Esas No
E. 2014/2480
Karar No
K. 2014/10766
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

7. Hukuk Dairesi         2014/2480 E.  ,  2014/10766 K.

"İçtihat Metni"Mahkemesi : Adana 4. İş Mahkemesi

Tarihi : 25/09/2013 (17.1.2014 T.Ek Karar)

Numarası : 2012/83-2013/469

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm süresi içinde davacı vekili ve duruşmalı olarak incelenmesi istemiyle davalı vekili tarafından ayrıca 17.1.2014 tarihli ek kararın davalı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK'nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

1.Davalının 17.1.2014 tarihli ek karara yönelik temyizi yönünden; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun;      434/1.fıkrasında;  Temyiz dilekçesinin hangi mahkemeye verilmişse o mahkemece temyiz defterine kaydolunacağı ve temyiz edene ücretsiz bir alındı kağıdı verileceği,      434/2.fıkrasında; Temyiz isteğinin harca tabi değilse dilekçenin temyiz defterine kaydedildiği, harca tabi ise harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılacağı bildirilmiştir.      Aynı maddenin 3.fıkrasında ise; Temyiz dilekçesinin verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödeneceği, bunların eksik ödenmiş olduğunun sonradan anlaşılması halinde kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususunun temyiz edene yazılı olarak bildirileceği, verilen süre içinde harç ve giderlerin tamamlanmaması halinde mahkemece kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verileceği bildirilmiştir.

Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3. maddesi çerçevesinde hakim kararı ile eksik harç ve giderlerin tamamlanması istemiyle ayrıca, bir muhtıra düzenlenmeli ve bu muhtırada, yapılması gereken işlemin ne olduğu açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmeli; buna yönelik olarak da ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı ve yatırılma merci ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçları net biçimde açıklanmalıdır.

Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1969 gün ve 1969/2-417-719 sayılı kararında açıkça vurgulanmış; daha sonra verilen kararlarda kararlılıkla bu uygulama sürdürülmüştür (Hukuk Genel Kurulunun 19.02.1997 gün ve 1996/2-897 E.-1997/86 K.; 13.04.2005 gün ve 2005/12-237 E.-248 K.; 30.11.2005 gün ve 2005/5-634 esas-2005/680 k.; 09.05.2007 gün ve 2007/12-178 E.-249 K. sayılı Kararları). Nitekim doktrinde de aynı görüş benimsenmiştir(Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Bası, Cilt 5, Sayfa 4587 vd.). Somut olayda; tebligat üzerine yazılan ve hâkimin sicil numarası, imzası ve mahkeme mührünü taşımayan açıklamalar, yasanın aradığı yönteme uygun kabul edilemeyeceği gibi, hâkim tarafından verildiğinin kabulüne de olanak yoktur. Bu bakımdan hukuki sonuç doğuracak nitelikte de değildir.

Mahkemenin, hâkim tarafından verilmiş; usulüne uygun bir kararı ve tebligatı bulunmadığından; eksik içerikli ve hakim imzasından yoksun bildirimin hukuken geçerli kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi; usule aykırı ve geçersiz bu belgelerin hak kaybına yol açacak şekilde sonuç doğurması da kabul edilemez.

Öyle ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesi tarafından verilen 14.10.2008 tarihli Mesutoğlu/Türkiye davasına ilişkin kararda; yargı mercilerinin usul kurallarını çok sıkı uygulaması ve dar yorumlaması nedeniyle kişilerin, uyuşmazlığın esasının incelenmesinden mahrum bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1 maddesinin ihlali olarak kabul edilmiştir. Bir iç hukuk kuralı haline gelen AİHS ve buna dayanılarak verilen bu karar da göz önüne alındığında, hak kaybının önüne geçilecek şekilde değerlendirme yapılması olayın özelliğine daha uygun düşmektedir. Bu nedenle davalı vekilinin 17.01.2014 tarihli, muhtıraya rağmen davalı tarafça temyiz harcının yatırılmaması nedeniyle davalının temyiz talebinin reddine dair ek kararın bozularak kaldırılması ve asıl hükmün temyizini amaçlayan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.

2.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.

3.Davacı vekili, davalı işyerinde 23/07/1999-11/07/2011 tarihleri arası çalıştığını, iş akdine işverence yasal haklarının ödeneceği söylenerek son verildiğini, ancak 4.470 TL kıdem tazminatı dışında başkaca ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 2.000 TL kıdem tazminatı, 1.000 TL fazla mesai, 100 TL izin ücreti, 100 TL ulusal bayram, 100 TL genel tatil ücreti alacağı olmak üzere toplam 3.300 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, yetki itirazında bulunmuş, alacakların zamanaşımına uğradığını, kısmi dava açılamaycağını, husumetin davalıya düşmediğini, işverenin Remkar Ltd olduğunu, davacının rızası alınmak kaydıyla bu firmaya devredildiğini ve davanın bu firmaya ihbarı gerektiğini, firmaların farklı firmalar olduğunu, işe başlama tarihinin 01/11/2000 olduğunu, daha önce başladığı iddiasının doğru olmadığını, Remkar şirketinde asgari ücretle çalışıldığını, iş akdinin istifa nedeni ile sona erdirildiğini, 2009 ve öncesi çalışmalarının karşılığı tazminatın ödendiğini, sonrası için tazminat istenemeyeceğini, davacıya kıdem tazminatı olarak brüt 6.122.00 TL dan davacı üzerindeki 1.485.00 TL iş avansı da mahsup edilerek net 4.600,00 TL ödendiğini, sefer primlerinin kıdem tazminatına dahil edilemeyeceğini, Remkar şirketinde 45 saatten fazla çalışma yapılmadığını, çift şoför ile çalışıldığını, şoförlerin çalışma süresini kendilerinin belirlediğini, izinlerin kullanıldığını, Remkar döneminde bayram ve genel tatillerde çalışılmadığını, çalışıldığında ücretlerin ödendiğini, ibraname düzenlendiğini, davacının emeklilik sebebiyle istifa ederek işten ayrıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davacının, davalı şirket nezdinde 01/11/2000-11/07/2011 tarihleri arasında hizmet akdine bağlı olarak çalıştığı, davacının 01/09/2009 tarihinde dava dışı Remkar şirketine devredildiği anlaşılmakta ise de, davalının savunmalarından her iki şirket arasında organik bağ olduğu ve davalı şirketin asıl işveren sayılması gerektiği kanaati ile tüm çalışma dönemi alacaklardan sorumlu tutulması gerekmiş, yine dosyaya sunulan istifa dilekçesinin yerleşik Yargıtay kararları da dikkate alınarak davacının uzun yıllar çalıştığı işyerinden yasal haklarından vazgeçerek ayrılması hayatın olağan akışına ters düştüğünden dikkate alınamayacağı, işverence feshin haklı nedenle yapıldığına, kıdem ihbar tazminatının ödendiğine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı, yapılan 4.470 TL lik ödemenin hesaplanan kıdem tazminatından mahsup edilmesi gerektiği, itibar edilen bilirkişi raporuna göre yapılan ödeme mahsup edildikten sonra davacının kıdem tazminatı alacağının 6.031,15 TL, izin ücretinin 376,50 TL, davacı işçinin yaptığı işin niteliği, işyerindeki genel çalışma koşulları değerlendirilip takdiren %30 oranında indirim uygulanmak suretiyle ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının 134,32 TL olduğu, fazla mesai alacağının ise bulunmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Taraflar arasında davacıya daha önce avans olarak ödenen kıdem tazminatı ödememsinin ne miktarda mahsubu gerekeceği yönünde ihtilaf bulunmaktadır.

Davalı taraf cevap dilekçesinde davacıya 15.09.2009 tarihinde 6.122.00 TL brüt kıdem tazminatı ödemesi yapıldığı 1.485.00 TL nin iş avansı olarak davacının uhdesinde kalan miktar olup 4.600,00 TL'sı da nakit ödendiğini savunmuştur.

Gerçekten 15.09.2009 tarihli ödeme bordrosunda davacıya toplam 6.122.00 TL kıdem tazminatı ödemesi gözükmektedir. Bu belgede davacının da imzası bulunmaktadır. Bu nedenle 6.122.00 TL brüt olduğu davalı tarafça ifade edilen kıdem tazminatı avansının net üzerinden 15.09.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte kıdem tazminatı hesabından mahsup edilmesi gerekirken bilirkişinin 4.600.00 TL yi mahsuben hesaplamasına göre hüküm kurulmuş olması hatalı olup bozma nedenidir. O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemenin 17.1.2014 tarihli ek kararının bozulup kaldırılmasına temyiz olunan 25.9.2013 tarihli kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 14.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu K1086 md.434/3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog