7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2014/14119 E. , 2014/17575 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Çorum 2. İş Mahkemesi
Tarihi : 30/05/2014
Numarası : 2013/248-2014/229
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Davacı vekili, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı işverence haklı bir sebebe dayanmaksızın feshediliğini ileri sürerek bazı işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının sebepsiz şekilde işi bırakarak ayrıldığını, işverenden herhangi bir alacağı bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def'i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Dava dilekçesi nazara alındığında; Mahkeme gerekçesinin aksine davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığına dair bir ibare yer almadığı gibi HMK.'nun 107. maddeye de açık bir atıf yapılmadığı, fazlaya dair haklar saklı tutularak talepte bulunulduğu bu haliyle davacı vekilince HMK.'nun 109. maddesine göre kısmi dava açıldığı tespit edilmiştir.
Mahkemece karara esas alınan bilirkişi raporundan sonra davacı vekilinin ıslah dilekçesi verdiği, ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilinin ise yasal süresi içerisinde ıslah edilen tutarlara karşı zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece ıslah edilen tutarlara karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanşımı def'i değerlendirilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
3.Yukarıdaki bentte de belirtildiği üzere davacı vekili HMK.'nun 109. maddesine göre kısmi dava açmış olup kıdem tazminatı dışında kalan alacaklar bakımından dava dilekçesindeki tutarlara dava tarihinden, ıslaha konu tutarlara ise ıslah tarihinden faiz işletilmesi gerekirken aksine uygulama yapılması hatalıdır. O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.