43. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1577
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/06/2019
NUMARASI: 2019/28 Esas - 2019/675 Karar
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin güvenlik şirketi olarak faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkil şirkette iş akdi ile değerli kargo üretim ve satış yetkilisi olarak çalıştığını, taraflar arasında düzenlenen 01/09/2015 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin 13. Maddesi uyarınca davalının sır saklama yükümlülüğü altında olduğunu, çalıştığı süre zarfında elde ettiği çalışma yöntemleri ve diğer ticari sırları ile müşteri çevresini kendisi veya başkası yararına kullanmayı kabul ettiğini, sözleşmesinin 14. Maddesi gereğince, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren iki yıl süre ile Marmara bölgesinde aynı veya benzer işleri kendi adına yapamayacağı gibi aynı veya benzer alanlarda çalışmada bulunan başka tüzel kişilerde çalışmamak ve danışmanlık yapmamayı üstlenmesine rağmen fesih tarihi olan 05/09/2017 tarihinden itibaren 2 yıllık süre geçmesine rağmen aynı alanda faaliyet gösteren ... Hizmetleri hesabına çalışmaya başladığını, rekabet yasağıda aykırı davranan davalının sözleşmenin 14. Maddesinde belirlenen 10.000,00TL'lik cezai şartın ihtara rağmen ödememesi üzerine Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasında başlatılan takibe vaki itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya bakma görevinin İş Mahkemelerine ait olduğunu, delil olarak iş sözleşmesine dayanılmadığını, müvekilinin 07/05/2002 ile 06/09/2017 tarihleri arasında davacı şirket de çalıştığını çeşitli tarihlerde ünvan değişiklikleri ile iş akdinin yenilendiğini, farklı zamanlarda iki kez daha İş sözleşmesi imzalatıldığını, düzenlenen sözleşmelerin baskı altında imzalatıldığı gibi tek tip sözleşme imzalatılması nedeniyle aleyhe olan hükümleri TBK'nın 20. Vd maddleri gereğince gene işlem şartları nedeniyle geçersiz olduğunu müvekkilinin görevi gereği ticari sırlara erişebilecek bir pozisyonda çalışmadığını, cezai şart hükmünün sadece işçi aleyhine konulan şartın geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacıya ait işyerinde mobbing ve ayrımcılığa uğraması nedeniyle iş akdini fesh etmek zorunda kaldığını, cezai şartın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında hizmet sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu taraflar arasında düzenlenen yazılı sözleşmenin 13. Maddesi ile davalının sır saklama ve rekabet etmeme borcu altına girdiği, sözleşmenin 14. Maddesinde ise işyerinde ayrıldıktan sonra 2 yıl süre ile Marmara bölgesinde kendi adına veya başkaları yanında aynı veya benzer sektörde çalışamayacağı, çalışması halinde 10.000,00TL cezai şartın üstlenildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık rekabet yasağı sözleşmesinin TBK'nın 444 vd maddeleri kapsamında geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 6098 Sayılı Kanun'un 444 .maddesinde işçi, işverene karşı sözleşmenin sona ermesinden sonra onunla rekabet etmekten özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan veya bunların dışında rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girmekten kaçınmayı,
TBK 444/2 Maddede ise rekabet yasağı kaydının ancak, hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenine yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.
TBK 445/1 Maddede ise rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin tümü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi özel durum ve koşullar dışında 2 yılı aşamaz denilmek suretiyle getirilecek rekabet yasağı şartının sınırlamalarını belirtmiştir. Kanun maddeleri çerçevesinde somut dava incelendiğinde; her ne kadar sözleşme serbestisi ilkesi içinde taahhütname taraflarca imzalanmış ise de davalı tarafın ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürdüğü, davalı tarafından katlanılması güç bir süre ile iş yapma yasağının getirildiği, belirlenen coğrafi sınırların duruşmada dinlenen tanık beyanlarına göre para ve değerli eşya nakli ile ilgili çalışan şirketlerin tamamının muamele merkezinin bulunduğu Marmara bölgesi olarak belirlenmesi nedeniyle davalının uzun yıllardır yaptığı işin ülke genelinde icra etmesinin engellendiği, dosyadaki tanık beyanlarından sektörde görev yapıp Marmara bölgesi dışında merkezi bulunan şirketlerin bulunmadığı, bu durumda yapılan sözleşme ile belirlenen yükümlülüğün Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürriyetine açık şekilde aykırı olması nedeniyle sözleşmenin geçerli olmadığı, davacının iş akdinin dosyadaki delillere göre haklı nedenlerle fesh ettiği, davalının davacıya ait herhangi bir ticari sırra vakıf olduğu veya müşteri çevresini diğer şirketlere naklettiği konusunda hiçbir kanıt sunulmadığı,
TBK'nın 444/2 maddesinde işçinin sadece ticari sırlara ulaşmasının yeterli olmayıp, bu bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olması gerektiği, ancak somut olayda davacı şirketin, davalının bilgileri kullanması nedeniyle zarara uğradığı hususunun kanıtlanmadığı anlaşılmış, açıklanan tüm nedenlerle ispatlanamayan davanın reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşme ve davalı tarafın rekabet yasağına dair taahhüdünün geçerli olduğunu, davalının rekabet yasağına uymamasından dolayı sorumluluğunun mevcut olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli kabul edilerek kabul kararı verilmesi gerekirken ilgili şekilde reddine karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin Anayasa'nın çalışma hürriyetine ilişkin hükümleri ile bağdaşmadığı şeklinde bir değerledirme yapılmak suretiyle geçersiz addedilmesinin mümkün olmadığını, yerel mahkemece tesis edilen hükmün gerekçesinde dosya kapsamının yeterince değerlendirilmediğini, bu bakımdan verilen hükmün gerekli ve yeterli derecede incelemeye dayanmadığını, yerel mahkemenin davayı aydınlatma ödevi kapsamında yeterli araştırma yapılmadan huzurdaki dosyada yalnızca davalı tanıklarının beyanlarını hükme esas aldığını, yerel mahkemece sözleşme serbestisi çerçevesi dahilinde dava konusu sözleşme bakımından rekabet yasağını 6098 sayılı TBK madde 445/2 uyarınca sınırlamak yerine doğrudan sözleşmenin geçersiz olduğu kanaatine varılmasının hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacının dosyadaki tanık beyanları ile de anlaşıldığı üzere rakip firmada çalışmaya başladığını, yerel mahkemece işbu hususta başka bir delil aranmasının anlaşılabilir nitelikte olmadığını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığı ve istinafa cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
GEREKÇE
Dava; Türk Borçlar Kanunu'nun 444 vd. maddelerinde düzenlenen ve iş sözleşmesi ile kararlaştırılan işçinin rekabet etme yasağına bağlanan cezai şartın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın Reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanunu yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; sözleşmenin 14. Maddesinde düzenlenen rekabet yasağının "Genel İşlem Koşulu" niteliğinde olup olmadığı, düzenlemenin diğer yasal mevzuat yönünden geçerli olup olmadığı, davalının eylemlerinin rekabet yasağını ihlal niteliğinde olup olmadığı ve davacının sözleşme maddesinde öngörülen cezai şartın tahsilini talep edip edemeyeceği noktasındadır.Taraflar arasındaki 01/09/2015 tarihli belirsiz süreli hizmet Sözleşmesinde davalının işe başlama tarihi 01/09/2015, sözleşme süresi belirsiz, davacının yapacağı işin; "satış Yönetmeni" olarak, müşteri portföyünü genişletmek, yeni müşteriler araştırmak, yeni bağlantılar kurmak, pazardaki hedef şirketlerdeki ve sektördeki/ kamu kuruluşlarındaki uzman kişilerle ve iş adamaları ile temas kurmak, müşteri karar verici makamları ile şirket yetkili makamları arasında görüşmeler tesis etmek olarak belirlemiştir. Davalının davacı işyerinde bu sözleşme düzenlenmeden önceki 07/05/2012 tarihinde işe başladığı ve taraflar arasıda önceki tarihli bir kaç tane daha yazılı sözleşme yapıldığı uyuşmazlık konusu değildir. 2015 tarihli Hizmet Sözleşmenin 14. Maddesinde Rekabet yasağı;"14.1 ÇALIŞAN, İŞVEREN'in yanında çalışmaya başladığı anda iş ile ilgili ticari sırlara eriştiğini ve ilgili müşteriler ile irtibata geçtiğini, iş ile ilgili olarak İŞVEREN tarafından kendisine verilen eğitimleri aldığını kabul etmektedir.14.2 ÇALIŞAN, gerek iş sözleşmesi devam etmekte iken iş sözleşmesi süresince ve gerekse de iş sözleşmesinin fesih, istifa veya bunlarla sınırlı olmaksızın her ne sebeple sona ermiş olursa olsun, iş sözleşmesinin sona erme tarihinden itibaren 2 (iki) yıl süreyle, aynı veya benzer çalışma alanlarında; Marmara, bölgesinde kendi adına benzer ve/veya aynı işi yapmayacağını, aynı ve/veya benzer bir işle iştigal eden herhangi bir şirket veya tüzel kişiliğe hissesi hangi oranda olursa olsun ortak, pay sahibi veya yönetici olmayacağını, başka bir tüzel veya gerçek kişi hizmetinde çalışmayacağını, ücretli veya ücretsiz danışmanlık yapmayacağını, İŞVEREN'in çalışma alanı içerisinde iş yaptığı müşteride çalışmayacağını, İŞVEREN'e ait portföyü üçüncü şahıslara aktarmayacağını, kullandırmayacağını, kendisi veya üçüncü şahıslara menfaat temin etmeyeceğini şimdiden kabul ve taahhüt eder.14.3 ÇALIŞAN'ın iş bu maddede düzenlenen yükümlülüklerine aykırı davranması halinde ÇALIŞAN, her ihlal veya ihlal teşebbüsü için ayrı ayrı ve uğranılan zarardan ayrık olmak kaydıyla 10.000-TL cezai şart bedelini İŞVEREN'e ayrıca bir ihtar veya ihbara gerek olmaksızın derhal, nakden ve defaten ödemeyi ve bu cezai şartın miktarının fahiş olmadığını, bu bedelden indirim yapılmayacağını peşinen kabul, beyan ve taahhüt eder. ÇALIŞAN'ın iş bu maddede düzenlenen yükümlülüğünü iş sözleşmesinin devam ettiği esnada ihlal ettiği İŞVEREN tarafından herhangi bir şekilde tespit edilmesi halinde İŞVEREN, ÇALIŞAN'ın iş sözleşmesini herhangi bir ihtar veya ihbara gerek olmaksızın tek taraflı olarak, derhal feshetme hakkına sahiptir.14.4 ÇALIŞAN'ın, bu maddede belirtilen davranışlardan herhangi birisini yapması veya teşebbüs etmesi halinde İŞVEREN'in, Türk Ceza Kanunu ve diğer ilgili her türlü mevzuattan kaynaklanan yasal yollara başvurma hakkı saklıdır." şeklinde düzenlemiştir. Sözleşmenin bu maddesi genel işlem koşulu ve sözleşme hürriyeti açılarından değerlendirildiğinde; bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’ya, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır. Tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir.Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Bununla birlikte, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır. Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin davaya dayanak 2015 tarihli yazılı sözleşme yapılmadan önce 2002 tarihinde başladığı, fesih bildirim tarihine kadar davalının sözleşme metnine itiraz etmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin; davacı tarafça birçok hukuki ilişkiye uygulanmak üzere hazırlanmış sözleşme niteliğinde görülmeyip sadece taraflar arasındaki iş ilişkisine özel düzenlenmiş bir sözleşme niteliğinde olduğu anlaşılmakla sözleşme maddesinin genel işlem koşulu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Rekabet yasağına ilişkin düzenleme, sözleşme serbestisi kapsamında olup sözleşmedeki rekabet yasağına ilişkin maddesinin geçersiz olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu durumda bahsi geçen maddenin genel işlem koşulu olduğundan bahisle geçersizliğine yönelik davalı iddialarına itibar edilmesi mümkün görülmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Somut olayda davalının davacı işyerinden davacı işverene sunduğu yazılı belge ile 15 yıl sigortalılık süresini ve 3.600 gün primi ödeme süresini doldurduğunu, yaş şartını bekleyeceğinden bahisle 06/09/2017 tarihi itibarıyla sözleşmesini sona erdirerek ayrıldığını beyan ettiği, davacı işverence de işten ayrılma belgesinde davalının 05/09/2017 tarihinde işten ayrıldığı ve işten ayrılış nedeninin 3600 gün emeklilik talebi/ istifa olarak belge düzenlendiği, davalının davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ... A.Ş. adındaki rakip firmada 11/09/2017 tarihinde işe başladığı anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince yapılan sözleşmenin işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek mahiyette olduğu, davalının katlanması güç bir süre ile iş yapma yasğı getirildiği, belirlenen coğrafi sınırın bu sektörde faaliyet gösteren firmaların muamele merkezi olması nedeniyle sözleşme ile yüklenen yükümlülüğün anayasaya ile güvence altına alınan çalışma hürriyetine açık bir şeklide aykırı olduğundan sözleşmenin geçerli olmadığı, davacının iş akdinin geçerli nedenlerle fesih ettiği, davalının davacıya ait herhangi bir ticari sırra vakıf olduğu veya müşteri çevresini diğer şirketlere naklettiği konusunda hiçbir kanıt sunulmadığı, işçinin bu sırları kullanmasının işverenin önemli bir zararına sebep olmasının gerektiği ve ancak davacının zarara uğradığını ispatlayamadığı gerekçisi ile davanın reddine karar verilmiştir. ilk derece mahkemesince ulaşılan bu yargı ve gerekçe dosya içeriği ve yasal düzenleme ile uyuşmamaktadır. Dosyadaki tanık beyanları ile davacı ile aynı sektöründe çalışan başka firmaların Marmara bölgesi dışında taşra yapılanmalarının olduğu yasada öngörülen coğrafi sınırın belirlenmiş olduğu bu açıdan taraflar arasında yapılan sözleşmenin işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek mahiyette olduğunu kabul imkanı yoktur. Yine sözleşme yasada istisnai haller dışında en uzun süre olarak belirlenen iki yıl süre ile sınırlanmış olmakla sözleşmedeki rekabet yasağına ilişkin düzenlemenin TBK 444 vd. maddelerine aykırılık içerdiğinin de kabulü mümkün değildir. Kaldı ki TBK 445/2 maddesi düzenlemesi ile hakime aşırı nitelikte görülen rekabet yasağının kapsam ve süresini sınırlama imkanı da verilmiş olmakla ilk derece mahkemesinin bu değerlendirmesi de yerinde görülmemiştir.Rekabet yasağının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Bu durumda ilk derece mahkemesince zararın davacı zararının ispat edilmediğine yönelik gerekçesi de yerinde değildir. Dosyaya toplanan deliller ile taraflar arasında yapılan sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin düzenlemesinin geçerli olduğu, davalının davacı iş yerinden ayrıldıktan hemen sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir firmada işe başladığı, davalının davacı işyerindeki pozisyonu, hizmet sözleşmesinde belirlenen görev tanımı ve uzun süre yaptığı iş dikkate alındığında hizmet ilişkisinin işçiye davacının müşteri çevresi ve işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağladığı, sözleşmenin 14/1 maddesine kendi imzasıyla "İŞVEREN'in yanında çalışmaya başladığı anda iş ile ilgili ticari sırlara eriştiğini ve ilgili müşteriler ile irtibata geçtiğini, iş ile ilgili olarak İŞVEREN tarafından kendisine verilen eğitimleri aldığını kabul etmektedir." kaydı bulunduğu, yine davalının kendi yazılı beyanı ile dava iş yerinden 15 yıl sigortalılık süresini ve 3.600 gün primi ödeme süresini doldurduğu, yaş şartını bekleyeceğinden bahisle 06/09/2017 tarihi itibarıyla sözleşmesini sona erdirerek ayrıldığı beyanı karşısında iş yerinde mobinge uğradığı için ayrıldığı şeklindeki savunmanın dinlenemeyeceği, bu durumda TBK 447 /2 maddesi gereği sözleşmenin işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedildiğinin de kabulü mümkün değildir. Sözleşme ile rekabet yasağının ihlaline bağlanan cezai şart 10.000,00 TL olup davacının son aylığı SGK'na verilen aylık pirim bildirgesine göre 5.220,99 TL'dir.
Davacı tarafça davalıya Beyoğlu 38. Noterliğinden gönderilen 8 Kasım 2017 tarihli ihtar ile 3 gün süre verildiği, ihtarın davalıya 11/11/2017 tarihinde tebliğ edildiği, temerrüdün 14/11/2017 tarihide oluştuğu, takip tarihine kadar 19,73 TL faiz talep edildiği, temerrüt tarihi olan 14/11/2017 ile takip tarihi olan 21/09/2018 tarihi arasında 10.000,00 TL X 9X 317 gün/36.500 formülü ile 781,64 TL faiz hesaplandığı, davacı talebinin hesaplanan bu miktardan düşük olduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi ve hüküm altına alınan ceza şart miktarı ve davalının ekonomik durumu ve son aldığı aylık dikkate alındığında kararlaştırılan ceza şart aşırı olmadığından TBK 182 maddesi gereği indirim yapılmadan karar verilmesi ve alacak likit davalı itirazı haksız bulunmakla davacı yararına icra inkar tazminatına da hükmetmek gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KABULÜ ile; Davalının Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin takip talebindeki şartlar ile devamına,2-Asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine,3-İtirazın iptalina karar verilen alacağın % 20 oranına tekabül eden 2.003,94 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,4-Başlangıçta peşin olarak alınan 121,02 TL harçtan, alınması gerekli olan 684,45 TL harcın mahsubu ile 563,43 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından yapılan 44,40 başvuru harcı, 132,00 TL tebligat ve posta gideri ve 121,02 TL peşin harç olmak üzere toplam 297,42 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Arabulucu için ödenen 1.320,00 TL ücretin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,8-Yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri bulunmadığı anlaşıldığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davacı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 10.019,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine, 11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL ile tebligat/ posta gideri 84,50 TL olmak üzere; toplam 233,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda,
HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.19/10/2023