Esas No
E. 2013/20086
Karar No
K. 2014/3688
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İş Hukuku

7. Hukuk Dairesi         2013/20086 E.  ,  2014/3688 K.

"İçtihat Metni"

Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

1.Davalının temyizi açısından; 6100 Sayılı HMK geçici 3 ücncü madde 1 inci fıkrasına göre; “Bölge Adliye Mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 2 nci fıkrasına göre; Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.nun 427/2 maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz. Birleştirilen davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir. İhtiyari dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir. Karşılık davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir. Tespit davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının miktar ve değerine göre belirlenir. Temyiz sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik belirlenir. Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısmi davada kesinlik sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, “5521 sayılı Yasada açık düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15 inci maddesindeki düzenleme gereği HUMK.nun 427 maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği” açıkça belirtilmiştir. 2013 yılında mahkemelerce verilen kararların temyiz edilebilmesi için temyize konu dava değerinin 1.822,00 TL'nı geçmesi gerekir. Somut olayda temyize konu edilen miktar 1.771,18 TL olup karar tarihi itibariyle hüküm kesin nitelik taşıdığından davalının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir.

2.Davacı temyizi açısından; Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

3.Davacı vekili, davacının davalı emrinde elektrik teknikeri olarak 24.08.2009 tarihinden 08.07.2011 tarihine kadar çalıştığını, yıllık izin kullandırılmadığını, ücretlerinin aksatılarak ödendiğini, son iki aylık ücretinin de işten ayrıldıktan sonra ödendiğini, yapılan ödemenin de kıdem tazminatı olarak yapıldığını, müvekkili davacının kıdem - ihbar tazminatı, 14 günlük yıllık ücretli izin alacağı, bakiye 7 günlük ücret alacağı ile araç kirasının ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacıya her ay 1.056,00 TL net ücret alacağı dışında, 2.577,00 TL kıdem tazminatı, 1.637,00 TL ücret alacağı, 247,00 TL ücret alacağının tamamen ödendiğini hatta 325,00 TL fazladan ödeme yapıldığını, sunulan banka makbuzu ile 1.000,00 TL yıllık ücret alacağının da ödendiğini, davacıyla müvekkil şirket arasında araç kiralamasına ilişkin bir anlaşmanın olmadığını, Ali Kemal Bektaş'ın düz işçi olduğunu, şirket koordinatörü olmadığını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davacının iş akdinin davalı işveren tarafından önelsiz ve haksız olarak feshedildiği, kıdem tazminatının iş akdinin feshinden önce 8 ay boyunca parça parça ödendiği, davalının davacıya ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarını ödediğini ispatladığı gerekçesiyle kıdem tazminatı ile ücret alacağı ve yıllık izin ücreti alacağı taleplerinin reddine, ihbar tazminatı ve araç kiralama ücreti alacağının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, işveren tarafından yapılan kısmi ödemenin işçinin hangi alacağına mahsup edileceği noktasında toplanmaktadır.

İş sözleşmesinden doğan para borçlarının kısmi ifasında, mahsubun ne şekilde yapılacağı ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmadığından, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri kapsamında sorun çözümlenmektedir. İşçinin işverenden bir alacağının, örneğin sadece kıdem tazminatı alacağının bulunduğu durumlarda, kısmi ödeme nedeniyle mahsup işlemi Borçlar Kanununun 101. maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Dairemiz uygulamasına göre, temerrüde düşmüş olan işverenin yaptığı kısmi ödeme işçinin bu hususta beyanda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmelidir.

Borcun taksitle ödenmesi konusunda yapılan anlaşma aksi öngörülmemişse, kural olarak, işçinin faiz talebinden vazgeçtiğini kapsar. Ancak, bu sonuç işverenin taksit anlaşmasına uygun hareket etmesine bağlıdır. İşverenin taksitlerden birini zamanında ödememesi halinde, işçinin faizle ilgili feragati geçersiz hale gelir ve sadece ödenmeyen taksit için değil, tüm alacak için faiz talep hakkı doğacaktır. Bu durumda ödenmiş olan önceki taksitlerin öncelikle faiz ve masraflara mahsubu gerekecektir. Kuşkusuz taksit sözleşmesinin işçinin serbest iradesi ile meydana gelmesi gerekir.

İşçinin birden fazla alacağının söz konusu olması halinde, yapılan kısmi ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğu işveren tarafından ödeme sırasında belirtilmemiş ve işçi tarafından da bu husus makbuzda gösterilmemiş ise, mahsup işlemi Borçlar Kanunu'nun 102. maddesine göre yapılacaktır. İş Kanunu'nda işçinin sözleşme ve kanundan doğan alacaklarının muacceliyet ve vade zamanları konusunda değişik hükümler öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'na göre ücret en geç ayda bir ödenir (m.32/5). İş hukuku mevzuatımızda Basın İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla mesai, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir. 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir.

Buna göre örneğin, 5.000,00 TL ihbar tazminatı, 7.500,00 TL kıdem tazminatı, 2.500,00 TL ücret, 2.000,00 TL fazla mesai ve 500,00 TL yıllık izin ücreti alacağı olmak üzere takibe konu yapılmamış toplam 17.500 TL alacağı olan bir işçiye işveren tarafından yapılacak 15.000,00 TL'lik bir kısmi ödeme, öncelikle muaccel olan normal aylık ücret ve fazla mesai alacağına ilişkin borçlarına mahsup edilmelidir. Kalan miktar ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti borcuna mahsup edilecektir. Anılan borçların muacceliyet tarihleri aynı olduğundan, temerrüt tarihi önce gerçekleşmiş olan borca yani kıdem tazminatına mahsup edilecektir. Kalan 3.000,00 TL'lik ödemenin, ihbar ve izin ücreti borcuna mahsubu anılan borçların muacceliyet ve temerrüt tarihlerinin aynı olması nedeni ile miktarları ile orantılı olarak yapılacaktır. Kalan toplam borç 5.500,00 TL olup, ihbar tazminatının bu miktara oranı 5.000/5.500=10/11, izin ücretinin oranı 500/5.500 = 1/11 olmakla, 3.000 X 10/11 = 2.727 TL ihbar tazminatına, 3.000 X 1/11 = 273 TL izin alacağına mahsup edilecektir. Böylece işverenin 2.273 TL ihbar tazminatı, 227,00 TL izin ücreti olmak üzere toplam 2.500 TL borcu kalmış olacaktır.

Somut olayda davacı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin ücreti ve araç kiralama ücreti alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiş, işveren ise tüm alacakların ödendiğini savunmuştur.

Gerçekten de davacı işçiye gerek iş akdinin feshinden önce gerekse iş akdinin feshinden sonra ödemelerde bulunulmuştur. Nitekim, iş akdinin feshinden sonra ve fakat dava tarihinden önce olmak üzere 22/07/2011 tarihinde 3.262,00 TL maaş ve kıdem tazminatı açıklamasıyla davacının banka hesabına davalı yanca ödeme yapılmıştır. Mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıya fesihten sonra ancak dava tarihinden önce banka yolu ile toplam 3.262,00 TL ödendiği, bu ödeme içinde davacının talep ettiği 7 günlük ücret alacağının da bulunduğu kabul edilmiştir. Öncelikli olarak davacının 22/07/2011 tarihli 3.262,00 TL'lık ödemeden sonra 06/12/2011 tarihi itibariyle ödenmeyen ücret alacağının bulunduğu iddiasıyla bu davayı açmış olması nedeniyle sadece söz konusu ödemeye dayanılarak davacının ücret alacağının bulunmadığına hükmedilmesi isabetsiz olmuştur. Öyle ki, davacı bahse konu ödemeden sonra açtığı dava ile ücret alacağı talebinde bulunmuş olmasına göre dava tarihinden önce yapılan 3.262,00 TL'lık ödemenin içinde davacının talep ettiği 7 günlük ücret alacağının bulunduğu varsayımı ile karar verilemeyecektir. Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken davacının fesih tarihine kadar hak ettiği ücret alacağını hesaplatmak ve daha sonra ödenen miktarlardan bu alacağı mahsup etmek, eğer kalan ödeme varsa bu ödemeleri yukarıda bahsedildiği şekliyle alacaklardan mahsup ederek ve hükmün davacı yararına bozulmuş olduğu da gözetilerek sonuca gitmektir. Mahkemece bu husus yerine getirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. O halde davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli karar bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalının temyiz dilekçesinin REDDİNE, davacının temyiz itirazlarının kabulüyle kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacı ve davalıya ayrı ayrı iadesine, 12.02.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.