2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; ...'nın özel olarak, bir yanık kreminin reçetelendirilmesi, üretimi, pazarlanması ve satışı amacıyla kurulmuş olduğunu, müvekkili şirketin ihtiyaç duyduğu maddi desteğin tamamını sağladığı gibi üstlenmiş olduğu sorumluluklar için zaman ve emeğini de ...’ya aktarmış olduğunu, gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde ...'nın, istenilen şekilde bir yanık kreminin reçetesini oluşturmuş olduğunu, üretilmesini sağlamış ve satış/pazarlama faaliyetlerine başlamış olduğunu, mahkemeye sunulan ticaret sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere ... isimli firmanın davalı ...’un akrabası ...’un tek pay sahibi olduğu bir anonim şirket olduğunu, ... kayıtlarında yapılan kontrollerde davalının, ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu ...’ya ait ürünün üretimine dair formülü, aylık satış listeleri, ürünlerin fiyat listeleri, fiyat teklifleri, satış noktaları ve şartları gibi ticari sır ve bilgileri şirket dışına çıkarttığının görülmüş olduğunu, şirketin faaliyet alanları ile ilgili olan ve gizli tutma iradesine sahip olduğunu, yalnızca belirli bir kesim tarafından bilinen ve elde edilebilen, başta rakipleri olmak üzere üçüncü kişilere ve/veya kamuya açıklanması halinde şirketin ciddi zarar görme ihtimali bulunan ürünün üretimine dair formülü, aylık satış listeleri, fiyat listeleri, fiyat teklifleri, satış noktaları ve şartlarına ilişkin her türlü bilgi ve belge ticari sır niteliğinde olduğunu, bahse konu ticari sırların gizli olmalarından dolayı şirkete, rakipleri karşısında ekonomik avantaj sağladığını ve bu ekonomik avantajın hukuka aykırı bir şekilde sona erdirilmesinin haksız rekabet teşkil etmekte olduğunu, ... şirketinin ticaret sicil kayıtlarında da görüleceğini, şirket adresi ... ile aynı olduğunu, davalının şirketin ve müvekkilinin zarara uğrayacağının bilinç ve kastında olduğunu, davalı tarafın şimdilik fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte 50.000,00-TL maddi tazminatın doğrudan zarara uğrayan şirkete ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; tarafların eşit pay sahibi ve münferit imzayla işlem yapmaya yetkili kurucu yönetim kurulu üyesi olduklarını, ...’nın; 08.02.2018 tarihinde Türkiye Ticaret Gazetesi’nde yayımlanan iç genelgesi ve yönetim kurulu kararı ile ...’in yönetim kurulu başkanı, müvekkili ...’un ise yönetim kurulu üyesi olarak görev yapacağının ilan olduğunu, dava dilekçesinde her ne kadar ...’nın "..." isimli yanık kreminin reçetelendirilmesi ve formülasyonu için kurulduğu iddia edilmişse de, bu kremin formülünün patentinin de marka hakkının da üçüncü şahıslarca şirkete devredilmiş olduğunu, ... marka ve patentinin başkasına ait olan bir yanık kreminin üretimi, pazarlanması ve satışı amacıyla kurulmuş olduğunu, ...’nın devamında yarar olmaması, uzun süredir yönetim kurulunun teşkilinin sağlanamaması ve şirketin borca batık olması sebebiyle nedeniyle ...
10.Asliye Ticaret Mahkemesi’nde ...Esas numarası ile ...’nın feshi talepli dava ikame edilmiş olduğunu, ...’nın formülünü ürettiği ya da patentine veya lisansına sahip olduğu herhangi bir kreminin bulunmamakta olduğunu, bu durumun Türk Patent ve Marka Kurumu’na yazılacak müzekkere ile de ortaya çıkacağını, Bu sebeple Türk Patent ve Marka Kurumu’na ... adına kayıtlı herhangi bir marka veya patent olup olmadığının sorulmasını talep ettiklerini,...kreminin marka ve marka lisans hakları ...’ya ait olmadığını, davacının iddialarının somutlaştırılması amacıyla, ...’nın, reçetelendirilmesi yaptığı iddia edilen yanık kreminin formülüne ilişkin patent ve marka ya da lisans sözleşmesinin ibraz edilmesini talep ettiklerini, ...’nın yanık kreminin reçetesini oluşturduğunun iddiası gerçeği yansıtmamakta olduğunu, müvekkilinin patenti ve marka hakkı üçüncü kişiye ait yanık kreminin dava dışı üçüncü bir şirket tarafından ...’nın fiili olarak sona ermesi sonrasında üretime geçmesinden sorumlu tutulamayacağını, davacının satışa sunulan kremin logo, kutu ve etiket tasarımlarını bizzat yaptığının gerçeği yansıtmamakta olduğunu, müvekkilinin aylık satış listelerini, fiyat listelerini, satış noktalarını ve şartlarına ilişkin her türlü bilgi belgeyi sızdırdığı iddiası gerçeği yansıtmamakta olduğunu, davacının iddiasını ispatlayacak hiçbir somut delil ortaya koymamış olduğunu, TTK m. 553 uyarınca açılan sorumluluk davalarında ispat yükü davacılarda olup yönetim kurulu üyesinin kusurlu olduğu ispatlanmadığı sürece sorumluluğunun doğmayacağını, ticari sır olarak adlandırılan belgelerin bizzat ... tarafından ecza depolarına ve eczanelere bildirilmiş olduğunu, dava dışı ... ve ...’nın şirket merkezlerinin aynı adreste olmasının, davalının ...’yı zarara uğratma kastını gösterdiği iddiasının gerçeği yansıtmamakta olduğunu, merkezi olmayıp üretimini ve muhasebesini üçüncü firmalara yaptırıyor olduğunu ve bu sebeple kuruluşunda fiziki bir şirket merkezi kiralanmamış olduğunu, bunun yerine sanal ofis tutmayı tercih ettiğini, ...’nın şirket merkezi olarak görünen adresi de hali hazırda 1000’ne yakın şirketin, şirket merkezi olarak kullanmakta olduğunu, ... ve ... dışındaki 998 şirket ile de ticari sır paylaşımı yapıldığı iddia edilmekte olduğunu, bu sebeple müvekkilinin sorumlu olduğu algısı yaratılmasının Mahkemeyi yanıltmak amaçlı ya da ...’nın merkezinin nerede olduğunu dahi bilmeyen davacının durumunu ikrar etmesinden ibaret olduğunu, marka ve patent sahipleri tarafından ...’nın üretiminin durduğu tarihten sonra olmak üzere üretim yapılması haksız rekabet yaratmamakta olduğunu, hukuka aykırı olmayan fiillerden müvekkilinin sorumlu olduğunun iddiasının hukuken geçerli olmadığını, dosya kapsamında müvekkilinin iddialara ilişkin kusuru da ispatlanamamış olduğunu, davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte olması durumunda davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, konusu, sorumluluk davasının ilgili olduğu şirketin kuruluş amacı, ortaklık durumu, marka ve lisans haklarının ... ya ait olmaması karşısında ...'nın yanık kreminin logo, kutu ve etiket tasarımlarını bizzat yapan ve esere ilişkin hak sahipliği ve lisans sözleşmesi bulunan şirket konumunda olup olmadığı, davalının adı geçen şirketin aylık satış listelerini, fiyat listelerini, satış noktalarını ve şartlara ilişkin bilgileri şirket aleyhine ve şirket dışında sızdıran kişi konumunda olmadığı, bu yönden sorumluluk davasına esas olmak üzere kusurlu olup olmadığı, dava dışı olan ... ve ...' nın şirket merkezlerinin aynı merkezi sanal olarak tabir edilen adres olup olmadığı, bu durumun şirketin zarara yol açıp açmadığı, marka ve patent sahipleri tarafından ... üretiminin durdurup durdurulmadığı, hangi tarihte durdurulduğu, davalıya atfedilen üretim yapılması eyleminin bu tarihlerden sonra olup olmadığı, iddia olunan eylem tarihinden sonra dava dışı şirketin fiili olarak ticari hayatına devam edip etmediği, bu suretle davalıya atfedilen eylemin dava dışı şirketin zarara uğramasına yol açıp açmadığı bu çerçevede davalının kusurlu olduğu teknik olarak anlaşıldığı taktirde davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarının ne olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Tarafların ... şirketinde eşit pay sahibi ve münferit imza ile işlem yapmaya yetkili kişiler konumunda oldukları, davacının yönetim kurulu başkanı ve davalının ise yönetim kurulu üyesi konumunda olduğu, şirketin iş konusunun yanık kremi üretimi, pazarlanması, satışını da içerecek şekilde organik ve inorganik her türlü kimyevi maddelerin imal ettirilmesi, ilaç ve benzeri maddelerin imalatı ve ithalat ve ihracatına ilişkin olduğu, ana sözleşme tarihinin 16/01/2018 olduğu tartışmasızdır. Dava, 6102 sayılı TTK m.553 ve devamı hükümlerine göre yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.
Mahkememizce uyuşmazlığın araştırılması amacıyla KGK-Denetçi SMMM, Eczacılık Fakültesinden ismi bildirilen "yanık kremleri ve ilaçların hak sahipliği, lisanslarının alınması, reçete süreçlerinin oluşturulması, üretime ilişkin formalitelerin tamamlanması, bu ürünlerin marka, logo, kutu ve etiketlenme süreçleri" konusunda ehil akademisyen bilirkişi, yine krem ve ilaçların etiket ve konsept planın haksız rekabete olan ilgisi ve fikri mülkiyetin kullanımı konularında da ehil bilirkişi aracılığı ile yapılan inceleme sonucunda 22/08/2023 tarihli kök rapor hazırlanmıştır. Bilirkişi bu kök raporunu hazırlamadan önce HMK m.275 hükmü kapsamında 07/11/2022 tarihli ön raporunu hazırlamış, bu ön rapor çerçevesinde eksik kayıt ve belgelerin kaydı sağlanmıştır.
Adı geçen kök rapor içeriğine göre "davacı tarafın, ... isimli ürün üzerinde hak sahipliği hususuna ilişkin sunduğu ilk delilin “Ürüne ilişkin görseller, iş planı, stratejik plan” olduğunun tespit edildiği, bu belgede, ... isimli ürüne ilişkin etiket tasarımının bulunmakta olduğu, etiketin üzerinde üretici olarak “... İlaç ve Kozmetik Limited Şirketi” yazıldığı, belgenin sonraki sayfalarında ise ürünün üretimi, finansmanı, pazarlanması vb.hususlara ilişkin planların bulunduğu, ne var ki, “ürüne ilişkin görseller, iş planı, stratejik plan” belgesinin kim tarafından hangi tarihte hazırlandığı ve kime sunulduğu, ikinci olarak, ... Şirketi anasözleşmesinde de ...'nın ...ürünü özelinde bir hak sahibi olduğunu belirten bir hükme rastlandığı, ana sözleşme hükümlerin kozmetik ürünlerine ve kimyevi ürünlere dair genel düzenlemeler içerdiği, bunun yanında, davacı tarafından dosyaya sunulan “ürüne ilişkin görseller, iş planı, stratejik plan” belgesindeki ürün etiketinde üreticinin “... İlaç ve Kozmetik Limited Şirketi” şeklinde yazıldığı, üçüncü olarak, dosyada münderecatında bulunan TÜRKPATENT kayıtları arasında da ...'nın ...isimli ürün üzerinde sınai hak sahibi olduğuna yönelik bir belgeye rastlandığı, fiziki dosyada bulunan ... numaralı e-tespit tutanağında yer alan ürün görseli üzerinde "..." haricindeki yazılar okunamadığı gibi, ekran görüntüsüne ait web sayfası adresi, ayrıca bu adresin kime ait olduğunun belirlenemediği, buna karşın, ... numaralı e-tespit tutanağına konu Instagram sayfasında ise ... görseli ile (... şirketi adına tescilli olduğu dosyadaki TÜRKPATENT kayıtlarından tespit edilen) “...” markasının alt alta bulunduğu, ayrıca açıklama olarak “... formülüdür” ibaresinin yer aldığı, buna mukabil, “nartedliguid” isimli Instagram adresinin kime ait olduğunun e-tespit tutanağından anlaşıldığı, dosya münderecatında, ...'nın (know-how, patent, favdalı model, tasarım gibi) bir sınai hakkı haiz olduğuna veya davalı ... adına tescilli “...” markasının kullanım haklarının münhasıran ... şirketine tanındığını ispata elverişli delil tespit edildiği, bu noktada değerlendirilmesi gereken diğer hususların ise ...'un faaliyetlerine binaen ...'nın zarara uğrayıp uğramadığı, zarara uğradı ise bu zarar ile ...'un eylemleri arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, ...'nın zarara uğrayıp uğramadığının tespiti için öncelikle şirket defterlerinin incelenmesi gerektiği, davacının iddiaları ile davalı tarafın savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, ... şirketinin... isimli ürünün üretimini yapmak üzere kurulduğu ve satışını yaptığı kanaatine ulaşıldığı, fakat, dosya münderecatında, ... ürününün formülü üzerinde ...'nın (know-how, patent faydah model, tasarım gibi) bir sınai hakkı haiz olduğuna veya davalı ... adına tescilli “...” markasının kullanım haklarının münhasıran ... şirketine tanındığını ispata elverişli delil tespit edilmediği, ... ürününe ilişkin olarak ...'un faaliyetinin, ...'ya karşı ine dair davacı iddialarının,
HMK 190/1 “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü karşısında ispata muhtaç olduğu, ... şirketine ihtarat yapılmasına rağmen şirketin mali verilerine ilişkin belgelerin incelemeye sunulmadığı, bu hususun değerlendirmeye engel olduğunun bilirkişi ön raporunda açıklanmasına rağmen gerekli belgelerin dosya kapsamına daha sonra da sunulmadığı, 05.11.2021 tarihli genel kurul tutanağında belirtilmekle davacı tarafın dosya kapsamına başkaca bir mali veri de sunmadığı, bunun yanında verinde inceleme talebinin ... tarafından değil de tarihli dilekçe ile davacı tarafından yapıldığı hususları bir arada değerlendirilerek, ... şirketinin ...'un faaliyetlerine binaen zarara uğradığı iddiasının ispata muhtaç olduğu, davacının, ... şirketinin pay sahibinin davalı ...'un akrabası yönetim kurulunun teşkilinin sağlanamadı, ... ve şirket adresinin ... ile aynı olduğuna dair iddialarının bulunduğu, bilirkişi ön raporu mali inceleme kısmında “davacının ortak olduğu şirketin (...'nın) kuruluşu 16.01.2018 olmasına karşın işbu şirketin (...'un) 06.05.2019 olduğu işbu şirkette (...) yetkili olan ...ile işbu davanın davalısının soyadlarının aynı olduğu, davacının ortak olduğu şirket ile işbu şirketin merkez adreslerinin aynı olduğu” tespitlerinin yapıldığının görüldüğü; ne var ki, bu hususların tek başına, başkaca delillere dayanmaksızın, ...'nın zararının ...'un faaliyetlerinin sonucunda doğduğunu ispatlamaya elverişli olmadığı, zira, illiyet bağının tespiti için iddia edilen zarar kalemleri ile davalıya atfedilen ticari sırların ifşası eylemlerinin eşleştirilmesi gerektiği; kusur değerlendirmesinin ise ancak şirket zararının, davalıya atfedilen eylemlerin ve bunlar arasında illiyet bağının tespitinden sonra mümkün olabileceği, dosya münderecatında ... ve ... tarafından üretim veya satışa sunulan ürünlerin formülü, tasarımı, fiyatları, satış ve dağıtım kanalları üzerinde karşılaştırma yapılarak haksız rekabet iddialarını ispatlamaya elverişli yeterli bilgi ve belgenin tespit edilmediği, bu itibarla davacının hak sahipliği, haksız rekabet ve zarar kalemlerine ilişkin somutlaştırma yükünü yerine getirmediği, illiyet bağı ve kusur değerlendirmesinin bu aşamada mümkün olmadığı, yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu şartlarının oluştuğu iddiasının ispata muhtaç olduğu görüş ve kanaatlerine ulaşıldığı" şeklinde görüşlerini açıklamışlardır. Adı geçen bilirkişi kurulu raporuna yönelik olarak davacı vekilinin, müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının incelenmediği hususu başta olmak üzere mevcut itirazları nedeniyle 30/10/2023 tarihinde ek rapor alınmıştır.
Adı geçen ek rapor içeriğine göre ise "kök raporun mahkemeye takdiminin ardından, dosya kapsamına tarafların itiraz ve beyan dilekçeleri ile dava dışı ... şirketinin ticari defterlerine ilişkin mali inceleme dışında bir verinin sunulmadığı, mali inceleme neticesinde, dava dışı ... şirketinin 2018 yılından itibaren zarar ettiği ve borca batık olduğu hususlarının tespit edildiği, mali inceleme neticesinde dava dışı ... şirketine ilişkin zararın tespit edilmiş olması hususunun, kök raporda belirtilen “dosya münderecatında ... ve ... tarafından üretim veya satışa sunulan ürünlerin formülü, tasarımı, fiyatları, satış ve dağıtım kanalları üzerinde karşılaştırma yapılarak haksız rekabet iddialarını ispatlamaya elverişli yeterli bilgi ve belgenin tespit edilmediği, bu itibarla davacının hak sahipliği, haksız rekabete ilişkin somutlaştırma yükünü yerine getirmediği ” sonucunu değiştirmeye elverişli olmadığı, zira bu sonuca varılmasında dikkate alınan gerekçelerin değişmediği, dosya kapsamına, mali inceleme ve zarar tespiti dışında bir veri sunulmadığı, kaldı ki dava dışı ... şirketinin 2018 yılından it ibaren yani ... şirketinin kuruluşundan önceki faaliyet yılından itibaren zarar ettiği, bu itibarla dava dışı şirketin mali verileri dikkate alındığında da kök raporda varılan sonuçlarda herhangi bir değişikliğe yer olmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Gerek kök rapor gerekse ek rapor dikkate alındığında, davalı yönetim kurulu üyesinin kanuna uygun olmayan ve özen görevine aykırı eylemleri nedeniyle dava dışı şirketin zarara uğramasına yol açtığının ispatlanamadığı gerek eczacılık gerek muhasebesel ve gerekse fikri mülkiyet bakımından yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Buna göre 6102 sayılı TTK'ya göre:
Madde 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden dogan yükümlülüklerini (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./28.md.) kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, baskasına devreden organlar veya kisiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. Madde 554 - (Degisik madde: 26/06/2012-6335 S.K./29.md.) (1) Şirketin ve şirketler topluluğunun yılsonu ve konsolide finansal tablolarını, raporlarını, hesaplarını denetleyen denetçi ve özel denetçiler; kanuni görevlerinin yerine getirilmesinde kusurlu hareket ettikleri takdirde, hem şirkete hem de pay sahipleri ile şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarar dolayısıyla sorumludur. 6102 sayılı TTK m.553 hükmüne göre yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde, şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Zaten 6102 sayılı TTK m.549 ve m.555 hükümleri dikkate alındığında sorumluluk halleri kanun koyucu tarafından belirtilmiş, sorumluluk şartları ve sonuçları dahi açıklanmıştır.
Buna göre 6102 sayılı TTK'nın, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak sermaye şirketlerinin kötü yönetim nedeni ile uğradığı zarar için yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma hakkını şirket tüzel kişiliğine ve dolayısıyla zarar gören sıfatı ile pay sahiplerine tanımakta olduğu, buna mukabil şirket alacaklarının ise dolaylı zarar nedeni ile yönetim kurulu üyelerini dava etme hakları bulunduğu kabul edilmiştir. Kanunda bu durumun tek istisnası hali ise iflas durumunda iflas eden şirkette, iflas idaresinin yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açmaması halinde bu hakkın alacaklılara tanınmış olmasıdır. 6102 sayılı TTK m.553 ve devamı hükümleri dikkate alındığında kanun koyucu ortaklar ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı doğrudan doğruya zarara dayanan dava açması mümkün olup yönetim kurulu üyelerinin, fiilleri sonucu ortakların veya alacaklıların, şirketin zararından bağımsız olarak gördükleri zararlar söz konusu olabilir. Artık bu halde önemli olan iddia olunan fiilin ayrıca şirketi zarara uğratıp uğratmadığı değildir. Hal böyle olunca TTK m. 553 hem doğrudan zarar hem de dolaylı zarar hali için uygulanması gerekli ve mümkün olan bir düzenlemedir. Somut olayda davacı, yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayalı tazminat talep etmiş olmakla davalı yönetim kurulu üyesinin kusurlu davranışı sonucu şirketin zarara uğramasına yol açıp açmadığı önem arz etmektedir. Gerek Yargıtay uygulaması ve gerekse kanun hükümleri dikkate alındığında, somut olayda olduğu üzere davacı ortağın açmış olduğu davada zararın dolaylı zarar olması durumunda davada hükmedilecek olan tazminatın kendisine değil ortaklığa verilmesini isteyebileceği açıktır.
Davacı, dava dışı şirketin ortağı olmakla beraber davalı yönetim kurulu üyesinin eylemiyle meydana gelen zararın dolaylı zarar olması halinde ancak şirket adına talepte bulunabilecektir. Bilirkişi kurulunun gerek kök rapor içeriği gerek ek rapor içeriği dikkate alındığında dava dilekçesine konu ürüne ilişkin görsellerin, iş planının, stratejik plan belgesinin kim tarafından ve hangi tarihte hazırlandığı, kime ne şekilde sunulduğu hususları tespit edilememiştir. Ancak daha önemlisi lehine tazminat talep olunan dava dışı şirketin ana sözleşmesinde davaya konu edilen ürün özelinde bir hak sahibi olduğuna dair herhangi bir düzenleme dahi tespit edilememiştir. Daha da önemlisi dava dışı şirketin, ürün üzerinde sınai hak sahibi olduğuna dair bir belge celbedilen kayıtlara rağmen ispatlanamamış haldedir.
Zaten davaya konu edilen ürünün formülü üzerinde dava dışı şirketin know-how, patent faydalı model, tasarım gibi herhangi bir sınai hakkı dahi bilirkişi kurulu tarafından dahi tespit edilememiş, daha da önemlisi "..." markasının kullanım hakkına münhasıran dava dışı ... şirketine tanındığını gösterir bir delil dahi teknik açıdan tespit olunamamıştır.
Davalıya atfedilen ve bu davaya konu edilen yanık kreminin taklit edilerek satışa arz olunduğu iddiasıyla ... CBS Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu nezdinde davacı vekili tarafından şikayette bulunulmuştur. Şikayet konusu olan husus Mahkememizdeki dava konusu olan yanık kreminin tescilli tasarımına yönelik haksız eylemin gerçekleştirildiği iddiasına dayanmaktadır. Oysaki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun m.59 ve m.81 hükmü dikkate alındığında hak sahibi tecavüze uğrayan hakkı için ancak hukuk mahkemelerine başvuruda bulunabilecektir. Bir başka deyişle cezai hükmü düzenleyen m.30 hükmünde ise bu noktada bir suç ve ceza düzenlemesi yapılmamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açık zorunluluk olmadıkça bekletici sorun ile ilgili dar çerçevede yorum yapmaktadır. Aslında mahkemenin bu uygulaması Fransız hukukundaki "Davanın yargıcı savunmanın da yargıcıdır" ilkesinin bir yansımasıdır. Bu ilke uyarınca mahkeme, kendi görev alanına girmeyen konuya ilişkin dahi yargılama yapar. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarına göre "bir bekletici sorun iddiası karşısında kalan hakimin, görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede çözülmesini beklemek yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumlarda ileri sürülen hususu karara bağlayabilir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Türk hukuk sistemine göre, hukuk mahkemelerinin ceza mahkemelerinin kararlarına tabi olmadığını, bu nedenle ceza davasının sonucunu beklemek için yargılamayı uzun bir süre ertelemek durumunda bulunmadığını açıklamaktadır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mustafa TÜRKOĞLU/Türkiye B no. 58922/00, 08/08/2006) Kaldı ki konuyla ilgili yapılan savcılık soruşturması sonucunda dahi dosyamız davalısı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Davacı vekilinin, güvenin kötüye kullanıldığı yönündeki şikayeti ise uyuşmazlık konusu ve dayanılan vakıalar karşısında sonuca etkili değildir.
Kaldı ki ve bir an için davacının şikayet konusu yapmış olduğu eylemlerin doğrudan dava konusu eyleme ait olduğu, bu noktada ceza davası açıldığı ve hatta kesinleşmiş mahkumiyet hükmünün ortaya çıktığı kabul olunsa dahi alınan bilirkişi kurulunun kök ve ek rapor içerikleri ve somutlaştırılan vakıalar karşısında davacı lehine hüküm verilmesi yine mümkün değildir. Zira davacı lehine hüküm verilebilmesi için uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında mutlaka bir zararın varlığının ispatı gerekir. Genel ilke olarak kabul olunduğu üzere "zarar olmayan yerde sorumluluk olmaz". Tartışmasız olarak kabul olunan bu ilke uyarınca bir zararın varlığı ispat olunabildiği takdirde ancak ve sadece onun tazmin olunabilmesi söz konusu olabilecektir. Davacının, davalıya atfetmiş olduğu eylem nedeniyle dava dışı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı gerek muhasebesel açıdan gerek teknik açıdan ayrıntılı olarak araştırıldığı halde, konusunda ehil bilirkişiler dava dışı şirket açısından, davalıya atfedilen eylem nedeniyle bir zararın meydana geldiğini tespit edememişlerdir. Zararın varlığı teknik bilirkişiler tarafından tespit olunamadığı gibi Mahkememizce yapılan incelemede dahi hayatın olağan akışı ve somut dosya kapsamı dikkate alındığında zararın meydana geldiği dahi tespit olunamamıştır. Oysaki bunun için "en azından davacının zararın meydana geldiğini ve TBK m.50'nin koşullarının oluştuğunu inandırıcı bir biçimde ortaya koyması gerekir. (Necla AKDAĞ GÜNEY, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2.Basım, İstanbul 2016, Sayfa 302) O halde ve bir an için davalıya atfedilen eylemlerin mahkumiyetle sonuçlanma ihtimali söz konusu olacak olsaydı dahi, davalıya atfedilen bu eylemler nedeniyle zararın doğduğunun ispatlanamaması nedeniyle yine davanın kabulü mümkün olamayacaktır. Nitekim Yargıtay uygulamasında dahi "yönetim kurulu üyesinin hukuka aykırı bir davranışı halinde dahi, zarar yok ise tazminat davasının reddolunması gerektiği benimsenmektedir. (Yargıtay 11.HD 25/10/1994 Tarih 5627E. 7871K.sayılı kararı)
Öte yandan 6102 sayılı TTK m.557 hükmü uyarınca "farklılaştırılmış teselsül ilkesi" kabul edilmiş olup bu ilkeye göre her bir yönetici kusurlu davranışıyla zararın oluşumundaki katkısı oranında sorumlu olacaktır. Ne var ki somut olay yönünden bilirkişi kurulunun gerek kök raporu gerek ek raporlarında irdelendiği üzere zararın ortaya çıkmasında münhasıran ve münferiden davalının kusurlu olduğu, iddia olunan zararın davalıya atfedilen eylem ile gerçekleştiği noktasında davalı aleyhine kabul edilebilecek hiçbir ispat durumu mevcut değildir. 6100 sayılı HMK m.194 hükmü "Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi" başlığını taşımakta olup ilgili hükme göre "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." Nitekim "HMK'nın dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1. fıkrasının e bendinde; “davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri”, f bendinde ise “iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” hükümlerine yer verilmiş olmasına, yine “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı HMK'nun 194/1. fıkrasında; “taraflar, dayandıkları vakıaları (HMK. m. 119/1-e; 129/1-d) ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar”, aynı maddenin 2. bendinde ise; “tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğinin açıkça belirtmeleri zorunludur” hükümleri düzenlenmiştir. Somut olayda davacı vekilinin zarar talebine esas olan ve kanunda yer alan somut koşul vakıalar ile ilgili gerekli vakıa ve bu vakıaları ispatlayıcı delilleri somutlaştıramadığı, bu nedenle zararın oluştuğu bir an için davacı tarafından ispatlanmış olsa dahi davalı ile söz konusu zarar arasında uygun nedensellik bağının varlığı noktasında dahi gerekli somutlaştırma yükünün davacı tarafından yerine getirilemediği açıktır. (Yargıtay 11. HD 2016/6043E. 2017/4606K.sayılı kararından hareket edilmiştir)
Taraflar arasındaki uyuşmazlık nitelik itibariyle maddi tazminat istemli dava niteliğindedir. Nitekim gerek davacı vekilinin tazminat talebinde bulunmuş olması gerek bu tip taleplerin tazminat nitelikli olduğu yönündeki yerleşik Yargıtay uygulaması ve kanun hükmü karşısında başkaca bir nitelendirme yapılabilmesi ise mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı yararına vekalet ücreti takdirinde davanın bu niteliği gözönünde tutulmuştur. Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının reddine dair karar vermek gerekmiştir.
1.Davacının sübut bulmayan davasının reddine,
2.492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 269,85 TL harcın, peşin alınan 853,88 TL harçtan mahsubu ile bakiye 584,03 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3.Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4.Reddolunan 50.000,00TL olmakla birlikte AAÜT m.13/f.3 hükmü gereği maddi tazminat istemli davanın tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, AAÜT'nin 2.kısmının 2.bölümüne göre hükmedileceğinden 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5.1.360,00-TL arabuluculuk ücretinin, ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği ve talep gereği davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
6.Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...