13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/720 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/782 Esas - 2023/66 Karar
TARİHİ: 24/01/2023
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,
Davalı taraf Bursa ... İcra Dairesi ... E sayılı dosya ile müvekkil aleyhine örnek no 7 ödeme emri le takibe geçtiğini, davalı taraf icra takip dayanağı olarak sunmuş olduğu cari hesap ekstresi ile müvekkili 147.155,33 TL lik asıl alacak üzerinden takip yaptığını, söz konusu cari hesap ekstresindeki alacak kalemi vade tarihi olarak 12.12.2019 olarak gözüktüğünü, oysa müvekkil şirket 05.12.2019 tarihinde kurulmuş olup yaklaşık bir hafta sonra davalı taraftan böyle herhangi bir mal almamış olup adına böyle bir faturaya da imza atmadığını, davalı taraf müvekkil şirketin takip tarihindeki adresine tebligat çıkarmamış olup başkaca bir adrese tebliğ çıkarmış ve sonrasında icra dosyasında İTO araştırma talebi olmaksızın TK Md. 35' e göre tebliğ çıkarmış ve takibi kesinleştirmiştir. Müvekkil şirket icra dosyasını şirket yetkilisinin ikamet adresine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Tal. Dosyası ile hacze gelindiğinde öğrenmiş olup söz konusu hacze ilişkin olarak istihkak iddiasına ilişkin talebin kabul gördüğünü, davalı taraf halen müvekkil şirketin çalışmış olduğu şirketlere gerek fiili hazce gerekse 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmek suretiyle müvekkilin menfi ve müspet zarar oluşmasına neden olduğunu, müvekkile öncelikli olarak söz konusu takipte herhangi bir fatura tebliğ edilmeksizin ve icra ödeme emrinin bilerek ve kasten davalı tarafça farklı adrese çıkarılarak ve TK Md. 35 e göre tebliğ ile kesinleştirmesi hukuka aykırı olarak işlem yapıldığını, açıklanan nedenlerden dolayı davamızın kabulü ile müvekkilin borçlu olmadığının tespitine davalı tarafın kötü niyetli olarak yapmış olduğu takipten dolayı %20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine müvekkil yönünden dava sonuçlanıncaya kadar tedbirin icra dosyasının durdurulmasına karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açılması nedeniyle yetki yönünden davanın reddine karar verilmesine, usule ilişkin itirazımıza rağmen esas inceleme yapılması halinde, ispat külfetinin davacı tarafta olması ve davacı tarafın iddialarını ispatlayamaması nedeni ile huzurdaki davanın esastan reddine, davacının %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkumiyetine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 24/01/2023 tarih 2021/782 Esas - 2023/66 Karar sayılı kararında; "Dava, davalı tarafından icra takip dayanağı cari hesap alacağının tahsiline yönelik başlatılan Bursa .... İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ilişkindir.Bilirkişi 13/08/2022 tarihli raporunda;
Davacı tarafın 2019-2020 yılına ait ticari defter ve kayıtlarının sahibi lehine delil niteliği taşıyıp taşımadığının takdirinin sayın mahkemeye bırakıldığı, davalı tarafın 2019-2020 yılına ait ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun tuttuğu ve sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davacı Tarafın Dosya Muhteviyatına Sunduğu Cari Hesap Ekstresinde, 2020 yılı:
Davalı taraf ile cari hesap ilişkisinin 20.02.2020 tarihli 2.962,38 TL (A) tutarlı kayıt işlemi ile başladığı, 29.06.2020 tarihinde davacı tarafın davalı tarafa 5.399,65 TL borçlu olduğu, 5.399,65 TL tutarlı “HESAPLARA VİRMAN” açıklamalı kayıt işlemi ile hesap bakiyesinin sıfırlandığı, davalı Tarafın Dosya Muhteviyatına Sunduğu Cari Hesap Ekstresinde, 2019 yılı:
Davacı taraf ile cari hesap ilişkisinin 11.12.2019 tarihli 129.281,24 TL (B) tutarlı kayıt işlemi ile başladığı, 31.12.2019 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 141.706,64 TL alacaklı olduğu, 2020 yılı: 01.01.2020 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 141.706,64 TL alacaklı olduğu, 31.12.2020 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 147.155,33 TL alacaklı olduğu, tarafların Ticari Defter Ve Kayıtları Karşılaştırıldığında: davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarında davalı tarafa borcunun olmadığı, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında davacı taraftan 147.155,53 TL alacaklı olduğu, taraflar arasında 147.155,53 TL cari hesap farkın bulunduğu, (davalı tarafın 147.155,33 TL tutar üzerinden takibe geçtiği,) iş bu farkın tarafların ticari defter ve kayıtlarına yaptığı tek taraflı kayıt işlemlerinden kaynaklandığı, davalı tarafın 144.192,95 TL, davacı tarafın 2.962,38 TL tutarlı kayıt işlemi yaptığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ana kaynağının davalı tarafın davacı tarafa düzenlediği faturalar olduğu, davalı tarafın davacı tarafa 2019 yılında 2 adet ve KDV dâhil 141.706,64 TL, 2020 yılında 5 adet ve KDV dâhil 10.708,10 TL, 2019-2020 yılında 7 adet ve toplam KDV dâhil 152.414,74 TL tutarlı fatura düzenlediği, iş bu faturaların tamamının davalı tarafın yasal defterlerine işlendiği, davacı tarafın yasal defterlerine ise sadece 1 adet 17.02.2020 tarihli faturanın işlendiği, 2019 Yılı Faturalarının, açıklama kısmına MAL KODU VE CİNSİ bilgilerinin yazıldığı, miktar ve birim fiyatlarının belirtildiği, faturaların teslim alan kısımlarının sadece imzalandığı, iş bu imzaların davacı BA Formu Bilgileri: Gelir İdaresi Başkanlığı, Erenköy Vergi Dairesi Müdürlüğünün 21.02.2022 tarihli dosya muhteviyatına sunduğu davacı şirkete ait 2019 yılı BA-BS form bilgilerinde, davacı tarafın davalı tarafa ait herhangi bir belgeyi BS-BA FORMU İLE beyan etmediği, Davalı BS Formu Bilgileri: Gelir İdaresi Başkanlığı, Beylikdüzü Vergi Dairesi Müdürlüğünün 22.02.2022 tarihli dosya muhteviyatına sunduğu davalı şirkete ait 2019 yılı BS-BA form bilgilerinde, davalı tarafın davacı tarafa ait 2 adet faturayı KDV hariç 131.209,00 TL üzerinden BS FORMU ile beyan ettiği,davalı tarafın 2019 yılında düzenlediği 2 adet KDV dahil 141.706,64-TL ( KDV hariç 131.209,00 TL) tutarlı faturanın davalı tarafından BS FORMU ile beyan edildiği, davacı tarafından BA FORMU beyan edilmediği 2020 Yılı Faturalarının, açıklama kısmına ÜRÜN / HİZMET CİNSİ bilgilerinin yazıldığı, miktar ve birim fiyatlarının belirtildiği, faturaların e-fatura olduğu ve teslim eden ile teslim alan kısımlarının olmadığı, imza karşılığı teslim edilmediği ve teslim alınmadığı,davalı tarafın 2020 yılında düzenlediği 5 adet faturanın ilgili oldukları dönemde BSBA FORMU yasal beyan sınırının altında kaldığı ve taraflarca beyan edilmediği/ edilemediği, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun, 350/2) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362|3) ve 381/4) Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmış, 396 sıra nollu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri yeniden düzenlendiği, ... sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği - 1.2.2. — Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin bir kişi veya kurumdan (KDV hariç) 5.000 TL ve üzerindeki; Mal ve/veya hizmet alımlarını Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba) Mal ve/ veya hizmet satışlarını ise Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu(Form Bs) ile (KDV hariç tutarlar dikkate alınarak) bildirme yükümlülüğü bulunmadığı, davalı tarafın iş bu faturaları karşı tarafa tebliğ ettiğini ispat etmesi gerektiği, faturaları teslim ettiğini ispat etse dahi, faturalara sekiz gün içinde itirazda bulunulmaması durumunun dahi alacağın doğması için yeterli olmadığı, alacağın varlığı için mal veya hizmetin ifa edildiğinin ayrıca kanıtlanmasının gerektiği netice itibariyle davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında yer alan 147.155,33 TL tutarlı alacağı ispat etmesi gerektiği, ispat etmesi durumunda 147.155,53 TL alacaklı olabileceği aksi durumda davacı tarafın davalı tarafa borcunun olmadığı/ olmayacağı, tarafların tazminat, muhakeme masrafları ve benzeri taleplerinin mahkeme kanaatine bırakıldığı yönünde rapor sunulmuştur.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde ; taraflar arasında bulunan ticari ilişki kapsamında cari hesap alacağının bulunup bulunmadığının tespitine dair yapılan bilirkişi incelemesine sonucu, cari hesap açığının davalının davacıya kestiği faturalardan kaynaklandığı, iş bu faturalar her ne kadar davalının ticari defter ve kayıtlarında bulunuyor ise de, davacının defter ve kayıtlarında bulunmadığı ve işbu faturalara konu mal veya hizmeti aldığına dair karine teşkil eden bir beyanda da bulunmadığı, bu haliyle yalnızca davalının ticari defterlerinde bu kayıtların olması davacıya işbu kayıtlara konu mal veya hizmetin verildiğini ispat edemediği, bu hususta yemin deliline dayanan davalıya yemin delilinin hatırlatıldığı ve bu hususta beyanda bulunması ve yemin deliline dayanacak ise yemin metnini sunması için kesin süre verildiği ve ancak verilen süre içerisinde yemin metni sunulmadığı görülmüş olup, ispat yükü üzerinde bulunan davalının, davacıdan dava konusu alacağını usulüne uygun deliller ile ispat edemediği anlaşılmış ve davanın kabulüne karar vermek gerekerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, "Davanın KABULÜ İLE; -Bursa ... İcra Dairesi ... sayılı takip sebebiyle davacının davalı tarafa borçlu olmadığının TESPİTİNE, -Tarafların kötüniyet tazminat taleplerinin şartları oluşmadığından REDDİNE," karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalı tarafın, Bursa ... İcra Dairesi ...
E. Sayılı dosyası ile müvekkili şirket aleyhine takip dayanağı olarak sunmuş olduğu cari hesap ekstresi ile 147.155,33 TL'lik asıl alacak üzerinden takibe geçtiğini, davalı tarafça müvekkili şirketin adresine tebligat çıkarılmamış olup başkaca bir adrese tebliğ çıkartıldığını, icra dosyasında İTO araştırma talebi olmaksızın TK. md. 35'e göre tebliğ edildiğini ve takibin kesinleştiğini; müvekkili şirketin bu durumu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Tal. Dosyası ile hacze gelindiğinde öğrenmiş olup söz konusu hacze ilişkin olarak istihkak iddiasına ilişkin talebinin kabul edildiğini, davalı tarafça müvekkili şirket aleyhine gerek fiili haciz yapılarak gerekse de 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmek suretiyle müvekkili şirketin menfi ve müspet zarar oluşmasına sebebiyet verdiğinden, müvekkili şirkete söz konusu cari hesap ekstresindeki alacak kaleminin 12.12.2019 olarak gözükmekte olduğunu; halbuki müvekkili şirketin 05.12.2019 tarihinde kurulmuş olduğundan 1 hafta sonra davalı taraftan böyle herhangi bir mal alınmamış olup adına böyle bir faturaya da imza atmadığından, öncelikle müvekkili şirkete söz konusu takipte herhangi bir fatura tebliğ edilmeksizin ve icra ödeme emrinin kasten ve bilerek davalı tarafça farklı bir adrese çıkartılarak TK madde 35'e göre tebliğ ile kesinleştirilmesi ve davalı tarafın haksız ve kötüniyetli olarak yapmış olduğu takipten dolayı taraflarınca menfi tespit davası açıldığını, yerel mahkemece davalarının kabulüne karar verildiğini, şartları oluşmadığından da kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verildiğini; mahkemece yeterli ve gerekli araştırma yapılmaksızın kötü niyet tazminatı taleplerinin reddedildiğinden işbu istinaf dilekçelerini sunma zaruretinin hasıl olduğunu, Gerekçeli kararda "Tarafların kötüniyet tazminat taleplerinin şartları oluşmadığından" denmişse de davalıca müvekkili şirkete haksız ve kötüniyetli bir şekilde icra takibi başlatıldığını; müvekkili şirketin davalıya karşı borcunun olmadığını tespit ettirmek maksadıyla açmış oldukları davada 13.08.2022 tarihli tanzim edilen bilirkişi raporunda "Netice itibariyle davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında yer alan 147.155,33 TL tutarlı alacağı ispat etmesi gerektiği, ispat etmesi durumunda 147.155,53 TL alacaklı olabileceği aksi durumda davacı tarafın davalı tarafa borcunun olmadığı/olmayacağı, sonuç ve kanaatine varılmıştır." denilme suretiyle müvekkili şirketin davalıya karşı borcu olmadığının anlaşıldığını, Müvekkili şirketin, 05.12.2019 tarihinde kurulduğunu ve davalı tarafça müvekkili şirket aleyhine herhangi bir fatura tebliğ edilmeksizin söz konusu cari hesap ekstresindeki alacak kaleminin 12.12.2019 tarihi olarak gözükmekte olan 147.155,33 TL'lik asıl alacak üzerinden takibe geçildiğini ve müvekkili şirketin adresine dahi tebliğ çıkartılmayıp TK madde 35'e göre tebliğ edilip kesinleştirilmesinin açıkça davalı tarafın kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu; davalı tarafça, müvekkili şirketin borçlu olmadığını bilmesine rağmen ısrarla ve müvekkili şirketin borçlu olup olmadığına dair araştırma yükümlülüğünü dahi yerine getirmeksizin takip başlatıldığını, hacze gelindiğini ve ısrarla davalı tarafın müvekkili şirketin çalışmış olduğu şirketlere gerek fiili hacizlere gelinmesi gerekse de 89/1 haciz ihbarnameleri göndermek suretiyle müvekkili şirketin menfi ve müspet zararlarına sebebiyet vermeleri müvekkili şirketi davalıya karşı borçlu olmadığını tespit ettirmek amacıyla menfi tespit davası açmaya zorlamasının davalının kötüniyetli olduğunu gösterdiğini ve mahkemece kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, Alacaklının/davalının tazminata mahkum edilmesi için, kanunun aradığı birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerektiğini; bu şartlardan ilkinin, talep şartı olduğunu; mahkemece, ancak, kendisine karşı haksız yere takipte bulunulmuş borçlunun talebi üzerine tazminata hükmedileceğini; ikinci şartın, borçlu/davacıya karşı başlatılmış bir icra takibi olması gerektiğini; üçüncü şartın alacaklının takibi haksız ve kötü niyetle yapması olduğunu; davalı/alacaklının tazminata mahkûm edilebilmesinin en önemli şartının “borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetle” yapılmış olması olduğunu; davalı tarafça müvekkili aleyhine yapılan icra takibinin sadece haksız olmakla kalmayıp ayrıca kötü niyetli bir şekilde yapıldığını, İİK’nın 72. maddesinin beşinci fıkrası hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davacı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin gerekli olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/3481 Esas ve 2020/5079 Karar sayılı kararı uyarınca; “Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, bünyesinde borçlu ile ilgili tüm argümanları bulunduran banka gibi bir kuruluşun, borçlusu olmadığını bildiği yahut bilmesi gerektiği kişi hakkında ısrarla ve araştırma yükümlülüğünü yerine getirmeksizin takibe girişmesi ve bu takipte ısrar etmesi kötüniyetli ve haksız olarak takibin yapıldığına karine olacağı, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar vermek gerekeceği, takdir edilecek zararın haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olamayacağı gerekçeleri ile davanın kabulüne..” şeklinde ifade edildiğini, Yukarıda arz ve izah edilen hususlardan da anlaşılacağı üzere, davalının müvekkili aleyhine başlatmış olduğu icra takibinde hem haksız hem kötü niyetli olduğundan mahkemece kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini; bu anlamda her ne kadar İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş ise de, şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu gibi, hakkaniyete de aykırı olup istinaf incelemesine konu etme zaruretinin doğduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen ve mahkemenin de re’sen dikkate alacağı diğer nedenlerle; Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi’ nin 24/01/2023 tarihli 2021/782 E. 2023/66 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde, kötüniyet tazminatı talepleri yönünden KABULÜNE, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Kötü niyetli davacı ... Ltd. Şti.'nin borçlu olduğu Cari Hesap Ekstreleri ve Faturalardan anlaşılacağı üzere, davaya konu borcun vadelerinde ödenmemesi nedeniyle Bursa ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası ile takibe konu edildiğini; davacı tarafın ise icra takibini sürüncemede bırakmak maksadıyla ve kötüniyetle bir takım asılsız iddialar ile görülen davayı ikame ettiğini; detaylı bir şekilde açıklanan hususlardan ve bilirkişi raporundan anlaşılacağını, davacı tarafın müvekkile borçlu olduğunu ancak yerel mahkeme beyan ve delillerini göz ardı ederek, hatalı bir şekilde davanın kabulüne karar verdiğini, İcra takibindeki ödeme emri borçlu şirketin resmi adresine tebliğ edilmiş olup, ancak herhangi bir itirazda bulunulmadığı için takibin kesinleştiğini yani davacı tarafın zımni olarak borcu kabul ettiğini; daha sonra alacaklıyı zarara uğratmak ve icra işlemlerini sürüncemede bırakmak kastı ile görülen davayı ikame ederek haksız kazanç sağlama çabasına girdiğini; tüm bu nedenlerden dolayı davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemenin hukuka aykırı olarak davanın kabulüne karar verdiğini, Davacı taraf olan borçlu ...'nin, mahkemeyi yanıltmak kastıyla ve icra emrine itiraz etmediği hususunu gizlemek için "ödeme emri farklı adrese tebliğ edilmiştir" şeklinde hukuki dayanaktan yoksun ve yalan beyanda bulunduğunu; davacı tarafın Ticaret Sicil Kayıtlarındaki adresleri incelendiğinde; 05.12.2019 - 07.08.2020 tarihlerindeki borçlu şirket adresinin, ... Mah. ... Sk. ... Apt. No:... Kadıköy/İstanbul; 07.08.2020 - 12.04.2021 tarihlerindeki borçlu şirket adresinin, ... Mah. ... Sk. ... Apt. No:... Maltepe/İstanbul; 12.04.2021 tarihinden günümüze kadar, yani borçlunun şimdiki şirket adresinin ... Mah. ... Sk. ... Apt. Blok No:... Ataşehir/İstanbul olduğunun açıkça görüleceğini; İcra Takip Tarihinin ise 18.08.2021 tarihli olup, söz konusu takip tarihinde borçlunun resmi adresinin "... Mah. ... Sk. ... Apt. Blok No:... Ataşehir/İstanbul" adresi olduğu için Ödeme Emrinin işbu adrese tebliğ edildiğini; yani davacı tarafın kötü niyetli olarak, ödeme emrinin farklı bir adrese tebliğ edildiğini iddia ettiğini; bu nedenle alacaklı olan müvekkillerinin alacağına kavuşmasını engelleyen haksız davanın reddi gerekirken, yerel mahkemenin hukuka aykırı olarak davanın kabulüne karar verdiğini; bu nedenle istinaf makamı tarafından yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettiklerini, (Ek:1 - borçlu şirketin TTSG kayıtları, Takip Talebi, Ödeme Emri ve Tebligatlar)Kötü niyetli davacı tarafın cari hesap ekstreleri ve faturalara rağmen hileli olarak borcunun olmadığını beyan ettiğini; nitekim dosyada mevcut 13.08.2022 tarihli bilirkişi raporundan da anlaşılacağını, davacı tarafın, davalı olan müvekkiline borçlu konumunda olduğunu; söz konusu bilirkişi raporu incelendiğinde, davacı tarafın sunmuş olduğu ticari defterlerin usulüne uygun tutulmayıp kapanış onayları da bulunmadığından lehine delil teşkil etmediğinin açıkça belirtildiğini; yine aynı bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, davalı müvekkilleri tarafından dosyaya sunulan ticari defterlerin ise usul ve yasalara uygun olarak hazırlanmış olup delil niteliğinin bulunmakta olduğunu; bu nedenle davacı tarafın hukuki mesnetten yoksun ve soyut iddialar ile ikame etmiş olduğu işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Kötü niyetli davacı tarafın her ne kadar, 05.12.2019 tarihinde kurulmuş olduğunu ve 12.12.2019 tarihine kadar borçlu olamayacağını beyan etmişse de, işbu beyanın tamamen kötü niyetli ve hileli olup, kabulünün mümkün olmadığını çünkü borçlu şirket ile müvekkili alacaklı arasında mal alım satımı söz konusu olup, bu durumun Cari Hesap Ekstreleri ve Faturalar ile sabit olduğunu; nitekim kötü niyetli davacı tarafın, her ne kadar şirket yeni kurulduğundan taraflar arasında ticari ilişkinin olmadığını asılsız olarak beyan etmişse de, 13.08.2022 tarihli bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere müvekkilleri ile davacı taraf arasında mal alım satımının söz konusu olduğunu; yani davacı tarafın iddialarının soyut ve yalan beyanlardan ibaret olup kabulünün mümkün olmadığını, Bilirkişi tarafından 13.08.2022 tarihinde düzenlenen raporun 2. ve 3. sayfaları incelendiğinde davacı taraf ... Ltd. Şti.'nin davaya konu 2019 ve 2020 tarihli Yevmiye Defterlerinin kapanış tasdiklerinin yapılmadığının görüleceğini; ticari defterlerin süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdikinin yapılmamasının hem Vergi Usul Kanununun 352. maddesi uyarınca usulsüzlük cezasına hem de Türk Ticaret Kanununun 562. maddesi uyarınca idari para cezasına tabi olacağını; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222. maddesi uyarınca ancak kanuna göre açılış ve kapanış tasdikleri yapıldığını, eksiksiz ve usulüne uygun olarak kaydedilmiş ve tutulmuş olmaları halinde ticari defterlerin şirket için delil teşkil edeceğinin belirtildiğini; ayrıca Türk Ticaret Kanunu gereğince yevmiye defterlerinin kapanış onaylarının bulunmasının zorunlu olduğunu; oysaki bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere kötü niyetli davacı tarafın yevmiye defterlerinin kapanış onaylarının bulunmamakta olduğunu; davacı tarafın usul ve yasaya uygun olarak ticari defter sunmadığından lehine delil teşkil etmemekle beraber ileri sürmüş olduğu iddialarını ispatlayamadığını; oysaki davalı olan müvekkilinin tüm yükümlülük ve sorumluluklarını yerine getirerek, dosyaya sunmuş oldukları delillerle alacağın varlığını ispatladığını; davacı tarafın iddialarının tamamen soyut iddialardan ibaret olup, alacaklı olan müvekkillerinin alacağını sürüncemede bırakmak kastı ile görülen davanın ikame edildiğini; bu nedenlerden dolayı ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini,Dava dosyasında mevcut 13.08.2022 tarihli bilirkişi raporunun sonuç ve kanaat kısmında; davalı müvekkillerinin, davacıdan 147.155,33 tl alacaklı olduğunun tespit edildiğini, işbu bilirkişi tespitinin usul ve yasalara uygun olarak tutulmuş müvekkilin ticari defterleri ile kanıtlandığını; kötü niyetli davacı tarafın ise ileri sürmüş olduğu iddialarla ilgili herhangi bir delil sunamamakla birlikte kanunlara uygun bir şekilde tutulmamış ticari defterlerinin de delil niteliği bulunmayıp, dikkate alınmaması gerektiğini, 13.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Davalı Yasal Defter ve Bilgileri: 6102 sayılı TTK. madde 64 ve VUK. 182 gereğince mecburi olan 2019-2020 yılı ticari defterlerinin tutulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresi içinde alındığı, Yevmiye ve kebir defterlerinin birbirini teyit eder şekilde ve kanunlara uygun tutulduğu, davalı tarafın 2019-2020 yılına ait ticari defterler ve kayıtlarının sahibi lehine delil niteliği bulunmaktadır....
Sonuç ve Kanaat: davalı tarafın 2019-2020 yılına ait ticari defter ve kayıtlarını usulüne uygun tuttuğu ve sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, 2019 Yılı: davacı taraf ile cari hesap ilişkisinin 11.12.2019 tarihli 129.281,24 TL (B) tutarlı kayıt işlemi ile başladığı 31.12.2019 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 141.706,64 TL alacaklı olduğu, 2020 Yılı: 01.01.2020 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 141.706,64 TL alacaklı olduğu, 31.12.2020 tarihinde davalı tarafın davacı taraftan 147.155,33 TL alacaklı olduğu" şeklinde tespitte bulunulup, rapora derç edildiğini; davacı tarafın ise "borçlu olmadığı" beyanına ilişkin herhangi bir delil sunamadığını; davacı tarafın davasını ispatlayamadığını; oysaki davalı olan müvekkillerinin bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere usul ve yasalara uygun olarak ticari defterlerini dosyaya sunmuş olup, davacı taraftan alacaklı olduğunu kanıtladığını; bilirkişi tarafından her ne kadar davalı tarafın alacağını ispat etmesi gerektiği beyan edilmişse de, avalı olan müvekkilinin usulüne uygun düzenlenmiş olan ticari defter kayıtları ile alacağını ispatladığını, Kötü niyetli davacı tarafın cari hesap ekstreleri ve faturalara rağmen hileli olarak borcunun olmadığını beyan ettiğini ancak işbu beyanlarını ispatlayamadığını; davada ispat yükü İİK. madde 72/8 gereğince davacı borçluda olup, bilirkişi tarafından ticari defter kayıtlarının incelendiğini; kötü niyetli davacının davasını ispat edemediğini ve borçlu olduğunun ortaya çıktığını; yani davacının dava dilekçesindeki iddialarına ispata yarar delil sunmamış olup, kötü niyetle ikame ettiği davasının reddine karar verilmesi gerekirken yerel mahkemenin usul ve yasaya aykı olarak davanın kabulüne karar verdiği için istinaf makamınız tarafından işbu yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerden dolayı; yapılan istinaf incelemesi neticesinde hukuka, usul ve yasaya aykırı Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.01.2023 Tarihli 2021/782 Esas 2023/66 Karar sayılı ilamının kaldırılmasına, davanın reddine, istinaf makamı aksi kanaatte ise istinaf beyanları doğrultusunda kararın kaldırılarak dosyanın yeniden yargılama için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı aleyhine ticari satış sözleşmesine dayalı bakiye açık hesap alacağına dayalı olarak başlatılan takipten ötürü davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava konusu Bursa .... İcra Müdürlüğü'nün... sayılı takip dosyası kapsamından, davalı tarafından davacı aleyhine cari hesap eksteri gereğince ödenmeyen borç açıklaması ile 147.155,33-TL'nin tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerinde iş bu menfi tespit davasının açıldığı, dava dilekçesinde dava değerinin 147.155,33-TL olarak gösterildiği, ancak tevzii formunda harca esas değerin 10.000,00-TL olarak yazıldığı, peşin nispi harcın 10.000,00-TL üzerinden alındığı, mahkemece yargılama aşamasında peşin harcın tamamlatılmadığı gibi, karar harcının dahi 10.000,00-TL değer üzerinden hesaplandığı anlaşılmıştır. Harçlar Kanunun 28/1-a bendi uyarınca nispi harca tabi davalarda, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Aynı Kanunu 30/1 maddesi uyarınca; muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Aynı Kanunun 32 maddesi uyarınca; yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.6100 Sayılı HMK'nun 120/1 fıkrası uyarınca; davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.Menfi tespit davaları da nispi harca tabi davalardandır. Sout olayda mahkemece takip ve dava değeri olan 147.155,33-TL üzerinden eksik peşin nispi harcın tamamlanması için davacı yana 6100 Sayılı HMK'nun 120/1 ve Harçlar Kanunun 30,32 maddeleri uyarınca kesin süre verilmesi, harcın tamamlanması halinde yargılamaya devam olunması, verilen kesin süre içerisinde harcın yatırılmaması halinde dava dosyasının dosyanın HMK'nun 150/1 fıkrası uyarınca harcı yatırılarak yeninleninceye dek işlemden kaldırılması,
HMK'un 150/4 maddesinde düzenlenen üç aylık yasal süre içerisinde yenilenmmesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik peşin harç ikmal edilmeksizin yargılama işlemlerine devam edilmesi isabetsiz olmuş, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine, taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karra verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.