tarihine göre, alacağın tahsili için altı yılı aşkın bir süre hiçbir işlem yapılmamasının da böyle bir alacağın mevcut olmadığını gösterdiğini savunarak, davanın reddini, %40 inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, davalının, Beyoğlu 8. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında sanık sıfatıyla verdiği ifadesinin, “mahkeme içi ikrar” niteliğinde olduğu kabul edilerek, buna göre takip konusu senetlerin davalı tarafından davacıya verildiğinin ve bedellerinin ödenmediğinin, yerlerine başka bir çek ya da senet de verilmediğinin sabit olduğu benimsenmek suretiyle davanın kabulüne, davalının ... 4. İcra Müdürlüğünün 2006/10223 E. sayılı icra takibine vaki itirazının iptaline, inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalının kendisine olan borcuna karşılık düzenlemiş olduğu toplam 100.000 Sterlin miktarındaki 10 adet 2009/3495-6776 bono nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürerek, bonolardan kaynaklanan alacağının tahsili için başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın iptalini istemiş, 19.3.2007 tarihli dilekçesinde de, alacağının nedenini açıklayarak, davalının hissedarı olduğu ... Limited Şirketinin, kendisinin hissedarı olduğu İngiltere’de bulunan ... firmasına 1999 ile 2000 yıllarında fason mal üreterek sattığını, ancak davaya konu edilen alacağın fason mal üretiminden değil, davalıya üretim kapasitesini artırması için verilmiş olan borç niteliğindeki avanstan kaynaklandığını, hissedarı olduğu ... firmasının hesabından davalının ortağı olduğu firma hesabına muhtelif tarihlerde toplam 100.000 Sterlinin havale edildiğini, karşılığında da takip konusu olan bonoların verildiğini, ne var ki bonolarda tanzim tarihinin olmaması nedeniyle yenilerinin düzenlenmesi için dava dışı ... aracılığıyla davalıya gönderdiğini, davalının ise yeni bonolar düzenleyeceğinden bahisle bono asıllarını yırtarak imha ettiğini, buna karşılık yeni bono veya çek de vermediğini, elinde bulunan bono fotokopileri ile takip başlatmak zorunda kaldığını, bu konuda yapmış olduğu suç duyurusu üzerine, davalı hakkında “resmi ve özel evrakı yırtmak, bozmak” suçlarından Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığını, her ne kadar yargılama sonunda davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmişse de davalının, 23.11.2006 tarihli celsede ikrarının bulunduğunu, kesin delil niteliğindeki ikrar gereğince davanın kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı ise, davacının iddialarına karşı çıkarak, davacı ile aralarında şahsi bir borç ilişkisi bulunmadığını, ticari ilişkinin, tarafların hissedarı oldukları şirketler arasında gerçekleştiğini, davacının hissedarı olduğu şirkete yapılan ihracatlar nedeniyle de, kendi hissedarı olduğu şirketin borçlu değil, aksine 34.000 İngiliz Sterlini alacaklı olduğunu, Asliye Ceza Mahkemesinde vermiş olduğu ifadesinin ikrar niteliğinde olmadığını, ifadesinde şirketler arasındaki ticari ilişkileri açıkladığını, fotokopi niteliğindeki senetleri ve senetlerdeki imzaları ise kabul etmediğini, davacının hissedarı olduğu şirket tarafından vaad edilen avansın tamamının ödenmediğini, ödenen cüz’i miktardaki avansın ise, daha sonra davacının hissedarı olduğu şirkete yapılan ihracatlarla fazlası ile ödenmek suretiyle alacaklı duruma geçtiklerini bildirdiğini, söz konusu ifadesinin bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kaldı ki bir kısım senet fotokopilerinin üzerinin çizilmiş olmasının da, Yargıtay kararlarına göre senetlerin iptal edildiğinin karinesi olduğunu, alacağını kanıtlayamayan davacının, kendisinden herhangi bir talepte bulunamayacağını savunmuştur. 2009/3495-6776 Görüldüğü üzere tarafların hissedarı oldukları şirketler arasında 1999- 2000 yılarına tekabül eden sürekli bir ticari alım satım ilişkisinin mevcut olduğu uyuşmazlık konusu değilse de, eldeki davada gerçek kişi olan davacı, yine gerçek kişi olan davalıdan alacaklı olduğu iddiası ile ilamsız takip başlatmış olup, takibe dayanak olarak da, kendisinin lehdarı, davalının da keşidecisi olduğu 10 adet bono fotokopilerini göstermiştir. Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince, herkes iddiasını ispatla yükümlü olup, davacı da, davalıdan alacaklı olduğunu yasal delillerle kanıtlamak zorundadır. Takibe dayanak olarak gösterilen fotokopilere yasal delil olarak itibar edilmesi mümkün olmadığı gibi, fotokopi üzerinden imza incelemesi de yapılamaz. mahkemece davacının şikayeti üzerine Beyoğlu 8. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davada davalının vermiş olduğu ifadesi “mahkeme içi ikrar” olarak kabul edilmişse de, davalı söz konusu ifadesinde, tarafların hissedarı oldukları şirketler arasındaki ticari ilişkiyi açıladıktan ve hissedarı olduğu şirketin diğer şirketten alacaklı olduğunu belirtikten sonra, aynen “senetteki imzalar benim imzama benziyor fakat taklit de olabilir, kopya da olabilir. Benim imzaladığım senetler mi değil mi kesin olarak bilemeyeceğim. Ben bu senetleri anlaştığımız 1999 yılında müşteki şirketine gönderdim. Daha doğrusu ... Beye teslim ettim. 1,2 ay sonra ... Bey bu senetleri geri getirdi. Bu senetlerin değişeceğini, çeklerle değiştirmemi istedi. Fakat ben senetleri aldım. Karşılığında çek tanzim ederek veya başka bir senet veya senetler tanzim ederek ... Beye geri vermedim. Bu senetler bende kaldı. Ne olduğunu bilmiyorum. Ama ben bu senetleri yırtmadım.” Şeklinde beyanda bulunmuş, soru üzerine de, “Bana yapmış oldukları taahhüt ve ödemeleri zamanında yerine getirmedikleri için ben yeniden çek ve senet düzenleyip geri vermedim. Suçlamayı kabul etmiyorum.” Açıklamasında bulunmuş, yine sorular üzerine “Benim verdiğim senetler mi değil mi, kopyası mı taklit mi bilemem”, “senetler benim ofisimde bana teslim edildi.”, “hatırladığım kadarı ile senetler tarafımdan 1999 yılının Ağustos ayında müşteki tarafa verildi. 1,2 ay sonra 1999 yılının 10. ayında bana iade edildi. Ayrıca ödenen 45.000 İngiliz Sterlininin karşılığında mal olarak 2000 yılının Şubat ayına kadar yapmış olduğumuz üretimle fason mal şeklinde kapattığımızı hatırlıyorum.” Beyanlarında bulunmuştur. Davalının açıklanan bu beyanlarının, kesin delil niteliğindeki “borç ikrarı” olarak benimsenmesi mümkün olmadığından, mahkemenin aksi yöndeki kabulünde isabet bulunmamaktadır. Davacı, takip konusu miktar üzerinden davalıdan alacaklı olduğunu diğer yasal delillerle de kanıtlayamamıştır. Kaldı ki tarafların hissedarı oldukları 2009/3495-6776 şirketler arasında 1999 - 2000 yıllarında mevcut olan ticari ilişki nedeniyle, davacının ortağı olduğu şirketin göndermiş olduğu havale miktarına göre, davalının ortağı olduğu şirketin daha fazla mal göndermiş olduğu da, yargılama sırasında alınan, 29.1.2008 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Davacı, yasal delilerle iddiasını kanıtlayamamışsa da dava dilekçesinde “her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan, mahkemece davalıya bu konuda yemin yöneltme hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle ve “ikrar” mevcut olmadığı halde ikrara dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.