Esas No
E. 2021/513
Karar No
K. 2023/1834
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/513

KARAR NO: 2023/1834

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 17/01/2020 (Dava) - 17/03/2021 (Karar)

NUMARASI : 2020/32 Esas - 2021/140 Karar

DAVA: Şirket Müdürünün Azli ve Şirkete Kayyum Tayini
BAM KARAR TARİHİ: 28/11/2023
KARAR YAZIM TARİHİ: 28/11/2023

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/03/2021 tarih ve 2020/32 Esas - 2021/140 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ve davalı ...'ün, davalı ...’nin ortakları olup, davalı ...'ün şirket müdürü olduğunu, tarafların işbu ortaklık kapsamında çift kabuklu su ürünleri (akivades) yetiştiriciliği yaptıklarını, midyenin yetiştirildiği çiftliğin İnciraltı/Balçova’da bulunduğunu, şirketin tesisi konumundaki taşınmazın ise ... İli, ... İlçesi, ... Köyü, ... mevkii, ... pafta no, ... ada no, ... parsel no, 345,00 m2 ve bahçeli, betonarme iki katlı dükkan niteliğinde Aliağa’da bulunduğunu, Türkiye şartlarında bu işin yapılabilmesi için zorlu şartların öngörüldüğünü ve sınırlı sayıda şirket tarafından bu alanda faaliyet göstermeye imkan tanındığını, davalı ...’ün, şirketin bu zorlu şartları yerine getirmesine rağmen tesisin yer aldığı Aliağa’daki taşınmazı üçüncü kişilere şirketi zarara uğratacak şekilde müvekkilinin bilgisi ve onayı olmaksızın sattığının müvekkili tarafından 2019 yılında öğrenildiğini, müvekkilin gerçek durumu öğrenmek için tapu kayıtlarını incelediğinde taşınmazın 2017 yılında 250.000,00 TL (KDV dahil) bedele satıldığını gördüğünü, bunun üzerine, davalının müvekkilinin güvenini suistimal edecek şekilde şirket müdürlüğünden doğan yetkilerini şirketi zarara uğratacak şekilde kullandığının anlaşıldığını, davalı ...'ın Aliağa’da bulunan tesisin kuruluş maliyetinin 2008 yılında 350.000,00 TL olduğu beyanı karşısında, aradan yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra 2017 yılında 250.000,00 TL (KDV dahil) bedele üçüncü kişilere satılmış olmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı gibi taşınmazın gerçek değerini de yansıtmadığını, davalı ...'ün, müvekkilinin bilgi ve rızası dışında anlaştığı dalgıçlar yardımı ile günlerce farklı miktarlarda ürün çıkardığını, akivades satışı konusunda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na yasal olarak menşe aldığı yer ve miktarının bildirilmesi gerektiğini, davalı ...'ın Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bildirdiği menşe aldığı yer ve miktarı kadarını şirkete fatura ettiğini, ancak bildirdiği kısımdan elinde fazla kalan ürünü dondurulmuş tesis veya tesislere fatura etmeden veya düşük bedel fatura keserek sattığı kanaatine varıldığını, zira davalının Aliağa’da bulunan davalı şirkete ait tesisi elden çıkarmasaydı, çıkarılan ürünlerin dondurulmuş olarak yurtdışına satıldığının her durumda gümrükte gerçek değerleri beyan edileceğinden satış sonrası elde edilen bedelin şirket resmi hesaplarına işleneceğini, ancak, somut durumda davalının tesisi piyasa değerinden oldukça fahiş miktarda düşük fark ile satmış olmasının, çıkarılan ürün miktarının yasal olarak Bakanlığa bildirilen kısmından çok daha fazlasını satarak, bu fazla kısımdan elde edilen kazancı şirket hesaplarına kaydetmeyerek haksız ve hukuka aykırı olarak kendine menfaat sağlayacak şekilde hareket ettiği dikkate alındığında şirkete zarara uğrattığı açık olduğunu, davalının şirket müdürü olarak münferit yetkisi bulunmakta olup, müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmiş durumda olduğunu ileri sürerek, davalı ...'ün şirket ve dolayısıyla şirket ortağı müvekkilinin zararına hareket etmesi, TTK kapsamındaki sorumluluklarına aykırı hareket ile şirket müdürü olarak özen yükümlülüğü başta olmak üzere üstlenilen yükümlülüklerine açık ve kasıtlı şekilde aykırı davranışlarda bulunması sebebiyle şirketin dava tarihi itibariyle özvarlık değerinin tespit edilmesini, borçlandırıcı muamelelerin önüne geçmek amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve şirket müdürünün azli ile şirkete kayyım tayinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2018/201 E., 2019/2620 K.sayılı 03/04/2019 tarihli günlü kararında açık olduğu üzere bu tür davalarda müvekkili şirket bakımından davanın husumetten reddi gerektiğini, tarafların dava şirkette % 50’şer payla ortak olduklarını, şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili kişinin müvekkil ... olduğunu, 2013/2. Dönemde AB Komisyonu Sağlık ve Tüketiciyi Koruma Genel Müdürlüğü (...) tarafından Türkiye'deki tüm çift kabuklu yumuşakçaların canlı olarak AB'ye ihracının yasaklandığını, akabinde, İzmir İl Müdürlüğünce Canlı Çift Kabuklu Yumuşakça İzleme çalışmaları, Tarım ve Orman Bakanlığının 29.06.2015 tarih ve 22949 sayılı ''Avcılık veya Yetiştiricilik Yoluyla Elde Edilen Çift Kabuklu Yumuşakça Üretim Alanlarının Belirlenmesi, Sınıflandırılması, Ürün Alımına Açılıp Kapatılması ve Numune Alımına İlişkin Uygulama Talimatı'' gereğince yerine getirilmeye başladığını, buna göre bu mevzuata uyum için yeni yatırımlar yapılması zorunlu olduğundan şirkete ait taşınmazın, şirketin içinde bulunduğu acil nakit ihtiyacı nedeni ile ancak 9 aylık bir süre sonunda, 2017/Ekim ayında, 240.000-TL bedelle, yatırım yapmak isteyen ... isimli kişiye satıldığını, bu kişiden başka da taşınmaza bir talepli çıkmadığını, zira taşınmazın sadece kabuklu deniz ürünü işleme tesisi olarak kullanılabildiğini, müvekkil şirketin, kendi ürünü olan akivades ürünü dışında, tellina isimli kabuklu ürünün revaçta olması, akivades ürününe göre daha çok satılması ve bu sırada başkaca birçok firmanın da aynı sektörde ruhsat alması, keza kurumlar nezdinde şirketin karşılaşmış olduğu bir çok engel, rekabetin artması, yurt dışı menşeili özellikle piyasaya hakim İtalyan ve İspanyol firmaların da bu firmalara ortak olması gibi nedenlerle, kar edemeyeceği anlaşıldığından, akivades ürününü ihraç etmekten vazgeçerek, bu ürünü diğer lisanslı ihracatçı firmalara üretim ve tedarikçi olmak yönünde faaliyet gösterdiğini, halen de bu alandaki tek akivades tedarikçisi olduğunu, bu nedenlerle; müvekkili şirketin faaliyet alanı sadece "üretim ve tedarik" olunca, taşınmaza ve içerisindeki ekipmanlara ihtiyaç kalmadığından, kiracılık hakkı ... San.Tic.Ltd.Şti isimli bir kara midye üreticisi bir şirkete devredildiğini, taşınmaz içindeki şirkete ait, envantere kayıtlı ekipmanları da ekte sunulan faturalar ile yine aynı firmaya satıldığını, müvekkili şirketin faaliyet alanında kullandığı bütün ekipmanların bedelinin diğer müvekkili ... tarafından karşılandığını, davacının, taşınmazın satışından 3 yıl sonra ortaya çıkmasının; müvekkilinin şirketi yönetmekte herhangi bir zaafiyetini değil, aksine davacının şirket işleri ile ne denli ilgisiz olduğunu göstermekte olduğunu. davacının;

06/06/2016 tarihli genel kurula katıldığını, genel kurulda faaliyet raporunun okunup müzakere edildiğini, davacının bu genel kurula yönelik bir itirazının olmadığı gibi, her hangi bir dava da açmadığını, şirket hisselerinin satışı için gerekli koşulları oluşturmak üzere için davacı vekillerine yetki verildiğini, davacının müvekkili ile ilgili, çıkarılan ürünleri eksik beyan ettiğine ve düşük fiyattan sattığına dair iddialarının dayanağının anlaşılamadığını, toplanan ürünün ağırlığı, çuval adeti, taşıyıcı araç plakası, taşıyanın vatandaşlık numarası ve ürünün gönderildiği lisanslı firmanın belgelendirilmesi gibi, toplanan ürünlerin çok sıkı nakil prosedürleri olduğunu, bu konuda herhangi bir eksik beyan veya kaçak durumu olmasının söz konusu olmadığını, davacının bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin olası bir müdürlükten azli halinde, şirketin iflas edeceğini, zira bu işte, işin başında olan kişinin bilgisi, deneyimi, uzmanlığı ve portföyü olmazsa olmaz bir koşul olduğunu, ne kayyumun ne de davacının, bu işi yürütebilecek bir uzmanlıkta olmadığını, davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmediğini savunarak, davalı şirket hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine, davanın da esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesince; "....Davalı ...'ün, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil nosunda kayıtlı "..." müdürlük görevinin kaldırılmasına, Davalı ...'ün "..." müdürlük görevinin tedbiren kaldırılarak yerine şirketi temsil ve idare etmek üzere kararın kesinleşmesine kadar davacı ...'in tedbiren kayyım olarak tayinine...." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili ...'ün şirketin faaliyet konusunu gerçekleştirebilecek bir kaç kişiden biri olduğunu, ancak, davacının hiç bir zaman şirketle bir ilgisi olmadığını, bu işten anlayacak bir kişi de olmadığını, davacının verdiği dilekçelerle şirketin faaliyetinin önünün tıkandığını, yerel mahkeme kararında sadece bilirkişilerin görüşlerinin mevcut olduğunu, sadece defter incelemesi ile yetinilmiş olmasını kabul etmediklerini, mahkemenin verdiği kararın resmen şirketi iflasa sürüklemenin eşiğine getirmek anlamına geldiğini, şirketin faaliyet amacıyla ilgili olarak 2013 yılından bu yana AB'ye canlı çift kabuklu yumuşakça ihracatına yönelik uygulanmakta olan ihracat yasağının 2021 yılına kadar uzatıldığını, getirilen yasak uyarınca ticari faaliyet olmasının mümkün olmadığı dönemde müvekkilinin, şirketi yaşatmak için çok çabaladığını, müvekkilinin, taşınmazı satarken tek şartının "taşınmazda kalıp şirketin faaliyet konusu işini devam ettirmek" olduğunu, bu şartı kabul eden alıcı ile 20/11/2017 tarihli kira sözleşmesinin imzalandığını, gelen nakit para ile yatırımların devam ettiğini, mevzuata uygun olarak soğuk hava depoları ve diğer gereksinimlerin karşılandığını, hatta bu dönemde, tesise alınan ısıl işlem ve soğuk oda kablolarının, davacının sahibi olduğu ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına fatura edildiğini, bunun akabinde iç piyasaya uygun, İzmir Valiliği İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından tanzim olunan dondurulmuş balıkçılık ürünleri tesisinin işletme onay belgesinin alındığını, müvekkili şirketin, kendi ürünü olan akivades ürünü dışında, tellina isimli kabuklu ürünün revaçta olması, akivades ürününe göre daha çok satılması ve bu sırada başkaca bir çok firmanın da aynı sektörde ruhsat alması, keza kurumlar nezdinde şirketin karşılaşmış olduğu bir çok engel, rekabetin artması, yurt dışı menşeili özellikle piyasaya hakim İtalyan ve İspanyol firmaların da bu firmalara ortak olması gibi nedenlerle, kar edemeyeceğinin anlaşıldığını, akivades ürününü ihraç etmekten vazgeçerek, bu ürünü diğer lisanslı ihracatçı firmalara üretim ve tedarikçi olmak yönünden faaliyet gösterdiğini, halen bu alandaki tek akivades tedarikçisi olduğunu, müvekkili şirketin faaliyet alanının sadece üretim ve tedarik olunca, taşınmaza ve içerisindeki ekipmanlara ihtiyaç kalmadığından, kiracılık hakkının ... San. Tic. Ltd. Şti. İsimli kara midye üreticisi bir şirkete devredildiğini, müvekkili şirketin faaliyet alanında kullandığı bütün ekipmanların bedelinin diğer müvekkili ... tarafından karşılandığını, dolayısıyla şirketten alacaklı konumda olan müvekkilinin herhangi bir şekilde şirketin ticari itibarına zarar verme gayesinin olmadığını, müvekkili şirket tarafından işletilen çiftliğin halen faaliyette tutulduğundan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü tarafından her hafta izleme çalışması yapıldığını, bunların tüm ulaşım ve sair masraflarının müvekkili tarafından bizzat yapıldığını, davacının ortak olduğundan şirkete 1 kuruş bir sermaye bile ödemediğini, her ne kadar noterdeki sözleşme düzenlenirken devir bedelinin alındığı usulen ifade edilmiş ise de, şirket kayıtlarına gider bir kuruşun dahi olmadığını, davacının taşınmazın satışından 3 yıl sonra ortaya çıkmasının, davacının şirket işleri ile ilgili ne denli ilgisiz olduğun gösterdiğini, davacının işin ne şekilde yürütüldüğüne dair en ufak bir bilgisinin olmadığını, şirketin kar etmesi için herhangi bir çaba göstermediğini, aksine kötü niyetli olarak şirketin faaliyet göstermesini engellediğini, davacının tedbiren kayyım atanması yönünde bir talebinin bulunmadığını, taleple bağlılık ilkesi gereği talebin aşılmasının doğru olmadığını belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, şirket müdürünün azli ve şirkete kayyım tayini istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiş olup, hüküm davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.

1.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre azil davasında husumetin, azli istenen şirket müdürü ile şirkete yöneltilmesi gerektiği ( aynı yönde bkz. Yargıtay 11. HD'nin 2021/8574 E. - 2023/2691 K. sayılı ilamı) açıktır.

2.Hükme esas alınan bilirkişi asıl ve ek raporunun somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu,

TTK. 630/3. maddesi gereğince, şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi ile şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul edileceği, davacının şirkete ortak olarak başladığı 2015 yılından dava tarihine kadar olan süreçteki davalı şirkete ait defterlerin incelemesinde, davalı şirkete ait 2017 ila 2020 yılları kebir defterlerinin tasdik ettirilmediği, tasdiksiz sayfalara yazılmış olduğu, tüm envanter defterlerinin tamamının boş olduğu, satışların oldukça düşük miktarda olduğu, kar elde edilmediği, şirketin faaliyetlerinin kabul edilebilir ya da başka bir deyişle normal sayılabilir seviyenin altında olduğu, davacının şirket ortaklığını iktisabından önceki 2012-2013-2014 yıllarında davacının şirket ortaklığını iktisabından sonraki döneme kıyasla satışların, faaliyet karının ve olağan karın daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.

3.Ayrıca, davaya konu şirkete ait taşınmazın bedelinin çok altında satıldığı, her ne kadar davalı, şirket konusu olan üretimi yapılan akivades ürününün AB'ye ihracatının yasaklandığını belirtmiş ise de, bu yasağın kati olmayıp şartlı bir yasak olduğu, değişen piyasa koşulları ve yasal mevzuatlar gereği şirketin gerekli işleme tesisini kurması ya da AB onay numarası olan başka bir tesiste ürünlerini ücret karşılığı işlemesi ile ihracata devam edebileceği, davalı şirketin aldığı su ürünleri yetiştiricilik belgesinin yıllık 300 tonluk akivades üretim kapasitesini içerdiği, 2014 yılında verilen belge üzerine şirketin mevcutta 100 ton/kapasiteye sahip olduğunun görüldüğü, 2014 yılı için 100 ton ve daha sonraki yıllar için 100 ile 300 ton yıllık ürün satışının gerçekleşmesinin gerektiği, bu ürünlerin satışına ilişkin şirket evraklarında satış kaydının olmadığı, şirketin 12 ay boyunca üretim yapma izni olduğu düşünüldüğünde bu durumun hayatın olağan akışına ve ekonomik dinamiklere uygun düşmediği, akivadesin değerli bir ürün olduğu, çiftlik bölgesinde doğal olarak bulunan bu ürünü yetiştirmek için balık çiftlikleri gibi dışarıdan yem verilmediği, ana gider kaleminin güvenlik ve hasat yapılması (işleme tesisi hariç) olduğu, belli bir sene ürün kalitesi için hasat ve satış yapılmamasının şirket politikası olabileceği, ancak uzun yıllar hasat ve satış yapılmamasının "basiretli bir iş adamı gibi hareket etme" ilkesine uygun düşmediği, bahsi geçen bu durumların TTK 630/2.maddesi anlamında müdürün azli için haklı sebep oluşturduğu anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davalılar vekilinin Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/03/2021 tarih ve 2020/32 Esas - 2021/140 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2.İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gerekli 269,85 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL istinaf karar harcının davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

3.Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4.HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,

5.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, d-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 28/11/2023

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.