4. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2263
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/05/2022
NUMARASI: 2022/132 Esas - 2022/332 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/01/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; Dava konusu olayla ilgili olarak ... Parti Genel Başkanı ...'in Elazığ ziyaretini takip eden muhabir ..., ...'in esnaf ziyareti yapacağı lokantada beklerken kendisinin muhabir olduğunu fark ederek yanına gelen ve şehit yakını olduğunu söyleyen bir şahıs kendisine "...'e şehitler ve pkk ile ilgili soru sormak istediğini ancak orada bulunan ... Partili şahıslar tarafında linç edilmekten korktuğunu" beyan ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirket muhabirinin şahsa " Bir vatandaş olarak rahatlıkla soru sorabileceğini, kameraların kayıtta olduğu bir ortamda kendisine yönelik bir saldırı olamayacağını" söyleyerek istediği soruları sorabileceğini belirtiğini, yani muhabir ...'ün, video da yer alan kişiyi daha önceden tanımadığını, bu sırada olay anında orada bulunan bir şahıs tarafından bu durumun gizli ve izinsiz bir şekilde kayda alındığını ve bu kaydın davalı tarafından kurmaca bir şekilde, konuşmanın sadece bir kısmı cımbızlanarak, ...muhabiri ilgili şahsı salona getirmekle, kışkırtmakla ve provokasyon kurgusu yapmakla itham edildiğini, ...'ün daha sonra Facebook adresinden konu ile ilgili açıklama yaptığını, davalının bahsi geçen olay ve kesilmiş bir gizli kamera kaydı da ekleyerek; ... Partili ... Paylaştı: "... Muhabiri, provakasyon kurgusu hazırlarken kameralara takıldı" şeklindeki ifadelerle tweet ve tweet içeriğinde de haber paylaştığını, bu paylaşımda yer verdiği ifadelerle davalının, müvekkili şirketin kişilik, marka ve ticari haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin gerçek bir yayın yapmamakla, kurgu hazırlamakla, bunu da kasıtlı bir şekilde yapmakla, provokasyon kurgusu hazırlamakla açıkça itham edildiğini beyan ile davalı tarafça haksız, dayanaksız ve yalan söylemlerle yapılan paylaşım neticesinde müvekkilinin ihlal edilen haklarının, bu sebeple meydana gelen zararının giderilmesi bakımından 50.000,00 TL manevi tazminatın paylaşım tarihi olan 06.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, dava konusu iletinin hukuka aykırılığının tespiti ile masrafı davalıdan alınmak suretiyle kararın, tirajı en yüksek ulusal iki gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davaya konu tweet ve habere ilişkin videoda ... muhabiri ...'ün, şahsın çekingen tavırları karşısında ısrarlı bir şekilde "sen sorunu sor, birşey soracağım de, sen sorunu sor, biz kayıt alacağız" dediğinin görüldüğünü, bu görüntüye ulaşan ... Parti üyesi ...'in, ...'e soru sorması için bir vatandaşın ikna edilmeye çalışıldığı videoyu "..." diyerek twitterda paylaştığını, davaya konu tweet ve haber içeriği bir siyasetçinin kamuoyuyla paylaştığı bu bilgiye ve bilgiyi doğrulayan video görüntüsüne ait olduğunu, dolayısıyla haberin "haksız, dayanaksız ve yalan" olduğu iddiası tamamen gerçek dışı olduğunu, bu şekilde, doğruluğu video görüntüsüyle sabit dava konusu haber içeriğinin, tamamen hukuka uygun olduğunu, bir haberin hukuka uygunluğunu ya da aykırılığını değerlendirirken, öz ve biçime ilişkin koşulların irdelenmesi gerekeceğini, öze ilişkin koşullar, gerçeklik, güncellik ve kamu yararı olduğu, kamu yararı öğesi toplumsal ilgi olarak da tanımlanabileceğini, yayın hakkının sınırlarının en önemlisinin gerçeklik olduğunu, haberin öncelikle ve mutlaka gerçeğe uygun olduğunu, davacının her ne kadar haber içeriğinin yalan olduğunu iddia etse de, görüntülerdeki kişinin şirket muhabirleri olduğunun kabulü ile haber içeriğinin gerçek olduğunu ikrar etmiş olduklarını, sadece görünür gerçeğe uygun olmayıp, somut gerçeği yansıtan videolu delilli dayanaklı haber içeriği hukuka uygun olduğundan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; "...Yazılı ve görsel basın, toplumu ilgilendirilen konularda, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece toplumu bilgilendirmede Anayasal ve yasal güvencelerinin verdiği görevle sorumludur. Davaya konu haber içeriğinde yer alan söz ve ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde öz ve biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, haberin veriliş şekli itibariyle objektif sınırlar içerisinde kalınarak yayın yapılmış oldğu, haber yayınının basın özgürlüğü kapsamında kaldığı kabul edilerek davacının davasının reddine..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Tazminat koşullarının gerçekleştiğini, hükmolunan vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yoluyla kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat davasıdır. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; Toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olayda haberin görünür gerçekliğe uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin tazminat koşullarının bulunduğu yönündeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık asgari ücret tarifesinin 10/(3). maddesine göre; Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur. Mahkemece davanın tümden reddine karar verilmiş olmasına karşın tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne aykırı olarak nispi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Davalının istinafı olmaması sebebiyle davacı aleyhine olacak şekilde istinaf karar tarihindeki tarifenin değil ilk derece mahkemesinin karar tarihindeki tarife hükümlerine göre maktu vekalet ücreti belirlenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle bu yönden davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı yasanın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına yeniden esas hakkında davanın reddine, davacı aleyhine ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/(3). maddesine göre 5.100,00 TL maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.