Aramaya Dön

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/504
Karar No
K. 2023/662
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

ANTALYA

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/504
KARAR NO: 2023/662
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 26/07/2023
KARAR TARİHİ: 22/11/2023

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde dava dışı ...'nin sevk ve idaresindeki araç olan ... plakalı aracın davacı müvekkilin içinde bulunduğu ... plakalı araca çarpması neticesinde yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, davacı müvekkilin kullandığı aracın; ... plakalı araç olduğunu, davalı tarafından sigorta ettirilen aracın ise ... plakalı araç olup, dava dışı ... sevk ve idaresinde olduğunu, davalı tarafından sigorta ettirilen aracın poliçe numarasının ise ... olduğunu, davacının işbu kazanın oluşumunda ağır yaralandığını ve uzunca bir süre hastanede tedavi gördüğünü, müvekkilin işbu kazanın oluşumunda kusursuz olup, dava dışı ...'nin asli ve tam kusurlu olduğunu, davacının müşteki olduğu, dava dışı ...'nin ise sanık olarak yargılandığı dosya numarasının ise Alanya ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... E sayılı dosyası olduğunu, iş bu dosyada da davalı ... şirketi tarafından sigortalanan aracın, asli ve tam kusurlu bulunduğunu, davacıya ise hiçbir kusur izafesi yapılmadığını, Alanya ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... e sayılı dosyası incelendiği takdirde görülecektir ki, davacı müvekkil bu kaza neticesinde BTM ile giderilemez şekilde yaralandığını, davacının eldeki kazanın oluşumunda kusursuz olduğunu, davacı müvekkil ile davalı ... şirketi arasında dosya numarası taraflarınca bilinmeyen ve ihtiyari Arabuluculuk Dosyası adı altında gerçekleştirilen arabuluculuk tutanaklarının kabulünün mümkün olmadığını, İhtiyari arabuluculuk tutanağı adı altında imza edilen anlaşma belgesinin kabulü mümkün olmayıp, geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini, İhtiyari Arabuluculuk Dosyası adı altında gerçekleştirilen arabuluculuk tutanakları kamu düzenine ve mevzuata aykırı olarak hazırlandığını, İhtiyari Arabuluculuk Dosyasında arabuluculuk süreci usule uygun tamamlanmamış, anlaşma belgesi olarak düzenlenen belgenin ise geçersiz olduğunu, ayrıca davacı müvekkili işbu tutanak bağlamadığını, dosya arasına ibraz edilen İhtiyari Arabuluculuk Dosyası Anlaşma Belgesi olduğu ileri sürülen belgede, "...'nin, sigortalısının ve araç sürücüsünün poliçe teminat miktarına kadar başkaca bir sorumluluğu kalmadığını hasara, hasar dosyasına ve poliçeye konu sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminat alacakları yönünden, fazlaya ilişkin faiz talebi, asli ve ferileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmayacağını. Ayrıca ... A.Ş.ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini; poliçe teminat limiti kapsamında dosya konusu tüm haklarımızdan (adı geçen sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü dahil) ve bunların faiz masraf ve ücreti vekalet dahil tüm ferilerinden, kayıtsız, şartsız ve gayrikabili rücu olarak, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın" denildiğini, ancak hangi tazminat kalemi için ne kadar bir tazminat ödemesi yapıldığı konusunda netlik olmadığını, ayrıca davalı ... şirketine geçici bakıcı gideri ile tedavi gideri tazmini için ... görüşmeleri adına başvuru yapılmadığını, ... başvurusu yalnızca sürekli ve geçici iş göremezlik adına yapıldığını, bu ... başvurusu neticesinde davalı ... şirketi bünyesinde ... hasar dosya numarası açtırıldığını, burada (anlaşma belgesi olduğu ileri sürülen belgede) davalı ... şirketinin yasal sorumluluğunda olan 3 kalem tazminat miktarı belirtilse de yapılan toplam ödemenin hangi tazminat kalemlerini kapsadığı açıkça yazmamakta ve işbu anlaşma belgesi olduğu ileri sürülen belge ihtilaf yarattığını, İlam niteliğinde olma vasfı ise asla olmadığını, ayrıca işbu davaya şu an konu edilen geçici iş göremezlik talebinin ise, iptali talep edilen belgede yer almadığını, müvekkilin geçici iş göremezlik talebinin de mevcut olduğunu, bir diğer hususun ise, iptali talep edilen ve anlaşma belgesi olduğu ileri sürülen belgede davacı müvekkilin vekiline vermiş olduğu vekaletnamede "alternatif çözüm yollarına başvuru yapma ve süreci tamamlama" yetkisinin ise olmadığını, davacı müvekkil tarafından davalı ... şirketine yapılan bir arabuluculuk başvurusunun ise olmadığını, yasal zorunluluk gereğince davacı müvekkil, davalı ... şirketine TTK ve ... gereğince sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının ödenmesi adına (... dilekçesinde geçici bakıcı gideri ile tedavi gideri talebinde zaten talep edilmemektedir.) ... başvurusu yapmış ancak arabuluculuk başvurusu yapmadığını, davalı şirketin ise kendisi dosyayı kendi çalıştıkları arabuluculuk birimine ilettiğini, İşbu hususun ise davacı müvekkilden ibra alabilmek için yapıldığını, davacı müvekkilin dava hakkını yok etmek için davalı ... şirketi tarafından kötü niyetle hareket edildiğinin açıkça ortada olduğunu, yine davalı ... şirketinin, anlaşma belgesi olduğu ileri sürülen belgede, yalnızca 3 kalem sorumluluğunda olan maddi tazminat saymışsa da ve Anlaşma tutanağında başka bir tazminat alacağı yönünden anlaşmaya varıldığı yönünde bir açıklamaya yer verilmediği halde, "...nin Trafik poliçesi ile sigortaladığı aracın sebebiyet verdiği trafik kazası sonucu açılan hasar dosyası sebebi ile ... A.Ş' den tazminat talep edildiğini, Bu bedelin ödenmesi halinde ... A.Ş.'nin, sigortalısının ve araç sürücüsünün poliçe teminat miktarına kadar başkaca bir sorumluluğu kalmadığını hasara, hasar dosyasına ve poliçeye konu sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminat alacakları yönünden, fazlaya ilişkin faiz talebi, asli ve ferileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmayacağını. Ayrıca ... A.Ş.ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini; poliçe teminat limiti kapsamında dosya konusu tüm haklarımızdan (adı geçen sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü dahil) ve bunların faiz masraf ve ücreti vekalet dahil tüm ferilerinden, kayıtsız, şartsız ve gayrikabili rücu olarak, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın" denildiğini, ancak burada amacın, davacı müvekkilin hak arama özgürlüğünün ileriye yönelik yok edilmesi olduğunu, ayrıca arabuluculuk tutanağında ibra ve feragat gibi beyanlara yer verilmesinin ise Yargıtay kararları ışığında, söz konusu arabuluculuk tutanağını geçersiz hale getiren beyanlar olduğunu, davacı müvekkilin davalı ... şirketinden, talep edilen başvuru kalemlerinden başka ve onu genişletecek şekilde feragat ve ibra beyanlarına yer verilmesinin ise davalı ... şirketinin kötü niyetini ortaya koyduğunu, ayrıca iptali talep edilen belgede, geçici iş göremezlik tazminatının adı dahi geçmediğini, ancak davacı müvekkilin geçici iş göremezlik talebi bulunduğunu, burada ise davacı müvekkilin tazminat hakları, hak arama özgürlüğü engellenmeye çalışılmış ve davalı şirket tarafından -TBK MD 420'nin aksine- belgeye ibraname niteliği kazandırılmak istendiğini, TBK md 420 anlamında ibra alınmaya çalışıldığını, anlaşma belgesi olduğu ileri sürülen belgede ise arabuluculuk ücreti ise yazılmadığını, hali hazırda davacı müvekkilin rapor oranı ve maluliyeti artmakta olduğunu, davacı müvekkilin artan rapor oranının da tespiti gerektiğini, davacı müvekkil ise yapılan eksik ve yetersiz ödemenin eksik kalan kısmının tazmin edilmesi ve ... yılında geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde uğradığı maddi zararları için (sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının) kazada kusursuz olması nedeniyle ve süreç içerisinde maluliyet raporunun artmış olması nedeniyle davalı ... şirketine başvuru yapmış, davalı ... şirketi tarafından davacı müvekkilin ... başvurusunu reddedildiğini, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik (ileride bilirkişiler tarafından hesaplandığında arttırılmak üzere) 500 TL sürekli iş göremezlik tazminatının kazanın meydana geldiği ... tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte ve Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik (ileride bilirkişiler tarafından hesaplandığında arttırılmak üzere) 500 TL geçici iş göremezlik tazminatının kazanın meydana geldiği ... tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte alınmasına ve davacı müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacının talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dava dilekçesinde de belirtildiği ve davacı yanca sunulan anlaşma belgesinden de görüleceği üzere ihtiyari arabuluculuk süreci işbu dava da vekil olan taraflarca yürütülmüş ve sonlandırıldığını, aşırı yararlanmanın söz konusu olmadığını, yasal süreden sonra açılan davanın reddi gerektiğini, tarafların ihtiyari arabulucuya başvurmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamakta olup davacının kendilerince arabulucuya başvurmadıkları iddiası ile belgenin iptalini istemesi iptale ilişkin niyetini açıkça ortaya koyduğunu, ... tarihli anlaşma belgesini düzenleyen ihtiyari arabulucunun belirlenmesine ilişkin, taraflarca düzenlenen arabulucu belirleme tutanağının ekte olduğunu, İhtiyari arabulucu belirleme tutanağının, işbu davada da vekil olan Av. ... tarafından e-imzalı olarak imzalanmış olup vekilin kendi yapmış olduğu hukuki eylemler ile çelişen işbu haksız iddialarının dikkate alınmaması gerektiğini, davacı vekilinin, dava dilekçesinde açıkça belirttiği üzere; özel yetkisi olmadığı halde HMK 74'e aykırı hareket ederek arabuluculuk sürecini yönettiğini, bu hususun, davacı vekilinin mesleki disiplinine ilişkin bir husus olduğunu, temsilcinin özel yetki alması gerektiği hallerde, bu yetkiyi almamasına rağmen, genel temsil yetkisine dayanarak yaptığı hukukî işlemlerde, yetkisiz temsil hükümlerine tabi olacağını, somut olayda; yapılan anlaşma akabinde davacı vekilinin anlaşılan tutarı müvekkiline ödemiş olması gerektiğini, davacı asilin ilgili tazminat tutarını almasının bir yerde yapılan anlaşmaya icazet verdiğini açıkça ortaya koyduğunu, her durumda davacı vekilinin yasalara aykırı olarak yetkisiz işlem yapması karşısında ödeme yapan, iyi niyetli üçüncü kişi olan müvekkil sigorta şirketinin bir sorumluluğu sona erdiğini, ihtiyari arabulucunun müvekkilinin vekili olmadığını, davacının iddialarını ispata yarar bir belge sunmadığını beyan ederek, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, tazminat talebinden ibarettir.

Mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için varlığı ve yokluğu gerekli olan hallere dava şartları denir (KURU/Baki// ARSLAN/Ramazan// YILMAZ/Ejder., Medeni Usul Hukuku (Ders Kitabı), Ankara 2005, s.

303.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinde, "Hakimin re'sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar" deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2005/9-546 E.N , 2005/611 K.N., 26/10/2005). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115'e göre; mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.

Somut olaya dönüldüğünde; taraflar arasında dava tarihinden önce ... başlangıç tarihli, ... bitiş tarihli ihtiyari arabuluculuk süreci yapıldığı, davacının, dava dilekçesinde bu sürecin usulsüzlüğüne yönelik bir takım beyanlarda bulunduğu, davalının ise bu sürecin usulüne uygun olduğuna yönelik bir takım beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Dosya arasında, bahsi geçen ihtiyari arabuluculuk tutanağı mevcuttur. Süreçte, davacının avukat ile temsil edildiği, aynı vekilin iş bu davanın dava dilekçesinde de davacı vekili olarak yer aldığı anlaşılmaktadır. İhtiyari arabuluculuk tutanağından da anlaşılacağı üzere,

"... A.Ş.'nin, sigortalısının ve araç sürücüsünün poliçe teminat miktarına kadar başkaca bir sorumluluğu kalmadığını hasara, hasar dosyasına ve poliçeye konu sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminat alacakları yönünden, fazlaya ilişkin faiz talebi, asli ve ferileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmayacağını. Ayrıca ... A.Ş.ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini; poliçe teminat limiti kapsamında dosya konusu tüm haklarımızdan (adı geçen sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü dahil) ve bunların faiz masraf ve ücreti vekalet dahil tüm ferilerinden, kayıtsız, şartsız ve gayrikabili rücu olarak, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın" denildiği anlaşılmaktadır. 07/06/2012 tarih ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bazı hukuki uyuşmazlıklar yönünden, bir yandan tarafların iradeleriyle kendi çözümlerini üretebilmeleri ve daha hızlı sonuç elde edilebilmeleri, öte yandan da mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla yine mahkemeler aracı kılınarak bazı tür hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak “Arabuluculuk” müessesesi benimsenmiş, aynı Kanunu’nun 18. maddesinin 5. fıkrasında da “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmü getirilmiştir. Buna göre arabuluculuk faaliyeti sonunda ulaşılan anlaşma belgesinin taraflar için bağlayıcı olmasının yanı sıra dava açma yasağı teşkil etmesi etkisini doğuran bir düzenlemeye yer verilmiş olup arabuluculuk sonucunda ulaşılan anlaşma taraflar için bağlayıcı olup arabuluculuk sonucunda üzerinde anlaşmaya vardığı uyuşmazlıklar yönünden daha sonra dava yoluna gidemeyeceği anlaşılmaktadır.(Yargıtay 4. HD; 2021/19751 E, 2021/11349) Söylemek gerekir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst Davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (DURAL, M./SARI, S.: Türk Özel Hukuku 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Diğer bir anlatımla dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır.

TMK’nın 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir: Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesinin ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır. TMK’nın 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.

Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir.

Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Türk Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır.

Bu gerçeği göz önünde bulunduran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), 2. maddede herkesin “haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda” olduğu belirtilmiş, söz konusu davranış kurallarını, dürüstlük kuralı kavramı ile ifade etmiştir. Dürüstlük kuralı temelinde namuslu, doğru ve dürüst davranma kuralı yer alır.

Objektif iyi niyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK’nın 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını Kanun'un korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hâkime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır. Dürüstlük kuralı, bir kimseden dürüst bir insan olarak beklenen davranışı ifade eder. Bir davranışın bu nitelikte olup olmadığı, toplumda geçerli ahlâk ölçülerine gelenek ve göreneklere, karşılıklı uygulana gelen teamüllere ve hakları sağlayan ilişkilerin amacına göre tayin edilir.

Diğer yandan, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken; o kişinin hakkın kullanılmasında geçerli ve haklı bir yararının varlığı, hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile başkalarına vereceği zarar arasında aşırı oransızlığın olmaması, bir kimsenin kendi ahlâka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırılan güvene aykırı davranışta bulunmaması gibi ölçütler hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını belirler

Bütün hakların kullanılmasında ve borçların ifasında uyulması gereken dürüstlük kuralı ve hakların genel sınırlarını oluşturan hakkın kötüye kullanılması yasağı, kamu düzeni ihtiyaç ve gerekleri nedeniyle konulmuş kurallardır. Bu nedenle, Medeni Kanun'un 2. maddesinin her iki fıkrası da emredici niteliktedir. Tarafların aralarındaki ilişkide dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanmayacağının kararlaştırmaları mümkün değildir. Dürüstlük kuralına veya hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder. Bu nedenle, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hâkim, dürüstlük kuralına aykırı, hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit ediyorsa, ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile, kendiliğinden (resen) bunu dikkate almalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.09.2019 tarih ve 2016/21-1788 Esas 2019/941 Karar sayılı içtihatı)

Somut uyuşmazlıkta, ihtiyari arabuluculuk sürecinde davacı taraf iş bu davadaki aynı vekil ile temsil edilmiştir ve süreç uzlaşma ile sonuçlanmıştır. Davacı vekil ile takip ettiği süreç sonunda,

... A.Ş.'nin, sigortalısının ve araç sürücüsünün poliçe teminat miktarına kadar başkaca bir sorumluluğu kalmadığını hasara, hasar dosyasına ve poliçeye konu sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminat alacakları yönünden, fazlaya ilişkin faiz talebi, asli ve ferileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmayacağını. Ayrıca ... A.Ş.ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini; poliçe teminat limiti kapsamında dosya konusu tüm haklarımızdan (adı geçen sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü dahil) ve bunların faiz masraf ve ücreti vekalet dahil tüm ferilerinden, kayıtsız, şartsız ve gayrikabili rücu olarak, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın, kabul etmiştir-vazgeçmiştir. İhtiyari arabuluculuk sürecine davalı ... şirketinin başvurmasında her hangi bir yasal engel yoktur. Buna ilişkin itirazlar yerinde değildir.

Anlaşma belgesinde sürekli iş göremezlik, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminat alacaklarından bahsedilmiş unun yanında azlaya ilişkin faiz talebi, asli ve ferileri kapsamında ve sair herhangi başkaca bir nam altında da bir hak ve talebimizin olmayacağını. Ayrıca ... A.Ş.ye karşı herhangi bir itiraz, defi ve her ne nam altında olursa olsun herhangi bir talep, dava ileri sürülmeyeceğini; poliçe teminat limiti kapsamında dosya konusu tüm haklarımızdan (adı geçen sigortalısı ve sigortalı araç sürücüsü dahil) ve bunların faiz masraf ve ücreti vekalet dahil tüm ferilerinden, kayıtsız, şartsız ve gayrikabili rücu olarak, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın, kabul etmiştir-vazgeçmiştir. Vekil ile temsil edilen davacı taraf, hangi kalemlerde anlaştığını, hangi taleplerden vazgeçtiğini kabule göre bilmektedir. Hangi kalem için ne kadar miktarda anlaşıldığı yazmamakta ise de vekil ile temsil edilen davacı taraf belirtilen anlaşma metni gereği anlaşılan miktarı almakla, buna razı olmuştur. Ayrı ayrı bir kalem talebinin olduğuna yönelik bir belirlemeye de rastlanmamıştır.

Davacı vekilinin, ihtiyari arabuluculuk sürecinde, vekilin özel yetkisinin olmadığı beyanlarına bakıldığında ise, yukarıda da belirtildiği üzere, süreçteki vekil ile iş bu davadaki vekil aynıdır.

HMK m. 74 gereği; Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz. İhtiyari arabuluculuk kurumu da alternatif uyuşmazlık çözüm yollarındandır. Türk Borçlar Kanununa göre; Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.

Bedelin ödenmesi, sürecin bitirilmesi, usuli eksikliği ileri sürenin, rızasıyla ihtiyari arabuluculuk sürecinde yer alması hususları göz önüne alınarak, yapılan işlemin davacıyı bağlayacağı, aksinin kabulünün dürüst davranma ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olacağı mahkememiz kabulündedir.

Tüm anlatılanlar ışığında, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18 inci maddesine 7036 Sayılı Kanunla eklenen beşinci fıkrası da göz önüne alınarak; davacının ihtiyari arabuluculuk süreci sonunda anlaşılan kalemler ile ilgili olarak iş bu davayı açmasında hukuki yarar olmadığından, davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davanın Reddine,

2.Davacı tarafça yatırılan 269,85 ₺ (TL) başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafça yatırılan 269,85 ₺ (TL) peşin harcın mahsubu ile hazineye gelir kaydına,

4.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

5.Zorunlu arabuluculuk gideri 3.120,00 ₺ (TL)'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

6.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 1.000,00 ₺ (TL) vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7.Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine,

Dair, davacı vekili Sn. Av. ...'ın yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/11/.2023 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog