Aramaya Dön

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/380
Karar No
K. 2024/50
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

ANTALYA

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/380
KARAR NO: 2024/50
DAVA: İtirazın İptali (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/06/2022
KARAR TARİHİ: 17/01/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının ...'den davaya konu ...'a ait ... tarih ... seri nolu ... TL'lik çeki alıp, daha sonra kaybettiği iddiasıyla zayi nedeniyle çek iptal davası açtığını, kayıp çeke ilişkin Antalya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, ... Karar ve ... tarihli ilamı ile çekin iptal edildiği, tedbir kararı bulunmasına rağmen çeki ibraz eden 3. Kişiye ödemesi sebebiyle zararın doğduğundan bahisle, söz konusu çeke ilişkin davalı Banka aleyhine Antalya Genel İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı ve davalı Bankanın icra takibine itiraz ettiğinden bahisle itirazın iptali, takibin devamı ve %20 icra inkar tazminatı talep etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirketin dava açma ehliyetinin bulunmadığını, zira, kabul etmemekle birlikte zayi nedeniyle çek iptaline ilişkin Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı davayı ...'ın açtığını, bu nedenle davacı şirketin Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, ... Karar ve ... tarihli ilamına ilişkin icra takibi başlatma ve huzurdaki davayı açma ehliyeti bulunmadığını, bu nedenle huzurdaki davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, işbu davanın muhatabının Banka Genel Müdürlüğü olup, davanın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde açılması ve görülmesi gerektiğini, davacının, davaya konu çek hakkında iptal kararı verildiğinden bahisle müvekkil banka aleyhine dava açmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, huzurdaki davanın reddi gerektiğini beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İhbar olunan beyan dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında ... sözleşmesi imzalandığını, müvekkil şirket ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında yapılan refaktoring işlemi neticesinde ... adına düzenlenen faturaya konu alacağın müvekkil şirket tarafından temlik alınmış olup ödeme aracı olarak davaya konu ... BANKASI A.Ş. ... seri no'lu ... keşide tarihli ...-TL bedelli çekin dava dışı ... ... A.Ş. tarafından müvekkil şirkete teslim edildiğini, akabinde ibraz süresi içerisinde ... işlemine konu olan ... BANKASI A.Ş. ... seri no'lu ... keşide tarihli ...-TL bedelli çekin süresi içerisinde ibraz edilmiş olup çek bedelinin banka tarafından ödendiğini, davacının çekte taraf olarak gözükmemekte olup çek hakkında ileri sürdüğü iddiasının müvekkil şirkete karşı ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin iyi niyetli ve meşru hamil olduğunu beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir. Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221).

Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak ta yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2006/19-260 esas, 2006/251 karar) Bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; Davalının husumet itirazında bulunduğu görülmüştür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-2727 esas, 2020/846 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itirazdır. Hâkim somut olayda bir itiraz sebebinin varlığını öğrenirse bu yönün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Taraf sıfatının, dava şartı olmaması nedeniyle; hâkim, yaptığı inceleme sonunda taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanaatine varırsa, dava şartı yokluğunun aksine davanın usulden değil, esastan reddine karar vermelidir (Prof. Dr. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Mart 2020, Cilt-1, s.332-334).

Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, ... Karar sayılı dosyasına bakıldığında, dava dilekçesinde, davacı olarak, ... Ltd. Şti.(...) olarak gösterildiği, bu unvanın altında " Yetkilisi ... (...)" yazdığı, gerekçede ise davacı olarak ise sadece "..." isminin yazıldığı görülmekle, davacının açıkça ... Ltd. Şti.(...) olduğu, sehven mahkemenin sadece "..." yazdığı anlaşılmakla, husumet itirazının reddi gerekmiştir. Davalı, yetki itirazında bulunmuştur. HMK m. 14/1 gereği; Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Davacının, 23/06/2022 tarihli beyan dilekçesinde belirttiği hususlar da dikkate alınarak, yetki itirazının da reddi gerekmiştir. Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında, dava konusu ... Şubesine ait ... çek numaralı ... tarihli ...-TL bedelli çekin iptaline karar verilmiştir.

Belirtmek gerekir ki; Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri)

Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268).

Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi).

Yargıtay 19. HD'nin 2016/11763 E, 2017/6962 K sayılı emsal ilamında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptali kararı ve bu kararın hükümleri TTK' nun 563. ve 564. maddelerinde düzenlenmiştir.

TTK'nun 563/1. maddesine göre; “Kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. “ Aynı yasanın 564/1. maddesinde ise ; “İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da dermeyan veya yeni bir senet ihdasını talep edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. İptal kararının niteliğinden doğan iki önemli sonucu vardır. Bunlar, iptal kararının olumsuz ve olumlu sonuçları olarak belirtilmektedir.

İptal kararının verilmesiyle kıymetli evrakın en önemli özelliklerinden biri olan senedin hak sahibini teşhis fonksiyonu ortadan kalkar. Bu, iptal kararının olumsuz sonucudur. İptal kararını alan davacı, borçludan, kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmak hakkını kazanmaktadır. Borçlu da hile ve ağır kusuru bulunmadıkça iptal kararını ibraz edene karşı ödemede bulunmakla borcundan kurtulmaktadır (TTK md.558/2).

İptal kararının olumlu sonucu ise davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi yani hak sahibinin teşhisine imkan vermesi olarak karşımıza çıkar. Buna göre, iptal kararı davacının (iptal kararını elde eden kişinin) senette mündemiç bulunan ve iptal ile artık senetten ayrılan hakkın sahibi olduğuna ilişkin bir karine yaratır.

İptal kararının her iki etkisi de hak sahipliğinin teşhisi (hak sahipliğinin tespiti) meselesine ilişkindir. Başka bir anlatımla, iptal kararı sadece senedi zayi eden hamilin senette mündemiç hakkı senetsiz olarak borçluya dermeyan edebilmesini ve borçlunun da iptal kararını alan kişiye ifada bulunmak suretiyle borcundan kurtulabilmesini sağlar. Kararın maddi hukuk yönünden bir etkisi yoktur. Maddi hukuk yönünden mevcut durum aynen kalır. Başka bir deyişle, iptal kararı hakkın mevcudiyetine, muhtevasına ve bu hak üzerinde tasarruf yetkisine tesir etmez. İptal kararı, iptal olunan senet yerine kaim olan bir senet niteliği taşımamaktadır. Sadece, elden çıkmış bulunan senedin teşhis fonksiyonunu ifa etmekte ve iptal kararı hamiline senetsiz olarak alacağı talep hakkı vermektedir. Görüldüğü gibi, borçlu, iptal kararı hamilinin sadece kararı ibraz etmesi ve kararda adı geçen alacaklının kendisi olduğunu ispatlaması üzerine, ağır kusur ve hilesi bulunmaksızın borcunu ifa ederse, borcundan kurtulmaktadır.

Borçlu, iptal kararını alan kişiye karşı bazı def'ileri ileri sürebilir. Örneğin, borçlu, iptal kararını alan kişinin aslında senet üzerinde herhangi bir hakkının olmadığı (hiç hak sahibi olmadığı veya belirli nedenlerle hak sahipliği sıfatının sona erdiği) def'ini ileri sürebilir. Ancak, iptal kararı hamili, hak sahibi olduğunu iptale ilişkin yargılamada az çok ispatladığından bunun aksini iddia eden borçlu bu yöndeki iddialarını ispat etmek zorundadır. Borçlunun, iddialarını ispat etmesi ile zayi nedeniyle iptal kararı etkisini kaybeder yani sonuç doğurmaz.

İptal kararının olumlu etkisi nedeniyle borçlunun karar hamiline yapacağı ifa onu borcundan kurtaracağı için senede zilyet olan üçüncü kişi borcun sona erdiği def'i ile karşılaşabilir. Bu durumda üçüncü kişi, kendisine ifada bulunulan iptal kararı hamili aleyhine sebepsiz zenginleşme davası açabilir (BK. md. 61). Başka bir anlatımla böyle bir durumda senede zilyet olan üçüncü kişi, iyi niyetli iptal kararı hamiline ödemede bulunan borçluya başvuramaz (Bu açıklamalar için bakınız: Hanife Öztürk(Dirikkan) -Kıymetli Evrakın Ziyaı ve İptali, Ankara ,1990, s. 84 vd.; Prof. Dr. Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuku 2. Bası, Ankara, 1997, s. 274 vd.; Poroy-Tekinalp-Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 19. Bası, İstanbul, 2010, s. 97 vd.; Prof. Dr. Naci Kınacıoğlu-Kıymetli Evrak Hukuku 5. Baskı, Ankara, 1999, s. 57 vd.).

Bu açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; dava konusu çeke bakıldığında, lehtarın ... Tic-... olduğu, düzenleyenin ... olduğu, çekte ciroların mevcut olduğu, son olarak ... ... AŞ nin isminin yer aldığı görülmektedir. ... ... AŞ vekili de beyan dilekçesinde özetle; şirket ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında yapılan refaktoring işlemi neticesinde ... adına düzenlenen faturaya konu alacağın müvekkil şirket tarafından temlik alınmış olup ödeme aracı olarak davaya konu ... BANKASI A.Ş. ... seri no'lu ... keşide tarihli ...-TL bedelli çekin dava dışı ... ... A.Ş. tarafından müvekkil şirkete teslim edildiğini beyan etmiştir. Çekte, davacının ismi/unvanı her hangi bir bölümde yer almamaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, çek iptalinden sonra, borçlu, iptal kararını alan kişinin aslında senet üzerinde herhangi bir hakkının olmadığı (hiç hak sahibi olmadığı veya belirli nedenlerle hak sahipliği sıfatının sona erdiği) def'ini dahi ileri sürebilir. Davacının hak sahibi olduğuna ilişkin çek üzerinde bir belirleme yoktur. Davalının kötü niyetli ve-veya ağır kusurlu olduğunu gösterir dosyada bir delil de yoktur. İhtiyati tedbir nedeniyle ödenmemesi gereken bir miktarın ödenmesi nedeniyle de davanın açıldığı düşünülse dahi esasen yukarıda da belirtildiği üzere davacının hak sahibi olduğuna dair çekte bir belirleme olmadığından, davalının kötü niyetli ve-veya ağır kusurlu olduğunu gösterir dosyada bir delil esasen yoktur. Davacı, takip konusu alacak konusunda hak sahibi olduğunu, Bu nedenle, davacının ödememesi gereken bir parayı ödediğini, bankanın kötü niyetli veya kusurlu olduğunu kabule göre ispat edememiştir.

Tüm dosya kapsamı, yukarıdaki açıklamalar gereği, ispatlanamayan davanın reddi gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;

1.Davanın REDDİNE,

2.Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 80,70 TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 337,76 TL peşin harcın mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye kalan 89,84 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

4.492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine,

5.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 1.560,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

6.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

7.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8.Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine,

9.Kararın, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavvcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 216 gereği ve Yargıtay 1. HD'nin 2016/12476 E, 2019/2779 K sayılı emsal ilamı gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı vekili SN. AV....'un yüzene karşı davalı tarafın yokluğunda kesin olmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/01/2024 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.