Esas No
E. 2022/13446
Karar No
K. 2023/7586
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2022/13446 E.  ,  2023/7586 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1516 E., 2022/1773 K.
KARAR: Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 14. İş Mahkemesi

SAYISI: 2018/405 E., 2022/65 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin Eylül 1992 - Haziran 1993, Eylül 1993 - Haziran 1994 tarihleri arasında... Endüstri Meslek Lisesinde ücretli öğretmen olarak görev yaptığını, 1992 tarihinde işe başlamasına rağmen SGK giriş işlemlerinin 01.04.1994 tarihinde yapıldığını, davalı nezdindeki çalışmalarının tespiti ile sigortalılık başlangıç tarihinin Eylül 1992 tarihi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı MEB vekili, hak düşürücü süre itirazlarının bulunduğunu, sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin ve prime esas kazançlarının tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmının dikkate alınması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili, hak düşürücü süre itirazlarının bulunduğunu, uyuşmazlık konusu dönemde davacı adına 1994/1 dönemde 16 gün, 2. dönem 8 gün şeklinde bildirimde bulunulduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile ;

Davacının, 256210.35 sicil sayılı... Teknik ve End. Meslek Lisesi Müdürlüğü işyerinde bilgisayar öğretmeni olarak 01.10.1992-31.12.1992 tarihleri arasında 1992/ Ekim ayında 7, 1992/Kasım ayında 11, 1992/Aralık ayında 14 gün olmak üzere toplam 32 gün çalıştığının, 32 günlük bu çalışmasının Kuruma bildirilmediğinin, davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.10.1992 olduğunun,

01.01.1993-31.12.1993 tarihleri arasında Ocak ayında 10, Şubat ayında 11, Mart ayında 9, Nisan ayında 11, Mayıs ayında 12, Haziran ayında 11, Temmuz ayında 12, Ağustos ayında 14, Eylül ayında 10, Ekim ayında 15, Kasım ayında 14, Aralık ayında 14 gün olmak üzere 143 gün çalıştığının, bu çalışmasının Kuruma bildirilmediğinin tespitine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde, sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının en fazla, tespitin yapıldığı tarihten geriye 1 yıllık süreye ilişkin kısmının dikkate alındığını, çalışmaları Kurum tarafından tespit edilemeyen çalışanların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde İş Mahkemesi'ne başvurmaları gerektiğini, bu sürenin hak düşürücü süre olduğunu, hatalı ve eksik incelemeye dayanan bilirkişi raporu ile karar verildiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekili; karara esas alınan tanık beyanlarının birbiri ile çeliştiğini, yetersiz delillerin rapora esas alındığını ve karara dayanak olmasının kanuna aykırı olduğunu beyanla eksik araştırma ile verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, davacının hizmetin geçtiği son tarihe ilişkin yıl sonundan (1994) itibaren 5 yıl içinde dava açılmadığı gibi, hak düşürücü sürenin işlemesine engel teşkil edecek kuruma bildirim, prim ödemesi veya kamu işyerindeki bir çalışmadan kaynaklı olarak ücretten prim kesintisi gibi bir durumun bulunmadığı anlaşılmakla davacının davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabule dair ilk derece mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından kabul edilen 31.12.1993-01.04.1994 tarihleri arasında çalışmaya ara verildiğine dair kabul aleyhine davacı tarafça yasa yoluna başvurulmamış olmakla iş bu kabul davacı açısından kesinleşmiş bulunmaktadır. Şu halde davacı ilk bildirimin yapıldığı 01.04.1994 öncesi dönemde kesintili çalışmıştır. İş bu kesinti ve dava tarihi göz önünde bulundurulduğunda hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır." gerekçeleriyle davalı vekili ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile; ... 14. İş Mahkemesi'nden verilen 25.02.2022 tarih, 2018/405 Esas ve 2022/65 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 hükmü gereğince kaldırılmasına, davacının davasının reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, hak düşürücü sürenin geçmediğini verilen kararın hatalı olduğunu belirterek; davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.

2.İlgili Hukuk

1.Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6’ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, söz konusu onuncu fıkrada, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca belirlenmeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile ispatlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Anılan Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Ancak söz konusu Yönetmelikle tespit edilen belgelerin bu meyanda işe giriş bildirgesinin verilmesi durumunda hak düşürücü sürenin işlememesi, ancak iş bu belgelerin içerdiği işe başlama tarihinden sonraki dönem için söz konusudur.

2.Diğer taraftan hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7 inci maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.

3.Bu tür davalarda mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.

3.Değerlendirme

1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2.İnceleme konusu eldeki davada davacı, Eylül 1992 - Haziran 1993, Eylül 1993 - Haziran 1994 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiş; Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, hüküm eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalıdır.

Davacının 01.04.1994 ile 31.05.1994 tarihleri arasında ... Endüstri Meslek Lisesinden toplam 24 günlük bildirimli çalışmasının varlığı karşısında 01.04.1994 ile Haziran -1994 tarihleri arasında eksik çalışma günleri yönünden hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğinden bu dönem yönünden Mahkemece esasa girilerek kuruma verilen bordrolar celbedilmeli, bordro tanıkları dinlenilmeli ve davacının çalışmalarının ayrıntılı olarak sorularak varılacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulmalıdır.

3.O hâlde, temyiz eden davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK 369 uncu maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırılıklar da gözetilerek, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeple Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın farklı bozma gerekçesine karşı sonuç itibariyle oybirliğiyle,

06.07.2023 tarihinde karar verildi. (M) -KARŞI OY-

1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davalı bakanlığa ait okullarda bilgisayar öğretmeni olarak 01.10.1992-31.12.1992 tarihleri arasında 1992/ Ekim ayında 7, 1992/Kasım ayında 11, 1992/Aralık ayında 14 gün olmak üzere toplam 32 gün, 01.01.1993-31.12.1993 tarihleri arasında Ocak ayında 10, Şubat ayında 11, Mart ayında 9, Nisan ayında 11, Mayıs ayında 12, Haziran ayında 11, Temmuz ayında 12, Ağustos ayında 14, Eylül ayında 10, Ekim ayında 15, Kasım ayında 14, Aralık ayında 14 gün olmak üzere 143 gün puantaj kayıtlarla çalışması bulunan ücreti bordrolarla vergi kesintisi yapılan, ancak kuruma primleri bildirilmeyen “davacının bu kayıtlara rağmen Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmaması nedeni ile bu belgelerin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.

2.

İlk derece mahkemesince “Bornova Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürlüğü resmi kurumlar olması ve davacı adına ücret tahakkuk belgelerinin ve işe giriş bildirgesinin varlığı karşında hak düşürücü süreden bahsedilmeyeceği” gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne dair kararın davalı ve feri müdahil tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “davacının hizmetin geçtiği son tarihe ilişkin yılsonundan (1994) itibaren 5 yıl içinde dava açılmadığı gibi, hak düşürücü sürenin işlemesine engel teşkil edecek kuruma bildirim, prim ödemesi veya kamu işyerindeki bir çalışmadan kaynaklı olarak ücretten prim kesintisi gibi bir durumun bulunmadığı” gerekçesi ile istinaf isteminin kabulüne ve davanın esastan reddine karar verilmiştir.

3.Kararın davacı tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile Bölge Adliye Mahkemesinin 01.04.1994 tarihinde kayda giren çalışmasının öncesinin hak düşürücü süreye girdiği ve Bölge Adliye Mahkemesinin hak düşürücü süre yönündeki kabulünün yerinde olduğu kabul edilmiştir.

4.İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.

5.Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır.

Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. Nurgül Emine Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd).

6.Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.

7.Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13 üncü maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13 üncü maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir.

Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.

8.Belirtmek gerekir ki kamu kurumu tarafından tutulan ve çalışma olgusunu kanıtlayan belgeler de, Kuruma intikal eden belgeler kadar nitelikli ve esas alınması gereken belgelerdendir. En azından madde de belirtildiği gibi kurumca bu belgeler esas alınarak çalıştığı rahatlıkla saptanabilir. Kurumun bu saptamayı yapmaması maddedeki takdir hakkını keyfi kullanması anlamına gelecektir.

9.Somut uyuşmazlığa gelince davacı sigortalının davalıya ait eğitim ve öğretim yapılan işyerlerinde ücretli öğretmen olarak çalıştığı davalı kayıtları ve bordrolar ile sabittir. Davalı Bakanlık kamu kurumu olup, kamu kurumunca çalışma olgusu kayda alınmıştır. Ek ders görevi tahakkuk fişi ve bordrosunda gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılmıştır. Davalı kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir. Anılan belgelere göre hak düşürücü süreden söz edilemez. Sigortalı lehine yorum da bunu gerektirmektedir.

İlk derece mahkemesi kararı isabetlidir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun aksi yöndeki gerekçesine katılınmamıştır.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.