12. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/537
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 31/10/2019
NUMARASI: 2016/465 Esas - 2019/1109 Karar
Davanın reddine ilişkin kararın, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA:
Davacılar vekili, müvekkillerinin her biri %10 olmak üzere toplamda %30 paya sahip olduklarını, davalı şirketin 31/03/2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan ve tümüne karşı müvekkilleri tarafından usulüne uygun şekilde muhalefet şerhi konulan 2, 4, 5, 8 ve 9 no’lu kararların TTK hükümlerine aykırı olduğunu;gündemin 2. maddesinde, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun okunması ile yetinilerek raporun oylamaya sunulmamış olmasının TTK'nın 409/1 hükmüne açıkça aykırı olduğunu,çoğunluk pay sahipleri ile müvekkilleri azınlık arasında anlaşmazlıklar bulunduğunu, çoğunluk pay sahiplerinin şirketin kaynaklarını lehlerine kullanarak müvekkillerinin yasal ortaklık haklarını gasp ettiklerini, bu nedenle müvekkilleri tarafından davalı şirket ve şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılmış çok sayıda dava olduğunu, Bakırköy 6. ATM'ndeki 2015/277 E. sayılı dosyası ile açılan haklı nedenle fesih davasından sonra YK üyeleri tarafından şirketin finansal tablolarının kasten gerçeğe aykırı şekilde hazırlanarak şirket mal varlığının tamamen kaybedilmiş, erimiş gibi gösterildiğini; gerçekte böyle bir durumun mevcut olmamasına rağmen davalı şirketin sermayesinde kayıp oluşmuş gibi TTK'nın 376. maddesi kapsamında gösterilerek pay sahiplerinden ticari faaliyeti tamamen durdurulmuş bir şirket için yeniden para talep edilmek istendiğini; gündemin 4. maddesinde, davalı şirket finansal tablolarının gerçeğe, TMS’na ve TTK'nın 515. maddesindeki “dürüst resim ilkesine” aykırı olarak hazırlandığını; gündemin 5. maddesinde, yer alan ibra oylamasında,YK üyelerinin sadece “kendi ibralarına ilişkin” oylamada oy kullanmadıklarını, birbirlerinin ibrasında oy kullandıklarını, yönetim kurulu üyelerinin ibraya ilişkin kararlarda oydan yasaklı olduğunu; gündemin 8. maddesinde, davalı şirkete denetçi seçilen ...'ün davalı şirket bünyesinde maaşlı olarak çalıştığını ve uzun yıllardır şirketin kadrolu denetçisi gibi hizmet verdiğini, denetçi olarak görev yaptığı geçmiş yıllarda TTK standartlarına uygun bir denetim faaliyeti icra etmediğini, bu şahsın bir kez daha denetçi olarak seçilmesinin hem iyiniyet ve dürüstlük kurallarına, hem de TTK'nın 397 vd maddeleri hükümlerine aykırı olduğunu, gündemin 9. maddesinde şirketin infisah ettiğine karar verilmişken, 8. madde ile denetçi seçimi yapılmasının da ayrı bir çelişki ve olduğunu; gündemin 9. maddesinde, divan başkanı tarafından hiçbir ortağın davalı şirkete para koymaya istekli olmadığı,
TTK'nın 376. maddesi kapsamında alınması gereken önlemlerin alınmadığı gerekçesiyle anılan hüküm uyarınca şirketin sona erdiği yönünde karar alındığını, gerçeğe aykırı finansal tablolara dayanılarak münfesih olduğu sonucuna ulaşılamayacağını, davalı şirketin 2014 faaliyet yılına ilişkin finansal tablolarının da gerçeğe, dürüst resim ilkesine ve Türkiye Muhasebe Standartları’na aykırı nitelik taşımaları nedeniyle geçersizliğinin tespiti ve iptali talebiyle Bakırköy 3. ATM'nin 2015/728 E. sayılı dosyasıyla söz konusu kararlar ticaret siciline tescil edilmediğinden karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiğini; sonuç itibariyle davalı şirketin 2014 yılı finansal tablolarının onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı tescil edilmediğinden yok hükmünde olduğunu, dolayısıyla 2014 faaliyet yılına ilişkin finansal tablolar üzerine inşa edilen 2015 yılı finansal tabloların da yok hükmünde olduğunu, davalı şirket bünyesinde aktifleri muhtemel satış fiyatları üzerinden değerleyen ara bilanço hazırlanmadığından şirketin TTK 376 maddesi kapsamında kabul edilebilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki şirketin bu kapsamda bulunup bulunmadığını ve bu hükme göre iyileştirici önlemler alınmadığı için kendiliğinden sona erip ermediğini tespit edecek merciin yetkili mahkeme olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin 31/03/2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 2, 4, 5, 8 ve 9 nolu kararlarının hükümsüz olduklarının tespitine;aksi halde iptallerine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili, davacıların kanuna uygun şekilde tutanağa geçirilmiş muhalefet şerhlerinin bulunmadığını, bu nedenle davanın esasına girilmeksizin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddini istediklerini; esasa ilişkin olarak ise, davacılar tarafından yönetim kurulu faaliyet raporunun genel kurul onayına sunulmamış ve oylanmamış olmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüşse de, bu iddianın TTK'ya ve kanun uyarınca hazırlanmış olan "Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik" hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, ilgili Yönetmeliğin 13. maddesi uyarınca, yönetim kurulu tarafından hazırlanan bir belge olan faaliyet raporunun genel kurul tarafından oylanmasına gerek bulunmadığını, faaliyet raporunun genel kurul toplantı tutanağından da anlaşılacağı üzere okunarak müzakere edildiğini ve müzakereler esnasında davacılar vekilinin müzakereye ilişkin beyanlarını içerir dilekçe sunduğunu, müvekkili şirketin finansal tablolarının Türk Muhasebe Standartlarına, dürüst resim ilkesine ve şirketin mevcut durumuna tamamen uygun olup, davacılar tarafından kötü niyetle finansal tabloların gerçeğe aykırı olduğunun iddia edildiğini, finansal tabloların hangi açılardan ve hangi gerekçe ile gerçeğe uygun düşmediğinin Türk Muhasebe Standartlarını ve dürüst resim ilkesini yansıtmadığının gerçek verilerle açıklanması gerektiğini; genel kurulda yapılan ibra oylamasında ibra kurallarına uyulduğunu, kaldı ki bir an için davacıların ibra oylamasında oydan yoksunluk ilkesine aykırı hareket edildiği iddiası kabul edilse dahi, ileri sürülen esaslara göre oylama yapılmış (yasaklı olduğunu ileri sürdükleri kişiler ibrada oy kullanmamış) olsa bile yeterli çoğunluk sağlandığından sonuçta tüm yönetim kurulu üyelerinin ibrası doğrultusunda karar verilmiş olacağını; müvekkili şirket nezdinde TTK hükümlerine uygun denetim faaliyeti sürdürülmekte olup her seferinde farklı denetçi seçilmesi gerekliliğinin bulunmadığını, genel kurul toplantısında TTK 376/2 çerçevesinde müvekkili şirketin kendiliğinden sona erdiğini, bu anlamda sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının 2/3'ünün zarar sebebiyle karşılıksız kalan şirket sermayesinin 1/3'ü ile yetinme veya tamamlama kararı almaz ise, şirketin kendiliğinden sona ereceğini, kanun uyarınca öngörülen tedbirler alınamadığından şirketin kanunun açık hükmü uyarınca kendiliğinden münfesih hale geldiğini; davacıların şirketin işleyişinin engellenmesi amacı ile ve kötü niyetli olarak sürekli genel kurul kararlarının iptali istemli davalar açtıklarını, bu şekilde açılmış birçok dava bulunduğunu, son olarak davacılar tarafından Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/277 E. sayılı dosyası ile müvekkili şirketin feshi istemli dava açıldığını ve davanın derdest olduğunu, şirketin aleyhinde fesih istemli dava açılmış olması nedeniyle, ürün tedariki ve finansman konusunda sorun yaşandığını, pek çok olumsuzlukla karşılaşıldığını ve neticesinde şirketin kendiliğinden münfesih hale geldiğini belirterek, davanın öncelikle dava şartı yokluğundan, aksi taktirde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece,davacılar vekilinin 31/03/2016 tarihli genel kurulda, 2, 3, 4, 5, 8 numaralı maddelerinin görüşülmesi sırasında muhalefet gerekçelerini içerir dilekçe sunduğu;
9.maddesinin görüşülmesi esnasında söz alarak görüş bildirdiği, müzakere edilmesi sırasında ileri sürülen görüş ve itirazların peşin muhalefet olduğu ve muhalefet şerhi sayılmadığı, davacıların iptal davası açabilmesinin şartlarından birinin olumsuz oy vermek ve bu muhalefeti tutanağa geçirmek olduğu ve usulüne uygun muhalefet şerhi sunulmadığından davacının kanunda öngörülen dava açabilme şartının bulunmadığı; konuyla ilgili Yargıtay 11. HD nin 2018/4369 Esas ve 2019/5761 Karar sayılı ilamında da, TTK m.446 gereğince toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin iptal davası açabileceği, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 25/03/2015 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 6. ve 7. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği (peşin muhalefette bulunduğu), bu şekilde muhalefet durumunun öneriye karşı olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın (muhalefet) bulunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediğinin belirtildiği; bir an için davacıların dava açma hakkı doğduğu kabul edilmiş olsa dahi, dosya kapsamına göre kararın iptal edilebilirliğini gerektirir herhangi bir neden bulunmadığı; gündemin 2. maddesi açısından somut olayda, bu gündem maddesi kapsamında genel kurul tarafından alınmış olumlu ya da olumsuz bir karar bulunmadığından iptal talebinin yerinde görülmediği; gündemin 4. maddesi açısından mali bilirkişiler tarafından yapılan inceleme neticesinde finansal tabloların gerçeği yansıtmadığına ilişkin bir tespitte bulunulmadığı, finansal tabloların, TM Standartlarına ve gerçeğe uygun olduğu tespit edildiğinden davacının bu yöndeki iptal talebinin de haklı bulunmadığı; gündemin 5. maddesi açısından ibra oylamasında, YK üyelerinin sadece “kendi ibralarına ilişkin” oylamada oy kullanmadıkları, birbirlerinin ibra edilmelerine ilişkin oylamada oy kullanmışlar ise de, her birinin aynı zamanda %11,66 pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibralarında da oydan yoksunluğu sonucu toplamda %34,98’e denk gelen 105.000 oyun karar nisabından düşülmesi ile, 90.000 olumsuz oya karşılık 105.000 olumlu oy bulunduğu, bu haliyle salt çoğunluk elde edildiğinden sonucu etkilemediğinden iptal talebinin reddi gerektiği; gündemin 8. maddesi açısından davalı şirketin bağımsız denetime tabi olmadığı, davalı şirkete denetçi olarak ... seçildiği,ana sözleşmede, denetçiye ilişkin herhangi bir koşula rastlanmadığı,ihtiyari olarak denetçi seçilmesinin mümkün olduğu, bu şekilde seçilecek denetçiye ilişkin TTK’da veya ikincil mevzuatta özel bir düzenleme olmadığı, iptal talebinin yerinde olmadığı; gündemin 9. maddesi açısından somut olayda şirketin finansal durumunun kanunda öngörülen eşiklerin üzerinde bozulması sonrası, durumun YK tarafından genel kurula taşındığı, genel kurul tarafından sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına ilişkin bir karar verilmediği, bu bakımdan genel kurul tutanağından anlaşıldığı üzere, divan başkanının kanun hükmünü tutanağa geçirmesinin de hukuki bir sonucu bulunmadığından ortada kararın iptali veya yokluğunun tespiti bakımından hukuki yarar bulunup bulunmadığı önem arz etmediğinden iptal talebinin haklı görülemeyeceği; son olarak, 10/10/2019 tarihli bilirkişi raporunda, şirketin genel kurulunda hazirun listesinde, tutanağında ve muhalefet şerhlerinde Bakanlık temsilcisinin el yazısını içerir imzasına rastlanmadığı, bu eksikliğin varlığına kanaat getirilmesi durumunda, iptal davalarından farklı olarak karara muhalif kalma ve bu muhalefeti şerh ettirme şartı da aranmayacağı ve bu durumun tespiti gerekeceği, açılan bir davada açıkça ileri sürülmemiş olsa da, usulünce mahkemeye sunulan olaylardan anlaşılması şartıyla hâkim tarafından re’sen nazara alınması gerektiği belirtilmiş ise de, iptali istenen genel kurul bakımından Bakanlık temsilcisinin katılımının gerekli olmadığı, dolayısıyla imzasının eksikliğinin de sonucu etkilemeyeceğinin değerlendirildiği, zira TTK 407/3'e göre, sadece TTK 333’te bahsedilen AŞ genel kurul toplantılarında Bakanlık temsilcisi bulunmasının zorunlu olduğu, ayrıca Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik 32/a hükmünde sayılan toplantılarda bakanlık temsilcisinin bulunmasının zorunlu olduğu, somut olayda bu hallerden hiçbirisinin bulunmadığı; gündeminin 9. maddesi açısından, görüşülen konunun TTK 376/2'de düzenlenen "yetinme" ya da "tamamlanma" kararı verilmesi ile ilgili olduğu, anılan ilke ve yasal düzenlemenin amaca uygun yorumuna göre bu maddede söz konusu olan sermayenin tamamlanması ifadesinin teknik anlamda sermaye artırımı değil, zararlar sebebiyle kaybedilen sermayenin tamamlanması olduğu, kaldı ki gündem maddesinde sermaye artırımı ya da tamamlama ile ilgili bir husustan bahsedilmemiş olup sadece alınacak tedbirlerle ilgili görüşme denilerek ilan yapıldığı dikkate alındığında, söz konusu toplantıda bakanlık temsilcisinin bulunmasının zorunlu bir husus olmadığı da gözetildiğinde, tutanakta bakanlık temsilcisinin imzasının bulunamamasının tek başına iptal sebebi olmayacağının açık olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili kararın hatalı yorum ve değerlendirmelere dayandığını, Bakanlık Komiserinin imzasının bulunmamasının genel kurul toplantısının hükümsüzlüğü sonucunu doğuracağından kararın öncelikle bu yönden kaldırılması gerektiğini; genel kurulda muhalefet şerhlerinin kanuna ve usulüne uygun bir şekilde divan başkanlığına sunulduğunu; YK faaliyet raporunun sadece okunması ve raporun genel kurulun onayına sunulmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu; genel kurul tarafından onaylanan finansal tabloların gerçeğe, TMS'ye ve TTK 515'te öngörülen dürüst resim ilkesine aykırı ve hükümsüz olduğunu;YK üyelerinin birbirlerinin ibrasına ilişkin oylamada oy kullanmalarının TTK'nın 436/2 hükmüne aykırı olduğunu; denetçi seçiminin hukuka ve iyiniyet kurallarına uyumlu olmadığını; davalı şirketin TTK'nın 376. maddesi kapsamında olup olmadığını ve bu hüküm uyarınca şirketin kendiliğinden sona erip ermediğine ancak mahkemenin karar verebileceğini,divan başkanının karar verme yetkisinin bulunmadığını, zira belirtilen maddeye göre hazırlanması gerekli özel şartlara bağlanmış ara bilançonun hazırlanmadığını; ayrıca davalı şirketin sadece dava konusu faaliyet yılına ilişkin finansal tablolarının değil önceki faaliyet yıllarına ilişkin finansal tablolarının da gerçeğe aykırılık arz ettiğini, 2014 faaliyet yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında alınan kararların ticaret siciline tescil edilmediğini, bu kararlar aleyhine açtıkları geçersizliğin tespiti ve iptal davasında kararların sicile tescil edilmediği gerekçesiyle Bakırköy 3. ATM'nin 2015/728 E., 2017/479 K. sayılı ve 24/03/2016 tarihli kararıyla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, dolayısıyla 2014 faaliyet yılına ilişkin finansal tabloları üzerine inşa edilen 2015 yılına ait finansal tabloların da yok hükmünde ve geçersiz bulunduğunu; gündemin 9. maddesinde yer alan şirketin kendiliğinden sona erdiği yönündeki kararın yok hükmünde ve geçersiz olduğunu, yukarıdaki hükümlere göre tespitine karar verilmesinin doğru olacağını belirterek,kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, davalı anonim şirketin 31/03/2016 tarihli genel kurulda alınmış 2, 4, 5, 8 ve 9 no’lu kararların hükümsüzlüğünün tespiti, aksi halde iptali istemine ilişkindir. Davalının ticaret sicil kayıtlarına göre,elde ki davada hüküm verilmeden önce Bakırköy 6. ATM'nin 2015/277 E., 2019/827 K. sayılı ve 19/06/2019 tarihli kararıyla davalı ...Tic. A.Ş.'nin (Eski Unvan: ... Tic. A.Ş.) feshine ve kararın kesinleşmesine müteakip tasfiye memuru olarak ...'in atanmasına karar verildiği, karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2019/2228 E., 2022/240 K. sayılı ve 17/02/2022 tarihli ilamıyla şirketin 3 yıldır faaliyetsiz olduğu ve devam etmesi gereken ekonomik bir değer bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmayarak 15/06/2022'de şirketin feshine ilişkin kararın kesinleştiği, akabinde 08/07/2022'de tasfiyenin tescil edildiği ve halen tasfiye sürecinde olduğu tespit edilmiştir.Davacılar tarafından delil olarak dayanılan Bakırköy 3. ATM'nin 2015/728 E. ve 2017/479 K. (Yargıtay 11. HD'nin bozma kararından sonra 2021/240 E. ve 2022/22 K.) sayılı dosyasında; davacıların davalı şirketin 07/07/2015'tarihli 2014 yılı Genel Kurul toplantısında alınan 2., finansal tabloların tasdikine ilişkin 4., 5., 8. ve 9. maddelerinin geçersizliğinin tespiti, veya iptali istemine ilişkin olduğu, 24/03/2016'da mahkemece kararların tescil ettirilmediğinden geçerlilik kazanmadığı gerekçesiyle konusu bulunmayan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği; karara karşı davacılar tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. HD'nin 2017/4750 E., 2019/1454 K. sayılı ve 25/02/2019 tarihli kararıyla davanın görülebilmesi için kararların ticaret siciline tescil edilmesi ve ilan edilmesinin zorunlu olmadığı gerekçesiyle, kararın bozulmasına ,akabinde karar düzeltme talebinin reddine karar verildiği;mahkemece bozma ilamına uyularak 2021/240 E., 2022/22 K. sayılı ve 13/01/2022 tarihli kararıyla 9. maddeye ilişkin talep açısından KVYO ve diğer maddeler açısından talebin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.Finansal tabloların tasdiki kararının iptaline ilişkin bir hüküm bulunmadığından davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır.Davacılar vekili, genel kurul toplantı tutanağında bakanlık temsilcisinin imzası bulunmadığından, 2, 4, 5, 8, ve 9 maddelerindeki kararların hükümsüz olduklarının tespitine karar verilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş iise de ; dosyada mevcut toplantı tutanağında ve istinaf incelemesi daha önce Dairemizin 2019/2228 E. ve 2022/240 K. sayılı dosyasında Bakırköy 6. ATM'nin 2015/277 E. ve 2019/827 K. sayılı fesih dava dosyası içindeki davalı şirket vekilinin UYAP'tan sunduğu 06/05/2016 havale tarihli dilekçenin ekinde, işbu davaya konu genel kurul tutanağının (renkli) ıslak imzalı nüshasında (dosyaya eklenmiştir) Bakanlık Temsilcisi ...'in toplantıda hazır olduğunun yazıldığı, 5 sayfadan oluşan tutanağın ilk 4 sayfasının sağ alt köşesinde mavi renkli kalemle paraf ve son sayfasında da imzanın bulunduğu, aynı imzanın tek sayfadan oluşan hazirun cetvelinin sol alt köşesindeki "Bakanlık Temsilcisi ..." yazılı olan bölümde de bulunduğu, toplantıdaki davacıların temsilcileri dahil hiç kimsenin bakanlık temsilcisinin toplantıya katılmadığı veya tutanağı imzalamadığı şeklinde bir itirazının olmadığı hatta davada da bilirkişi raporuna kadar davacıların bu itirazı dile getirmediği, toplantı tutanağında bakanlık temsilcisinin imzasının bulunduğu ,ayrıca TTK 376.maddeye dayalı görüşmeler sırasında herhangi bir önlem alınamadığı ,kanun metninin ne olduğunun toplantı tutanağına divan başkanı tarafından geçirilmesi de bir karar alındığını göstermediğinden davacılar vekilinin bu hususlara yönelik istinaf nedenleri yerinde bulunmamıştır. 6102 sayılı TTK'nın 445. ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahiplerinin, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir.Genel kurul kararlarının yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için TTK'nın 446. maddesi uyarınca, toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalması ve bu keyfiyeti zapta geçirtmesi gerekir, oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi veya ret oyu kullanılması alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımaz (Yargıtay 11. HD'nin 2014/18887 E., 2015/13122 K. sayılı ve 08/12/2015 tarihli ilamı).Somut olayda davacıların toplantıda hazır bulunan vekilleri,davalı şirketin 31/03/2016 tarihli olağan genel kurul toplantısında müzakereler başladıktan sonra muhalefetlerini dile getirerek yazılı muhalefet beyanlarını sunmuşlardır. Bunun sonrasında da 2. madde dışındaki diğer maddelerde, oylama yapılmış ve oylamada olumsuz oylarını kullanmışlardır. Her dört gündem maddesi için de davacıların toplantıya katılan vekilleri henüz oylama yapılmadan muhalefetlerini ileri sürdüğü,davacıların erken muhalefette bulundukları, bunun sonucu olarak da kararların iptalini talep etme dava haklarının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Kararlarda, hükümsüzlük sonucunu doğuracak bir eksiklik tesbit edilmemiştir.Öte yandan, YK üyelerinin kendileri hariç diğer YK üyelerinin ibrası için de oy kullanıldığından bahisle davacılar vekilince özel olarak genel kurulun 5. maddesindeki ibra kararının yok hükmünde olduğu ileri sürülmüştür. Ancak davalı şirkette toplam 300.000 hisse bulunduğu, bunun 90.000'inin davacılara ait olduğu, 3 yönetim kurulu üyesinin toplamda (35.000x3=)105.000 hissesinin bulunduğu, ibrası oylanan yönetim kurulu üyesinin oy kullanmadığı (-35.000 hisse) ve davacılara ait 90.000 hissenin olumsuz oy olarak kullanıldığı, geriye kalan 175.000 hissenin olumlu oy kullandığı, 175.000'den oy kullanmış 2 yönetim kurulu üyesinin toplam 70.000 hissesi çıkarıldığında geriye 90.000 hisse olumsuz oy karşısında 105.000 hisse olumlu oyun kaldığı, yani sonuç olarak YK üyelerinin ibra sının yeterli oy ile yapıldığı ,kullanılan yasak oylar sonuca etkili olmadığından ibra kararının hükümsüz olduğu,geçerli bir muhalefet şerhi bulunmadan dava açılabileceği kabul edilemeyecektir.Açıklanan nedenlerle, davanın reddine ilişkin hükümde isabetsizlik olmadığından istinaf nedenleri yerinde olmayan davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.