Esas No
E. 2021/14950
Karar No
K. 2023/1178
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

8. Hukuk Dairesi         2021/14950 E.  ,  2023/1178 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2019/1191 E., 2021/1430 K.
KARAR: İstinaf talebinin esastan reddine

İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2017/72 E., 2019/55 K.

Taraflar arasındaki galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekilince duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın niteliği yönü ile reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılar ... ve ...'ün vakıf evladı olan anneleri ...'den dolayı ...'da kurulu Sadr-ı Esbak Halil Hamid Paşa Vakfı'nın gallesine müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenmiştir. II. CEVAP

Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; davacıların vakfedenle soybağını ispatlamalarının yanında galle fazlası bırakılıp bırakılmadığı, hisseli, eşit batın tertibi gibi şartların bulunup bulunmadığının tesbitinin gerektiğini, dava konusu ...Paşa Vakfiyelerinde galle fazlası hakkındaki şartların açıklanmış olduğunu, vakfiyelerin Arapça ve Osmanlıca bilen bilirkişilerin incelenmesinin adaletin yanıltılmaması ve kurumların zarar görmemesi yönünden önem arz ettiğini, idarelerin kanuni hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu vakfın vakfiyesine göre galle fazlasının ilk iki batında yer alan vakıf evlatlarına bırakıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri

Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Vezir-i Azam Sadri Esbak Halil Hamit Paşa Vakfı’na ait Gurre-i Zilhicce 1197 H. (Ekim 1783 M.) tarihli vakfiyenin galle fazlası bölümünde, “sülüsanı evladı meyanında ales seviye taksim oluna” yani 2/3 hissesi çocuklarım arasında eşit olarak paylaştırılacak dendiğini, Gurre-i C.evvel 1198 H. (22 Mart 1784 M.) tarihli zeyl vakfiyenin galle fazlası bölümünde de, “sülüsanı dahi mutlaka evladım ve evladı evladım beyinlerinde ales seviye iktisam oluna ve işbu taksimden hissehar anası ve yahut babası mevcut olan evladı vakıfa hisse verilmeye” yani 2/3 hissesi mutlaka çocuklarım ve çocuklarımın çocukları arasında eşit olarak paylaştırılacak, bu paylaşımdan, anası yahut babası yaşayan çocuğa pay verilmeyecek dendiğini, ahkamül evkafın dördüncü bölüm birinci kısım 141 inci meselesine göre vakfeden tarafından evlat sözü iki defa söylenmişse (dava konusu vakfiyede geçen ibare budur) gerek yakın gerek uzak tüm kuşakları kapsayacağını, müvekkilleri ... ile ...'ün vakıf evladı ...'in çocukları olduğundan aynı zamanda galleye müstahak vakıf evlatları olduklarını beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların galleye müstehak vakıf evladı şartını taşımamalarına, davaya konu vakfın vakfiyelerinin ayrı ayrı incelenerek konusunda uzman bilirkişi tarafından dosya kapsamına uygun olarak düzenlenen raporun hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında mahkemenin hukuki değerlendirmesi bakımından kanuna aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vakfın gelir fazlasından faydalanma amacına yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3, 6, 7 ve 75 inci maddeleri, Vakıflar Yönetmeliği'nin 23, 28, 53 ve 55 inci maddeleri, 24.02.1943 tarihli ve 1942/27 Esas, 1943/11 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

3.Değerlendirme

Mazbut vakıf; 5737 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde, bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 6 ncı ve 7 nci maddelerinde ise mazbut vakıfların Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanunun (5737 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Vakıflar Kanunu ve Vakıflar Yönetmeliğine göre, galle fazlası evlada şart kılınan mazbut ve mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelen ve bu nedenle vakfın gelirinden (gallesinden) yararlanma hakkına sahip olan kişiler için öncelikle dava açılması ve bu haklarının dava ile tespit edilmesi aranmıştır. Uygulamada bu dava, vakıflarda evladiye davaları, vakıf evladı ya da galleye müstahak evlat olduğunun tespiti davası şeklinde isimlendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki vakıf evladı kavramı daha çok, vakfedenin çocukları ya da alt soyundan gelenler için kullanılan bir kavram olup, vakfedenin akrabaları ya da vakıftan yararlanan ismi ile belirtilmiş kişileri kapsamamaktadır. Vakfın geliri üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin davayı, vakfiye uyarınca galleden yararlanma hakkı olan, yani vakfeden ile soy bağı olan ya da soy bağı olmasa bile galleden kendisine pay özgülenen diğer kişiler açabilir.

Galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda, galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır.

Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Dolayısı ile idarenin (Vakıflar Genel Müdürlüğü veya Mülhak Vakıf Yönetiminin) tek taraflı olarak evlat listesine yaptığı dayanaksız bir kayıt yeterli olmayıp, açıkça galle fazlasını almaya hak kazanıldığını gösterir bir mahkeme ilamına dayalı olarak vakıf evlat listesine eklenen kişiler, daha sonra açılacak vakıf evlatlığı davalarında kesin hüküm olmasa da güçlü delil olarak değerlendirilebilecektir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; galle fazlası için vakfiyede öngörülen şartların incelenmesinden önce davacılar ile vakfeden Halil Hamit Paşa arasında kan bağına dayalı olarak soybağı kurulmasının üzerinde durulması gerekli olup, davalı ... Genel Müdürlüğü'nün 29.03.2017 havale tarihli cevap dilekçesinin 6 no.lu ekindeki evlat listesinde; davacıların annesi ... Nejat ve Kamuran Betül'den olma ...'in ...

2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.07.2009 tarihli ve 2008/483 Esas, 2009/251 Karar sayılı ilamı ile galleye müstahak vakıf evladı kararı verildiği, temyiz incelemesi sonucu Yargıtay (kapatılan) 18. Hukuk Dairesince 08.02.2010 tarihli ve 2009/12477 Esas, 2010/1625 Karar sayılı ilamı ile mahkeme kararının onandığı ve kararın 08.02.2010 tarihinde kesinleştiği, evlat listesince davacıların annesi ... dışında 37 kişinin daha mahkeme kararı ile galle fazlasına müstahak olduklarına dair karar verildiği, nitekim bu durumun dosya kapsamına sunulan bilirkişi raporlarında da tespit edildiği anlaşıldığına göre, davacılar ile Vakfeden arasında 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre soybağı bulunmaktadır. Bu durumda galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti için ikinci aşama olan, galle fazlası için vakfiyede öngörülen şartların davacılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlük tarihinden önce kurulan vakıflar, amaçları çerçevesinde vakıftan yararlananlar bakımından, “hayrî vakıf” ve “zürrî vakıf” olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bunlardan zürri vakıflarda, vakıf gelirlerinden (galleden) vakıfın evlatlarının yararlanması amaçlanmıştır. Zürri vakıf denilen bu vakıflarda vakfiyede belirtilen hayri koşulların ifasından sonra vakfın gelirinden (galle) fazlasının vakfiyede belirtilen evlatlara ya da hısımlara verilmesi öngörülmüştür. Vakfeden, vakfın gelir fazlasından sadece belirli bir kişi ya da kişilerin yararlanmasını mümkün kılabileceği gibi, çocuklarının, usul ve/veya füruunun ya da diğer akrabalarının yararlanmasını mümkün kılabilir (Akipek, Ş./ Altaş, H.: “Vakıflarda Evladiye Davaları”, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 47, S. 1-4, s. 145-151, ... 1998, s. 145-146; Uluç, Y.:Vakıflar Hukuku ve Mevzuatı, ... 2008, s. 49).

Vakfiyeler, vakıf davalarında birinci derecede delil olup (Akgündüz, ...; İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, 1996, Sh. 428), kadimden beri uygulandığı bilinmedikçe vakıf davalarında yazılı delil olarak kullanılamazlar. (Mecelle md.1739) Vakfiyelerin uygulanma şartı, bunların ifade ettikleri maddelerin sabit ve meşhur olmasıdır. "Evlâd lâfzı bir def'a zikr olundukda evlâd-ı sulbiyyeye mahmûldür. Binâenaleyh ahfâda (torunlar) şâmil olmaz (kapsamaz). Meselâ vâkıf, somut olayda olduğu üzere - vakfımın gallesini evlâdıma şart eyledim deyü evlâd lâfzını bir def'a zikr idüb tekrâr itmese meşrûtünleh yalnız vâkıfın evlâd-ı sulbiyyesine mahsûs olub ahfâda şâmil olmaz." (Sungurbey, İsmet/Karinabadizâde, Ömer Hilmi; Eski Vakıfların Temel Kitabı, ... 1978, sh 53; Ömer Hilmi Karinabadizade, Ahkamül Evkaf, Mes'ele 140 )

Veled kelimesinin çoğulu olan "evlad" ifadesi veled tabirinden farkı bulunan bir ifadedir. Evlad tabiri Türkçe'de tekil olarak kullanılır. Bu sebeple de "evlad" lafzı bir defa zikredilirse, sadece vâkıfın çocukları anlaşılmalıdır. (Akgündüz, ...; sh.275) "Evlad" lafzı iki defa zikredildiğinde yani vâkıf, "evladı ve evlad-ı evladım" (çocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına) dediğinde, "veledime ve veledimin veledine" tabirinden farklı olarak, bu ifade bütün batınları içine alacaktır. Yani evlat kelimesi iki defa zikredilirse bütün çocukları kapsayacaktır. [Sungurbey, İsmet/Karinabadizâde, Ömer Hilmi; Eski Vakıfların Temel Kitabı, ... 1978, sh 53-54; Ömer Hilmi Karinabadizade, Ahkamül Evkaf, Mes'ele 141: ("Evlad lâfzı iki def'a zikr olundukda gerek karib (yakın) ve gerek baîd(uzak) bütûna (nesillere) şamil olur. Yoksa yalnız batn-i evvel (ilk batın) ve saniye (ikinci batın) münhasır kalmaz); ... Haydar, Tertibüs-Sunûf Fi Ahkâmil-Vukûf, Dersaadet 1337/1340, md. 644; ..., Ebül-Ulâ, Ahkâm-ı Evkaf, 1339-1340 Dersyılı Takrirleri, ...,153.] Bir vakfın birden fazla vakfiye ve zeyl vakfiyesi var ise ve bu vakfiyelerde galle fazlasına dair birbirinden farklı hükümler bulunması halinde hangi vakfiyedeki hükmün muteber kabul edileceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. "Bir vakf-ı sahih-i lazımın muvafık-ı şer'-i ... olan şürutunu vakıfı bile tebdil ve tagyir idemez. İtmiş olsa sahih ve muteber olmaz. Şu kadar var ki ilerüde vakfının şürutunu tebdil itmek salahiyyetini hin-i vakfda vakıf kendi yedinde ibka itmiş ise o sûretde tebdil-i şürût idebülür." (Sungurbey, İsmet/Karinabadizâde, Ömer Hilmi; Eski Vakıfların Temel Kitabı, ... 1978, sh 62; Ömer Hilmi Karinabadizade, Ahkamül Evkaf, Mes'ele 161) Burada ana kural; geçerli olarak kurulmuş bir vakfın koşullarını vakfedenin dahi değiştiremeyeceği, bozamayacağı, değiştirse dahi geçerli olmayacağı, istisnası ise; vakıf kurulurken vakfeden, vakfın koşullarını ileri de değiştirme yetkisini kendi yedinde (elinde) bırakmış ise o zaman koşulları değiştirebilir.

İncelemeye konu Sadr-ı Esbak Halil Hamid Paşa Vakfı'nın Gurre-i Zi'l-hicce 1197 H. / 28 Ekim 1783 M. tarihli vakfiye ile Gurre-i C.evvel 1198 H. / 22 Mart 1784 M. tarihli zeyl vakfiye, Gurre-i Receb 1198 H. / 20 Mayıs 1784 M. tarihli Zeyl Vakfiye, Gurre-i Muharrem 1199 H. / 14 Kasım 1784 M. tarihli zeyl vakfiye ve Evahir-i Rebl'u'l-ahir 1199 H. / 10 Mart 1785 M. tarihli zeyl vakfiye olmak üzere dört ayrı zeyl vakfiyesi bulunduğu, bunlardan Gurre-i Receb 1198 H. / 20 Mayıs 1784 M. tarihli Zeyl Vakfiye ile Gurre-i Muharrem 1199 H. / 14 Kasım 1784 M. tarihli zeyl vakfiye galle fazlasına dair bir düzenlemenin olmadığı, vakfeden vakfın ilk vakfiyesi olan Gurre-i Zi'l-hicce 1197 H. / 28 Ekim 1783 M. tarihli vakfiyede, gelecekte vakfın koşullarını tebdil ve taygir (değiştirme) etme yetkisini yedinde bulundurduğunu vakfiyedeki "vakf-ı mezkûrumun tebsil ve tağyir ve taklil ve teksiri merreten ba'de uhrâ yedimde ola" ifadesi ile açıkladığı için değiştirilen koşullarda sonraki tarihli vakfiyedeki hükümlerin esas alınması gerektiği; buna göre Gurre-i Zi'l-hicce 1197 H. / 28 Ekim 1783 M. tarihli vakfiyede; "...ve galle-i vakfımdan vazife-i tevliyet ve sâir vezâif ve masârifini ba'de'l ihrâz fazlanın sülüsü mütevelli-i vakfa vazife-i tevliyet virile ve sülüsâni meyânında ale's-seviye taksim oluna..." yani vakıf kurucusunun vefatından sonra galle fazlasının gerekli masraflar düşüldükten sonra kalanın üç paya ayrılması, bunun üçte birinin tevliyet ücreti olarak vakfın mütevellisine, üçte ikisinin ise evlatlar arasında eşit olarak dağıtılmasının şart koşulduğu; Gurre-i C.evvel 1198 H. / 22 Mart 1784 M. tarihli zeyl vakfiyede ise; "...vakf-ı mezkûrumun bi'l-cümle vezâif ve mesârifi ihrâcından sonra zuhûr iden fazla-i galle evvelâ beher sene tansif olınup nısfı yürmi bin guruşa baliğ olunca müfettiş-i mumâ-ileyh ... ma'rifeti ve ma'rifet-i mütevelli ve evlâd ile memhuren bezazistane vaz' olınup nısf-ı âheri teslis ve sülüsü mütevelli-i vakfa berâ-yı mai'işet i'tâ ve sülâsani dahi mutlaka evlâdım ve evlâd-ı evlâdım beyinlerinde ale's-seviye iktisam olına ve işbu taksîmden hissehâr anası ve yâhud babası mevcûd olan evlâd-ı vâkıfa hisse virilmiye..." yani Vakfın galle fazlasının her türlü harcama yapıldıktan sonra yıllık olarak iki bölünerek yarısının yirmi bin kuruşa ulaşana kadar) ihtiyat akçesi olarak ayrılması, kalan yarısının üç paya ayrılması, bunun üçte birinin tevliyet ücreti olarak vakfın mütevellisine, üçte ikisinin ise evlatlar (evlat tabiri ikiden fazla tekrar edilmiş) arasında eşit olarak dağıtılması, Vakıftan anne ya da babasından birisi galle fazlası alıyor ise onlara galle fazlası ödenmemesinin şart koşulduğu; Evahir-i Rebl'u'l-ahir 1199 H. / 10 Mart 1785 M. tarihli zeyl vakfiye ise; "...ve vakfın tevliyeti ve fazlası hayâtımda kendi irâde ve ihtiyârıma merbût ve vefâtımdan sonra vakfiyemde beyân oldığu üzere halîlem ... hânıma ve ba'dehâ evlad-ı evlad-ı evladımın zükûr ve inâsindan ekber ve erşed ve aslâh olanlara ve ba'dehûm utekâya mevkuf idüği ale't-tefâsil vakfiyemde mezkûr ve meşrût olup..." yani Vakfın tevliyeti ile galle fazlasının hayatta iken vakfın kendisine, ondan sonra eşi ... Hanıma, ... Hanım'ın vefatından sonra kız-erkek evlat (evlâd lafzi ikiden fazla kullanılmış) ayrımı olmaksızın neslinden gelen en büyük ve en olgun çocuğuna, çocuklardan sonra (neslin kesilmesi durumu) ise vakfiyede açıklandığı şekli üzere azatlı kölelerine şart kılınmıştır. Bir an için iş bu zeyl vakfiyede, tevliyet ile galle fazlasının önceki vakfiyelerden farklı olarak sanki aynı şartlara yani vakıfın nesli kesilene kadar kız erkek ayrımı olmaksızın evladın en büyük ve en olgununa şart kılındığı düşünülse de; iş bu vakıf özelinde genel olarak Osmanlı uygulamasında galle fazlasının isim belirtme durumu hariç tek evlada ve kız-erkek ayrımı dışında başka bir sıfata (somut uyuşmazlıktaki gibi en büyük ve en olgun) bağlanmadığı, bu şartın vakfı yönetecek mütevellinin genelde tek kişi olarak şart kılınması ve diğer evlatlara göre olumlu yönde ayırıcı özelliklerin bulunmasının şart koşulmasından ileri geldiği, yani evladın en büyük ve en olgun olması durumunun tevliyete münhasır olduğu, zeyl vakfiyedeki tevliyet ile galle fazlasının aynı şartlara bağlandığı şeklindeki ifadenin yazım özensizliğinden ileri geldiği, nitekim aksi kabul edilse idi yakın tarihli mahkeme kararları ile galle fazlasına müstehak vakıf evladı oldukları tespit edilen 38 evladın olma ihtimalinin bulunmadığı, dolayısı ile Sadr-ı Esbak Halil Hamid Paşa Vakfı galle fazlasına dair yerleşik uygulamanın vakıfın nesli kesilene kadar kız-erkek evlat ayrımı ve batın şartı olmaksızın evlada bırakıldığı, bir başka ifade ile 1198 H. ve 1199 H. tarihli zeyl vakifyelerde galle fazlası için "evlâd" lafzının iki defadan fazla zikredilmiş olduğundan vakıfın soyu kesilinceye kadar bütün çocukları ve altsoyunu kapsadığı, vakfın galle fazlasının batın şartı, kız-erkek evlat ayrımı olmaksızın bütün evlatlar arasında eşit olarak dağıtılması şart kılındığı sonucuna varılmaktadır.

Buna göre, davacıların davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken vakfiyede yer alan "evladı ve evlâd-ı evlâdım" tabiri hatalı yorumlanarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. KARAR :

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog