3. Ceza Dairesi
3. Ceza Dairesi 2012/16685 E. , 2012/26802 K.
"İçtihat Metni"
Kasten yaralama suçundan sanık ...'ın, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 86/1-3-e, 87/3, 62. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Giresun 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.01.2012 tarihli ve 2011/178 Esas, 2012/19 sayılı kararına karşı sanık tarafından yapılan itirazın, katılanın zararının karşılanmadığından bahisle kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2012 tarihli ve 2012/178 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 06.04.2012 tarih ve 2012/5763-20698 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2012 tarih ve 2012/110009 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede; 5271 sayılı Kanunun 231. maddesi uyarınca hükmolunan ceza miktarının iki yıl hapis cezasını veya adli para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması durumunda, gerek Türk Ceza Kanunu ve gerekse özel kanunlardaki tüm suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin mümkün olduğu, anılan maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6. fıkranın (c) bendindeki zararın giderilmesi şartının ise, yalnızca zarar suçları bakımından uygulama yeteneğinin bulunduğu, bu zarardan da somut ve hakimin basit bir araştırmasıyla tespit edebileceği bir zararın amaçlandığı, mağdurun bir tazminat istemi bulunmadığı gibi dosyaya yansıyan bir zararının da belirlenemediği gözetilmeden itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.2012 tarihli ve 2011/3-457 Esas, 2012/128 sayılı kararında “........5560, 5728, 5739 ve 6008 Sayılı Yasalar ile gerçekleştirilen değişiklikler sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için:
a)Suça ilişkin;
1.Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olmalıdır.
2.Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır.
3.01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 Sayılı Yasa ile 1632 Sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir.
b)Sanığa ilişkin;
1.Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
2.Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,
3.Mahkemece; sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
4.Sanığın bu kurumun uygulanmasını kabul etmesi, Koşullarının varlığı gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi veya rızası dahilinde üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade ya da eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu koşul aranmayacaktır.
Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de göz önünde bulundurmak koşuluyla kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hâkimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla tespite çalışmamalıdır. Zira 5271 Sayılı Yasanın 231. maddesindeki düzenlemede, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır.
Diğer taraftan, bazı olaylarda zarar miktarının herkes tarafından kolaylıkla belirlenebilmesi olanaklı ise de, bazı olaylarda zararın tespiti teknik bilgi gerektirdiğinden, ancak konunun uzmanı bilirkişiler aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu gibi durumlarda zararın miktarı hâkim tarafından belirlenemiyorsa, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve zararın karşılanması konusunda iradesini gösteren sanıktan belirlenen bu miktar zararı giderip gidermeyeceği sorulduktan sonra, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı tartışılmalıdır....” denilerek 5271 sayılı CMK'nin 231. maddesinin şartları ve uygulanmasında izlenecek yol açıklanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında sanığın katılanın zararını gidermediği zararı karşılayacağına dair herhangi bir savunma da bulunmadığı gibi, zararı ödeme yönünde bir irade ortaya koymadığı ve herhangi bir girişimde bulunmadığı anlaşıldığından dosya kapsamından anlaşılmakla, mahkemenin uygulamasında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen düşüncesini iştirak edilmeyerek talebin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.