Esas No
E. 2021/1155
Karar No
K. 2023/1741
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1155 Esas

KARAR NO: 2023/1741 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI : 2020/533 Esas - 2021/126 Karar

TARİHİ : 11/03/2021

DAVA: Tazminat (Hakimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılmasından Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 08/11/2023

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ...'in, ... San. ve Tic. A.Ş.'de %4,41 oranında pay sahibi olduğunu, azlık pay oranına sahip olmaması nedeniyle şirketin yönetiminde söz sahibi olamadığını, üstüne şirketin ısrarla kâr payı dağıtmayarak müvekkilini finansal açıdan zor durumda bırakarak hisselerini düşük fiyattan satın almaya çalıştığını, ... Anonim Şirketlerinin her ikisinde de hâkim ortak olan ...’nın, ... şirketinde biriken karı genel kurulda dağıtmayıp, örtülü kazanç aktarımı yoluyla transfer fiyatlandırması mevzuatına aykırı iş ve işlemlerle ... şirketine aktardığından şüphelendiklerini, işbu dava ile davalıdan,

TTK'nın 202/1. maddesi uyarınca her iki şirket üzerindeki hakimiyetini kötüye kullanması sebebiyle, ...’nın doğrudan, müvekkilinin dolaylı zararını talep ettiklerini,

Mahkememizce aksi kanaatte hüküm verilecek ise müvekkilinin paylarının hakim ortak tarafından satın alınmasına karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin kuruluş aşamasından bu yana pay sahibi olmasına rağmen şirkette geçen 24 yıllık sürede yalnızca 1 kez kâr payı dağıtıldığını, müvekkili tarafından ...’ya karşı 2017 Olağan Genel Kurulu’nda alınan kararların şirket karının örtülü kazanç aktarımına konu edilmesi sebebiyle iptali amacıyla Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/746 E. Sayılı dosyası ile genel kurul kararlarının iptali davası açıldığını ve dosyanın halen derdest olduğunu, ...’ya karşı 2018 Olağan Genel Kurulu’nda alınan kararların iptali amacıyla Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2020/207 E. Sayılı dosyası ile genel kurul iptal davası ikame edildiğini ve bu dosyanın da halen derdest olduğunu, davalıya karşı “birikmiş kâr payı alacağının ödenmesi” talebiyle Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/856 E. Sayılı dosyası ile alacak davası ikame edildiğini ve dosyanın derdest olduğunu, müvekkilinin tek gelir kaynağı olan ... şirketinden gelir elde edememesi, haklı kâr payı alacağından mahrum kalması ve genel kurul kararlarının TTK’da yer alan şartları taşımaması sebebiyle ... ve ... yönetim kurulu aleyhine davalar ikame etttiğini, müvekkili ile davalının bağlı şirketi ... arasındaki ortaklık bağının kopmuş olduğunu, şirket pay sahiplerinin kar elde etmeye yönelik müşterek hareket etme gayelerinin zarara uğradığını, davalı ...'nın ... Şirketi üzerindeki hakimiyetini kötüye kullanarak şirket karını örtülü kazanç aktarımına konu ettiğini, şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu, davalı ...'nın ...’da %87,67, ...’de %99,98 oranında pay sahibi olduğunu ve bu doğrultuda TTK'nın 195. maddesi dairesinde hâkim ortak sıfatını haiz olduğunu, hakimiyetini hukuka aykırı kullanılması neticesinde bağlı şirket nezdinde doğan zarardan sorumluluğun hâkim ortağa ait olduğunu,TTK'nın 201/1-a maddesi uyarınca hakimiyetin kötüye kullanılması neticesinde oluşan zararın, bağlı şirketin her bir pay sahibi tarafından hakim ortaktan tazmin edilmesinin mümkün olduğunu, hakimiyetin hangi hallerde hukuka aykırı olarak kullanılmış sayılacağının örnekleme yolu ile mezkur maddede sayıldığını, davalı ...'nın ... şirketinin karını, ... ile ilişkili kişi konumundaki ... şirketine aktardığını, ... şirketinin karını azalttığını, ... karlılığı 2017 yılından itibaren azalmasına rağmen ... karlılığının arttığını, ... ... ucuz ürün ve hizmet sattığını, ... pahalı ürün ve hizmet aldığını, bu hususların tespiti için her iki şirketin hesaplarının ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini, denkleştirme yapılmamış olmasının sorumluluk davasının olumsuz koşulu olduğunu, pay sahiplerinin tazminat davası açma hakkını ancak hâkim ortakça TTK'nın 202/1-a maddesi uyarınca denkleştirme yapılmadığı takdirde kullanılabileceğini, ...’nın 2017 ve 2018 yılı faaliyet raporlarında “denkleştirme” yapıldığına ilişkin bir ibare veya hesaplama görülmediğini, davalının şirketi 2019 yılına kadar gölge ortak olarak yönettiğini, 2019 yılında ise ... ’ün paylarını satın alarak şirkette %87,67 pay sahibi haline geldiğini, tazminat talep edilebilmesinin diğer bir koşulunun da davalı tarafın kusurlu olması olduğunu, ... 2017 yılından bu yana karlılığının azalması, ... ise artmasının hakimiyetin davalının yönlendirmesi ile kötüye kullanıldığını açıkça gösterdiğini, 2017 ve 2018 yılı faaliyet raporlarında, ...’nın karlılığının azalmasına gerekçe olarak “daralan Çin piyasası” ve “mermer modasının değişmesi”nin gösterildiğini ancak bu yıllarda, aynı sektörde faaliyet gösteren ...’in yurtdışı satışları ve karlılığının arttığını, Çin piyasası ve mermer modası gibi sorunlara ilişkin önlemlerin ... tarafından alındığını, ... tarafından alınmadığını, müvekkilinin pay sahibi olduğu ... şirketinde 24 yılda bir kez 2017 yılında kar payı dağıtıldığını, müvekkilinin kar payı alacağından mahrum kaldığını, tazminat taleplerinin kabul görmemesi halinde müvekkilinin paylarının satın alınmasına karar verilmesi için TTK'nın 202/1-b maddesinde yer alan “hakkaniyete uygun düşecekse” koşulunun sağlandığını,

TTK'nın 202/1-b hükmünün 202. maddeye atfı ile payların satın alınmasına karar verilmesi halinde payların değerinin mahkeme kararına en yakın tarihteki verilere göre belirlenmesi gerektiğini beyanla beyanla ... şirketine yönetim kayyumu atanmasına, aksi halde denetim kayyumu atanmasına,

HMK'nın 107/1 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak görülmek üzere ...'nın doğrudan, müvekkilinin dolaylı zararlarından şimdilik 50.000 TL'nin davalıdan tazminine, bu talebin kabul görmemesi halinde müvekkilinin paylarının davalı tarafından satın alınmasına karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkili ...'nın ... A.Ş. ile ... A.Ş.'nin çoğunluk pay sahibi olduğunu, 2019 yılı Kasım ayında pay sahibi olduğu ... ve uzun yıllardır pay sahibi olduğu ... piyasada en iyi şekilde temsil ettiğini, öncelikle eldeki davada kötü niyetli davacının TTK'nın 202/3 maddesi hükmü uyarınca teminat yatırmasının zorunlu olduğunu, azınlık pay sahiplerinin somutlaştırma yükümünü yerine getirmeden ve belirsiz alacak davası olarak gerek şirketi gerekse çoğunluk pay sahiplerini taciz amacı ile altı ayrı dava açtığını, davacının müvekkili aleyhine açtığı işbu davayı da müvekkilinin itibarını kendisine karşı tehdit unsuru olarak kullandığını, payını da istediği fahiş fiyattan sattırabilmek gayesiyle kötü niyetli şekilde hareket ettiğini, ... şirketinin yönetim kurulu üyelerine dava açmayı davacının alışkanlık haline getirdiğini, ... şirketinin kuruluşundan itibaren 15 yıl boyunca şirket yönetimine ve toplantılara düzenli şekilde katılım gösteren, kar payı dağıtımı hususundaki kararlar da dahil olmak üzere her karara olumlu oy veren davacının 2011 yılından itibaren bir anda şirketle ilişkisini kestiğini, davacının ilişiğini kestiği şirketin ise Aralık 2017 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısıyla şirkette 20.000.000 TL kar payı dağıttığını ve davacıya da payına düşen karın ödendiğini, davacının bu kar payını aldıktan sonra 6 yıllık bir aranın ardından ilk kez 24/12/2018 tarihinde gerçekleştirilen 2017 Olağan Genel Kurul toplantısına katıldığını ve her alınan karar muhalefet ettiğini, bu dönüm noktasından itibaren de ardı sıra belirsiz alacak olarak maktu harç ödemek suretiyle davalar açtığını, bu nedenle ...'nın iş yaptığı şirketlerin sözleşme yapmaktan vazgeçtiklerini, müvekkilinin ve pay sahibi olduğu şirketin uğrayacağı muhtemel zararların ve ticari itibar kaybının bir nebze olsun giderilmesi için davacının şirket sermayesinin en az %15'i tutarında teminat yatırmasına karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin pay sahibi olduğu şirketlerin TTK sistemi uyarnıca şirketler topluluğu teşkil etmediğini, davacının davasının dayanağı olan TTK'nın 202. maddesi uyarınca hakimiyetin kötüye kullanılmasına ilişkin sorumluluk davasında aranılan ilk dava şartının ortada bir şirketler topluluğu olması olduğunu, buna göre hakimiyeti kuran bir şirket ise bu şirkete bağlı en az iki şirketin ya da hakimiyeti kuran şirket tüzel kişiliği dışında bir teşebbüsse, bu teşebbüse bağlı en az üç şirket bulunması gerektiğini, bu nedenle ortada TTK'nın 202/1 maddesinin uygulanmasını gerektirecek bir şirketler topluluğunun bulunmadığını, öte yandan TTK sisteminin aradığı yeterlilikte şirket teşebbüs sayısı sağlanmış olsa idi müvekkili sistemin aradığı niteliği haiz bir teşebbüs olmadığından kendisine karşı işbu davanın açılmasının söz konusu olamayacağını, müvekkilinin bahsi geçen şirketlerle yarışan bir kişisel menfaatinin bulunmadığını, davacının somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getiremediğini, ... şirketinde yalnızca bir yıldır pay sahibi olduğunu, ... şirketinin paylarını ... 24/10/2019 tarihinde devraldığını, pay sahibi sıfatıyla 24/12/2019 tarihli 2018 yılı Olağanüstü Genel Kurul toplantısına katıldığını ve bu toplantıda alınan kararla ... şirketinde ilk defa yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğu 1 yıllık süre boyunca TTK'nın 202/1. maddesi hükmünde açık şekilde sayılan eylemlerden hiçbirini gerçekleştirmediğini, bu yönde karar almadığını ve aldırmadığını, davacının dilekçesinde hakimiyetin kötüye kullanılması olarak ileri sürdüğü tüm hususların Afyonkarahisar Mahkemelerinde açmış olduğu davalarda talep konusu yaptığını ve bu hususların bilirkişi marifeti ile incelendiğini, alınan bilirkişi raporunda muhasebe kayıtlarında örtülü kazanç transferi olabilecek parasal hareket tespit edilemediğinin belirtildiğini, bu nedenle de iş bu davanın ölü doğduğunu, davacının hiçbir şekilde ve surette tazminatın kendisine ödenmesini talep edemeyeceğini, yalnızca zarara uğradığını iddia ettiği bağlı şirkete ödenmesini talep edebileceğini, davacının şirketlere kayyım atanması talebinin de reddinin gerektiğini, TMK'nın 403 ve 427/4 maddesi'nde sayılan şartların oluşmadığını beyanla davanın usul ve esas yönünden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 11/03/2021 tarih 2020/533 Esas - 2021/126 Karar sayılı kararında; " Dava,

TTK'nın 202/1-b maddesi uyarınca şirketler topluluğunda bağlı şirket pay sahibinin, hakim şirketten, hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullandığı iddiası ile bağlı şirketin uğradığı zararın tazmini talebine ilişkindir.Mahkememizce tarafların delil olarak dayandıkları dava dosyaları celp edilmiş, delilleri tetkik edilmiştir.

Davacı taraf, davalı ...'nın kendisinin de pay sahibi olduğu dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'de ve ayrıca dava dışı ...Ticaret A.Ş.'de pay sahibi olduğu, her iki şirkette hakim ortak olarak ... şirketinde biriken karı genel kurulda dağıtmayıp, örtülü kazanç aktarımı yoluyla ... şirketine aktardığı ve bu şekilde hakimiyetini kötüye kullandığı iddiası ile,

TTK'nın 202/1-b maddesi uyarınca ... şirketinin doğrudan, kendisinin ise dolaylı olarak uğradığı zararın davalıdan tazminini talep etmiş, davalı taraf usul ve esas yönünden davanın reddini savunmuştur.

Davacı tarafın talebinin hukuki dayanağını oluşturan sorumluluk davası, TTK'nın Ticaret Şirketlerini düzenleyen ikinci kitap birinci kısmında ve Şirketler Topluluğu başlığı altındaki 202. maddede düzenlenmiştir.

TTK'nın 202/1-a maddesi ile "Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın." denilmek suretiyle şirketler topluluğunda hakim şirketin, kendisine bağlı şirketi kayba uğratması yasaklanmış ve özellikle hangi işlem ve eylemlerin yapılmasının bağlı şirketin kaybına sebep olacağı sayılmış, hakim şirketin bağlı şirketin kaybını denkleştirme suretiyle giderebileceği kabul edilmiş, 202/1-b maddesinde ise "Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir." denilmek suretiyle, hakim şirket tarafından bağlı şirketin kaybının denkleştirme suretiyle giderilmemesi halinde bağlı şirketin pay sahiplerine, bağlı şirketin uğradığı zararı, hakim şirketten ve hakim şirketin kayba sebep olan yönetim kurulu üyelerinden talep etme hakkı tanınmıştır. Böyle bir taleple açılmış davada, koşulların varlığı halinde Mahkemenin, hakkaniyete uygun düşmesi şartı ile tazminata hükmetmek yerine dava açan pay sahiplerinin paylarının, hakim şirket tarafından satın alınmasına karar verebilme hususunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Mezkur madde uyarınca tazminat talep edilebilmesi için gerekli şartların mevcudiyetinden önce somut davada şirketler topluluğunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Şirketler Topluluğu'nda bağlı ve hakim şirket kavramları TTK'nın 195. maddesi ile Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105. maddesinde açıklanmıştır.

TTK'nın 195/4. maddesinde topluluk; "hakim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan şirketler, onunla birlikte şirketler topluluğunu oluşturur" şeklinde tanımlanmıştır. 195/5. maddesinde ise şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan bir teşebbüs olması halinde de, 195 ila 209 uncu maddeler ile şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı ve teşebbüsün tacir sayılacağı kabul edilmiştir. Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105. maddesi ile topluluk; "Kanunun 195. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında, bir şirketler topluluğu, bir ticaret şirketi ile buna doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketinden meydana gelir." şeklinde tanımlanarak devamında, ticaret şirketi olmayan bir teşebbüse, doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan ticaret şirketleri sayısının ikiyi aştığı durumlarda da Kanunun 195. maddesinin beşinci fıkrası anlamında şirketler topluluğunun meydana geleceği ve teşebbüsün topluluğun hakimi olacağı kabul edilmiştir. Açıklanan yasal mevzuatın somut davaya uygulanması halinde; davacı tarafın pay sahibi olduğu ve kayba uğradığını iddia ettiği dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş. bağlı şirket kabul edilmiştir. Dava dilekçesinde yer alan iddialardan dava dışı ...A.Ş.'nin hakim şirket olup olmadığı anlaşılamamakla birlikte, davanın bu şirkete yöneltilmemesi, her iki şirketin pay sahibi olan davalı ...'ya yöneltilmiş olması nedeniyle, davalının teşebbüs olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, bir topluluktan ve davalının bir teşebbüs olarak topluluğun hakimi olduğundan söz edebilmek için en az üç bağlı şirketin bulunması gerekmekle, .... San. ve Tic. A.Ş. ile birlikte, iddianın ileri sürülüş biçini açısından kabul edilemez ise de, ...Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin de bağlı şirket olduğunun kabulü halinde, üçüncü bir bağlı şirket bulunmadığından davada şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanamayacağı ve davacının TTK'nın 202/1-b maddesi uyarınca tazminat talep edemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, Davanın Reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, İlk Derece Mahkemesi'nin gerekçeli kararında, bir şirketler topluluğundan söz edilebilmesi için en az 3 bağlı şirketin bulunması gerektiği, somut olayda 3 şirket bulunmadığı, bu kapsamda TTK md. 202 uyarınca hâkim ortağın sorumluluğundan kaynaklı tazminat davası ikame edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, Ancak karar incelendiğinde Mahkemenin, şirketler topluluğu hükümlerini yanlış yorumladığının görüleceğini, kanun koyucunun, hâkim ortağın hakimiyetini Kanun’a uygun olarak kullanmasını sağlamak amacıyla kasıtlı olarak geniş tutmuş olduğu “şirketler topluluğu” kavramını, bir yönetmelik hükmüne istinaden dar yorumlayarak kanunun ruhuna aykırı davrandığını, mahkemece verilen söz konusu kararın, kanun koyucunun amacına aykırı olarak hâkim teşebbüslerin hileli işlemlerle bağlı şirketleri zarara uğratmasına imkan vereceğinin muhakkak olduğunu, Mahkemenin gerekçesi incelendiğinde somut olayı kavrayamadığının ve daha davalının hakimiyetinde bulunan şirketleri sınıflandırmakta başarısız olduğunun anlaşılacağını, Mahkemenin, gerekçeli kararında, “dava dilekçesinde yer alan iddialardan dava dışı ...Sanayi ve Tic. A.Ş.nin (“...”) hakim şirket olup olmadığı anlaşılamamakla birlikte” şeklinde hüküm kurarak somut olayın özünü daha en başından kavrayamadığını, dava ve cevaba cevap dilekçelerini okumadığını belli ettiğini, Dava dilekçelerinde; davalının, Müvekkil’in pay sahibi olduğu .... San. ve Tic. A.Ş.de (“...”) %87,67, ...’de %99,98 oranında pay sahibi olduğunun çok açık bir şekilde izah edildiğini, (bkz. dava dilekçesi 3. Sayfa, II numaralı başlık) ardından ... ve ... üzerindeki hakimiyetin nasıl hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığının, (bkz. dava dilekçesi 3-4. Sayfa II-A numaralı başlık) davalının bağlı şirket olan ...’yı nasıl kayba uğrattığının, (bkz. dava dilekçesi 4-5-6-7. Sayfa II-B numaralı başlık) ...’da denkleştirme yapılmadığının, (bkz. dava dilekçesi 7. Sayfa II-C numaralı başlık) davalının kusurunun, (bkz. dava dilekçesi 7-8. Sayfa II-D numaralı başlık) tek tek açıklandığını, Taraflarınca bununla da yetinilmediğini, cevaba cevap dilekçesinin pek çok yerinde de davalının “hakim teşebbüs” sıfatıyla ... ve ... şirketleri üzerindeki hakimiyetini ne yönde hukuka aykırı olarak kullandığının örneklerle izah edildiğini; tüm bu açıklamalara rağmen İlk Derece Mahkemesi’nin halen ...’in hakim ortak mı bağlı şirket mi olduğunu anlamadığı yönünde hüküm kurmasının taraflarınca şaşkınlıkla karşılandığını, Nitekim bu durumun iki gerekçesinin olabileceğini; mahkemenin ya dava ve cevaba cevap dilekçelerini okumadığını ya da şirketler topluluğu hükümlerinden haberdar olmadığını; her iki halde de kararın dairemizce kaldırılması gerektiğini, Mahkemenin, somut olayda şirketler topluluğu bulunmadığı yönündeki görüşünün hatalı olduğunu, TTK md. 195/I’de “bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin” ifadesi kullanılarak hâkim ve bağlı şirketlerin ticaret şirketi olması gerektiğinin belirtildiğini; bu düzenleme uyarınca şirketler topluluğunun aktörlerinin kural olarak ticaret şirketleri olduğunu, (Şirketler Topluluğunda Hakim Teşebbüs, sf. 4, Fatma Betül Çakır Çelebi)Ancak TTK md. 195/5 hükmü ile bu kurala istisna getirilerek şirketler topluluğu kurallarının uygulama alanının oldukça genişletildiğini; söz konusu hükme göre “Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde ifade edildiğini; kanun koyucunun, bu hüküm ile şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri dolanmanın yollarını kapatarak, topluluğun tepesinde sadece bir ticaret şirketinin değil, vakıf, dernek, kamu tüzel kişisi, gerçek kişi ve hatta adi ortaklığın olduğu durumları da kapsamayı amaçladığını; (Eminoğlu, Kurumsal Yönetim, s.163; Aker, Halit (2009) Türk Ticaret Kanunu Madde 14 Hakkında Bazı Düşünceler ve Yeni Bir Tacir Türü Hâkim Teşebbüs BATİDER, S.2, C.15, s.283.) (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Teşebbüs Kavramı ve Tacir Sayılmasının Sonuçları, sf. 111, Karaman Coşgun) Somut uyuşmazlıkta da ...-...-... şirketler topluluğunun tepesinde bir gerçek kişinin bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesinin ise şirketler topluluğunun tepesinde gerçek kişi bulunması durumunda, bir şirketler topluluğu oluşması için en az 3 bağlı şirket bulunması gerektiği savını, TTK md. 195/4’te, topluluğun hâkimi için tekil bir ifade kullanılmışken, aynı hükümde “bağlı şirket” yerine “bağlı şirketler” ifadesinin kullanılması ile Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin 105. Maddesine dayandırmakta olduğunu, Ancak söz konusu hükümle şirketler topluluğunun en az kaç ticaret şirketinden oluşacağının değil, bir topluluğun hangi şirketlerden oluşacağının düzenlendiğini, (Gündoğdu, sf.

114.dolayısıyla TTK anlamında bir şirketler topluluğundan bahsedilebilmesi için hâkim teşebbüs ve ona doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan bir şirketin bulunmasının yeterli olduğunu; TTK md. 195 için önemli olanın, şirketler topluluğunun kaç şirketten meydana geldiğinin değil, bir teşebbüsün başka bir ticaret şirketini TTK md. 195’te sayılan yollardan biriyle hakimiyet altında tutup tutmadığı olduğunu; somut olayda da bu durumun mevcut olduğunu, Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 105. Maddesinin ise TTK’nın şirketler topluluğu hükümlerinin dolanılmasını engelleme amacı ile paralel olmadığını, TTK’ya aykırılık teşkil etmekte olduğunu; doktrinde çoğunluğun da bu görüşte olduğunu; (Şirketler Topluluğunda Hakim Teşebbüs, sf. 23, Fatma Betül Çakır Çelebi) şirketler hukukuna ilişkin hükümlerin uygulama alanını önemli derecede azaltan bir düzenlemenin (somut olayda olduğu gibi) Kanun’da bu yönde hiçbir düzenleme bulunmamasına rağmen, bir yönetmelikle düzenlenmesinin mümkün olmadığını; Doç. Dr. ... aynı yönde hâkimin bir ticaret şirketi olması durumunu düzenleyen TSY m.105/1’in kanuna uygun olduğunu belirtirken, hâkimin ticaret şirketi dışında bir teşebbüs olması durumunda şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanmasını üç bağlı şirketin varlığına bağlayan TSY m.105/2’nin kanuna aykırı olduğunu ifade etmekte olduğunu; yazara göre kanunun, hâkimin bir ticaret şirketi veya teşebbüs olması durumlarını farklı düzenlemediğini, (Karaman Coşgun, s.132) Neticeten doktrinde de sıklıkla eleştirilen ve TTK’ya aykırı olması sebebiyle uygulanması mümkün olmayan yönetmelik hükmünü Mahkemenin davanın ret gerekçesi olarak aldığını, davalının ... ve ... üzerindeki hakimiyetlerini hukuka aykırı olarak kullanarak ...’yı zarara uğratmasına imkan verdiğini; kanun koyucunun, şirketler topluluğun tepesinde yer alan yapıdan bahsederken kasten “şirket” değil “teşebbüs” ifadesini kullandığını,

Mahkemece bu durum gözetilmeden salt ortada 3 şirket bulunmaması sebebiyle davanın reddedilmesinin, kanun koyucunun bu bilinçli tercihine aykırılık teşkil ettiğini; bu durumda Mahkemenin, topluluğun tepesinde ... değil...A.Ş. olsa idi davaya devam edeceğini; bir başka deyişle Mahkeme için, bağlı şirketin hakimiyeti kötüye kullanılarak zarara uğratılmasının önemli olmadığını, topluluğun tepesindeki teşebbüsün gerçek veya tüzel kişi olmasının önemli olduğunu; oysa şirketler topluluğu hükümlerinin ruhu ve konuluş amacının, hâkim teşebbüsün, bağlı şirketleri üzerindeki hakimiyetini hukuka uygun olarak kullanmasının sağlanması olduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından bu durumun göz ardı edilerek, salt 3 şirket bulunmaması sebebiyle davanın reddine karar verildiğini; dairemizce de istinaf başvurularının reddi halinde, hâkim teşebbüslerin bağlı şirketlerine vermesi muhtemel zararların önünün açılacağını, kanun koyucunun şirketler topluluğu hükümlerini bilinçli olarak geniş tutarak amaçladığı, şirketler topluluklarının denetim altında tutulması prensibinin zedeleneceğini, İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava;

TTK'nun 202/1-a,b bendlerine dayalı açılmış olup, hakim teşebbüs konumunda olduğu ve bu hakimiyetini hukuka aykırı kullandığı iddia olunan davalıdan, dava dışı ... Şirketi'nin doğrudan, bu şirketin ortağı olan davacının ise dolaylı zararlarının tazminine; bu talebin kabul görmemesi halinde aynı hükümler uyarınca davacının payının davalı tarafından satın alınmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıdaki gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacı taraf; dava dışı ... Ticaret A.Ş'de %4,41 oranında pay sahibi olduğunu, davalının ise ... Şirketi paylarının %87,67'sine, dava dışı ... A.Ş paylarının ise ise %99,98'ine sahip olduğunu, her iki şirketin hakim ortağı olan davalının,

TTK'nun 195/5 fıkrası uyarınca hakim teşebbüs konumunda olduğunu, bu iki şirket ile davalının şirketler topluluğu oluşturduğunu, davalının ... Şirketi genel kurul toplantılarında kar payı dağıtılmaması yönünde kararlar alarak, şirket karını davacının ortağı olmadığı ve şirketler topluluğunun diğer üyesi olan ... Şirketi'ne aktardığını, ... Şirketi genel kurullarında alınan kar payı dağıtılmamasına ilişkin kararların iptali, ayrıca davacıya kar payı ödenmesi talepleri ile açılan davaların derdest olduğunu,

TTK'nun 202/1-a hükmü uyarınca, hakim teşebbüsün hakimiyetini bağlı şirketlerin zararına kullanamayacağını, en geç ilgili faaliyet yılı sonuna kadar bağlı şirkete zarara denk gelen denkleştirme hakkı tanınmaması halinde, aynı maddenin b bendi uyarınca, bağlı şirket pay sahibinin hakim teşebbüse bağlı şirket zararının tazmini istemi ile dava açabileceğini, mahkemece hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat yerinde, pay sahibini paylarının hakim teşebbüs tarafından satın alınabileceğini ileri sürerek, davalının ... Şirketi'nin karını ... Şirketi'ne aktarmak suretiyle ... Şirketi'ni doğrudan davacıyı ise dolaylı olarak uğrattığı zararın şimdilik 50.000,00-TL'sinin tazminine, bunun kabul edilmemesi halinde davacı paylarının davalı tarafından satın alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı taraf; somut olayda davalı ile dava dışı şirketler arasında hakim-bağlı şirket ilişkisi bulunmadığı gibi, davalının bir şirketler topluluğunun hakim teşebbüs konumunda da olmadığını, davalının yalnızca ... ve ... Şirketlerinin çoğunluk pay sahibi olduğunu,

TTK'nun 195/1 fıkrası uyarınca hakim-bağlı şirket ilişkisinin ancak ticaret şirketleri arasında olabileceğini, buna istisna getiren TTK'nun 195/5 fıkrası ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105 maddesi uyarınca bir gerçek kişinin hakim teşebbüs olması halinde şirketler topluluğunun oluşması için hakim teşebbüse bağlı en az üç şirket bulunması gerektiğini, bu nedenle davalının hakim teşebbüs olmadığını, ortada hakim teşebbüsün sorumluluğuna gidilmesini saplayacak bir şirketler topluluğu da bulunmadığını, öte yandan davacının ... Şirketi'nin zarara uğratıldığı yönünde iddiaların da gerçeği yansıtmadığını,

TTK'nun 202 maddesi koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi tarafından;

TTK'nun 195/1, 195/5 ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105 maddeleri uyarınca, dava dışı iki şirketin bir şirketler topluluğu oluşturmadığı, zira davalıya bağlı üç şirket bulunmadığı, davacı iddialarından dava dışı ... A.Ş.'nin hakim şirket olup olmadığı anlaşılamamakla birlikte, davanın bu şirkete yöneltilmemesi, her iki şirketin pay sahibi olan davalı ...'ya yöneltilmiş olması nedeniyle, davalının hakim teşebbüs olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, bir topluluktan ve davalının bir teşebbüs olarak topluluğun hakimi olduğundan söz edebilmek için en az üç bağlı şirketin bulunması gerektiği, davada şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanamayacağı ve davacının TTK'nın 202/1-b maddesi uyarınca tazminat talep edemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacının talebini dayandırdığı TTK'nun 202/1-a maddesinde; Hâkim şirketin, hâkimiyetini kural olarak bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamayacağı düzenlenmiş ve bu nitelikte sayılabilecek iş ve işlemler örnekseme yoluyla sayılmıştır. Bu iş ve işlemlerin yapılabilmesinin istinasının ise, bağlı şirketin uğradığı kaybın o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirimesi veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınması olduğu belirtilmiştir. Aynı maddenin b bendinde, denkleştirilmesinin gerçekleştirilmemesi veya bağlı şirkete buna denk bir istem hakkı tanınmaması halinde, bağlı şirket pay sahibinin, hakim şirketten bağlı şirket zararının tazminini isteyebileceği, hakkaniyet gerektiriyorsa mahkemenin pay sahibinin paylarının hakim şirket tarafından satın alınmasına yahut makul başka bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiştir. TTK'nun aşağıda açıklanacak 195/5 fıkrası uyarınca, şirketler topluluğunun hakiminin teşebbüs olması halinde, yukarıda anılan düzenleme hakim teşebbüs hakkında da uygulanabilecektir.

TTK'nun 195/1-a,b bentleri uyarınca; bir ticaret şirketi diğer ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı olarak oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse yahut kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa; bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa, birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise, bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre; hakim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan şirketler onunla birlikte şirketler topluluğunu oluşturur. Anılan düzenlemeler ile iki ticaret şirketi arasında hakim ve bağlı şirket ilişkisinin ne şekilde kurulmuş sayılacağı, şirketler topluluğunun nasıl oluştuğu düzenlenmiş olup,

TTK'nun 195/5 fıkrasında ise şirketler topluluğunun hakiminin bir ticaret şirketi değil de bir teşebbüs olması halinde, teşebbüsün tacir sayılacağı ve şirketler topluluğuna ilişkin TTK'nun 195 ila 209 maddelerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Teşebbüsün gerçek kişi olmasına gerek yoktur. Mahkeme gerekçesinde isabetle belirtildiği üzere ticaret şirketlerinden oluşan bir şirketler topluluğunun söz konusu olması için hakim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı "şirketler" bulunmalıdır. Kanun koyucu "şirketler" ifadesi ile topluluğun varlığını, birden fazla bağlı şirketin mevcudiyetine bağladığı açıktır. Bu düzenleme en küçük topluluğu tanımlamaktadır. Bir hakim ve bir bağlı ortaklık ile şirketler topluluğu oluşmaz(bkz. Tekinalp, Ünal; Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, Gncellenmiş 3.bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2013, s.542). Dava dışı iki şirket arasında, biri diğerinin pay sahibi olmadığından hakim-bağlı şirket ilişkisi olmadığı gibi, bağlı bulundukları bir başka hakim şirket mevcut olmadığından, bu şirketlerin bir şirketler topluluğunun unsurları olduğundan da bahsedilemez. Nitekim davacının iddiası da bu yönde değildir. Somut olayda davacı, davalı gerçek kişinin, ... ve ... Şirketlerinin hakim ortağı olduğunu, bu nedenle hakim teşebbüs konumunda bulunduğunu, bu iki ticaret şirketi ile davalının TTK'nun 195/5 fıkrası uyarınca şirketler topluluğu oluşturduğunu iddia etmiştir. En küçük ortaklığın tanımını yapan yasa koyucu şirketler topluluğunun mevcudiyeti için bir hakim ve en az iki bağlı ticaret şirketinin varlığını aradığından, ticaret şirketi olmayan bir teşebbüsün (vakıf veya gerçek kişi) hakim teşebbüs olmasının ve bir şirketler topluluğu oluşturmasının ön koşulu ona bağlı en az üç ticaret şirketinin veya yine ona bağlı en az iki ticaret şirketi ile bir başka teşebbüsün mevcut olmasıdır (bkz.Tekinalp, a.g.e, s.543). Nitekim, mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 105/1 maddesinde bu ilke tekrar edilmiş,

TTK'nun 195 inci maddesinin dördüncü fıkrası anlamında, bir şirketler topluluğunun, bir ticaret şirketi ile buna doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketinden meydana geleceği, ticaret şirketi olmayan bir teşebbüse, doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan ticaret şirketleri sayısının ikiyi aştığı durumlarda da Kanunun 195 inci maddesinin beşinci fıkrası anlamında şirketler topluluğunun oluşacağı, teşebbüsün topluluğun hakimi olacağı düzenlenmiştir. Şu halde davalı ile dava dışı ... ve ... Şirketleri şirketler topluluğu oluşturmadığı gibi, davalı hakim teşebbüs konumunda da değildir. Bu nedenle davacının,

TTK'nun 195/5 maddesi atfı ile 202/1 maddesine dayalı tazminat veya pay satışı talep hakkı da bulunmamaktadır. Mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından, istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55‬-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/11/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.