7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2022/619 E. , 2022/6018 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.12.2014 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.10.2021 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili ve duruşmasız olarak davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.10.2022 günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden gelmedi. Karşı taraftan duruşmasız temyiz eden davacı vekili Av. ... .... duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 189 ve 190 parsel sayılı taşınmaz maliklerinden olduğunu, dava konusu taşınmazlarda hissesi olan bir kısım maliklerin, önalım hakkına sahip olan davacının haberi olmadan hisselerini davalıya sattıklarını, bahse konu satışların iptali için önalım davaları açıldığını, davalının dava konusu taşınmazları otopark olarak işgal ettiğini belirterek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davaya konu taşınmazların bir kısım hisselerinin mülkiyetinin halen davalı şirkete ait olduğunu, davacının davalının bu yerleri kullanmasına uzun süre ses çıkarmadığını, taşınmazın muvafakate dayalı olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 190 parsel sayılı taşınmaz yönünden 1.000,00-TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen yapıların kal'ine, kal masrafı olan 750,00-TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 189 sayılı parsel yönünden açılan davanın ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine dair verilen karar, yalnız davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesince onanmasına karar verilmesi üzerine, ilama karşı davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dairece karar düzeltme talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyan mahkemece, davanın 190 parsel sayılı taşınmaz yönünden kabulüne, 23.408,58-TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, elatmanın önlenmesine, 189 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ve duruşmalı olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına göre, mahkemece mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğinden ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b)Davalı vekilinin, davanın belirsiz alacak davası olmadığı ve mahkemece zamanaşımı itirazlarının dikkate alınmadığına dair itirazlarına gelince;
Öncelikle belirsiz alacak ve kısmi dava yönünden değerlendirme yapılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir.
Alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Taraflar arasında alacak miktarı konusunda uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir.
Önemli olan, davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağın belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak alacağını kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkarabilir.
Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. 6100 sayılı HMK’nin 109. Maddesinde; kısmi dava, alacağın yalnızca bir bölümü için açılan dava olarak tanımlanmaktadır. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. Bir kimsenin kısmi bir dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur, alacağın yalnız bir kesiminin dava edildiğinin anlaşılması yeterlidir. Özellikle davacının “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” veya “şimdilik alacağın belirli bir miktarını dava ettiğini” belirterek açtığı davalar kısmi dava niteliğindedir. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. (Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E. 2003/271 K. sayılı kararı; 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E. 2019/576 K. sayılı kararı; 2019/22-223 E. 2019/491 K. sayılı kararı)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; incelemeye konu davanın 6100 sayılı HMK'nin yürülük tarihinden sonra 18.12.2014 tarihinde açıldığı, dava konusu taşınmazın davalı tarafından işgal edilmesi nedeniyle fazlaya dair haklar saklı tutularak, şimdilik 1000 TL’nin davalıdan tahsilinin istendiği, davanın açıkça belirsiz alacak davası olduğunun belirtilmediği, yargılama devamında ise alınan bilirkişi raporu üzerine, dava değerinin 23.408,58 TL olarak ıslah edildiği anlaşılmaktadır. Dava bu hali ile yukarıdaki açıklamalarla birlikte değerlendirildiğinde kısmi dava olduğu tartışmasızdır. Islah ve davalının zamanaşımı def'i üzerinde durmak gerekirse; ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı sebebiyle tarafların yapamadıkları ya da düzeltemedikleri usul işlemlerini, tek taraflı bir irade beyanı ile tamamen veya kısmen düzeltmeleridir.
Maddi hukuka dayanan savunma vasıtaları, itirazlar ve def’iler olarak ikiye ayrılmakta olup, itirazlar bir hakkın doğumuna engel olan veya o ... sona erdiren vakalar olup hâkim tarafından re’sen gözetilebilmektedir; def’iler ise, davalının borçlu olduğu edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkân veren bir hak olup, taraflarca ileri sürülmesi gerekir.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalınmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 6100 sayılı HMK’nin yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda dava dilekçesine karşı cevap süresi iki hafta olup, dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, HMK'nin 127. ve 141. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; dava, 18.12.2014 tarihinde 6100 sayılı HMK hükümlerine göre kısmi dava olarak açılmış olup davacı vekili 15.12.2020 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda davasını 23.408,58 TL üzerinden ıslah etmiştir. Mahkemece 16.12.2020 tarihli celsede ıslah dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilerek cevap için iki haftalık süre verilmiş, davalı vekili tarafından 31.12.2020 tarihli dilekçe ile süresinde zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Dolayısı ile dava dilekçesi ile talep edilen 1000 TL dışında kalan alacak bakımından zamanaşımının kesildiğinden söz edilemeyeceği için, davacı yanın 15.12.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle talepte bulunduğu ancak dava açılmayan miktara yönelik kısım için zamanaşımının işlemeye devam ettiği anlaşılmakla, 1000 TL dışında kalan miktar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2.a) Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına göre, Mahkemece mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğinden ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b)Davacı vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Kural olarak, mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan yerel mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir (09.05.1960 gün, 21/9 sayılı YİBK). Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir ve davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan ... ifade etmektedir.
Taraflardan yalnız birinin hükmü temyiz etmesi halinde Yargıtayın temyiz eden tarafın yararına olarak verdiği bozma kararına uyan yerel mahkeme artık, temyiz eden tarafın önceki bozulan karara oranla daha aleyhine bir hüküm veremez. Buna da "aleyhe hüküm verme yasağı" denir. Aksi halde usul hükümleri ile hedef tutulan istikrar zedelenir ve mahkeme kararlarına karşı ... sarsılır.
Somut olayda, mahkemece ilk kararda davanın kısmen kabulüne, davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden 1500,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden 1500,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verildikten sonra, karar yalnızca davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi hükmü bozmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de, vekâlet ücreti yönünden usuli kazanılmış hakka riayet edilmeyerek davanın kısmen kabulüne, reddedilen 189 parsel sayılı taşınmaz yönünden 35.541,22-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar vermesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.