Esas No
E. 2021/503
Karar No
K. 2024/20
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/503

KARAR NO: 2024/20

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 29/12/2020

NUMARASI: 2018/64 E. - 2020/913 K.

DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 01.07.2013 tarihinde davalının acentesi olarak faaliyet başladığını, sözleşmenin feshi tarihi olan 09.01.2018 tarihine kadar müvekkilin üretim yaparak davalı şirkete portföy kazandırdığını, davalının Beyoğlu ... Noterliği 05.10.2017 tarih ve ... yevmiye nolu fesih ihbarı ve yine Beyoğlu ... Noterliğinin 09.01.2018 tarih ve ...yevmiye nolu azilname ile 09.01.2018 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini beyan ettiğini, fesih iyiniyet kurallarına uymadığını, müvekkilinin acentelik süresi boyunca davalı şirkete yeni müşteriler kazandırdığını, davalı şirketi sigortalılara tanıtıp en iyi şekilde temsil ettiğini, son dönemlerde davalı şirketin hedeflerinin tutumamasını gerekçe göstererek sözleşmeyi feshetmesinin haksız olduğunu, bir önceki yıla göre görünen üretim azalmasının şirketin poliçelendirme kriterlerinden kaynaklandığını, üretim azalmasını bahane göstererek sözleşmenin feshi yoluna gidilmesinin haksız ve yersiz olduğunu, davacının davalıya belli bir portföy kazandırdığını, TC Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sigortacılık Müdürlüğüne gönderdiği 01.11.2012 tarih ve ... sayılı yazıdan da anlaşılacağı üzere ''Bu kapsamda prim üretim ölçüleri önceden belirlenmeksizin üretim yetersizliği veya bağlı bulunan sigorta şirketince belirlenen riziko kabul esaslarına uygun biçimde acentelere aracılık edilen sigorta sözleşmelerinden elde edilen prim gelirleri ile tazminat ödemeleri arasındaki dengesizlik nedeniyle portföyün verimli olmamasının gerekçe gösterilmesi gibi hallerin ''acentenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması'' kapsamında değerlendirilmesinin ve bu noktada acentenin tazminat hakkının düşmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı '' yönünde bildirildiğini, bu ilke kararı da dikkate alındığında davalı şirketin fesih sebebi olarak gösterilen hedeflerin tutturulmaması olarak gösterilmesinin feshin haksız ve hukuksuz olduğunu gösterdiğini, feshin haksız olması dolayısıyla müvekkilinin denkleştirme tazminatı istem hakkı doğduğunu, acenteliğin fesih öneline uyulmadan feshi ve davalıya hatırı sayılır sayıda sigortalı kazandırmış olması sebebiyle davacının denkleştirme tazminatı talep etme hakkı bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları sakı kalmak üzere şimdilik 10.000-TL denkleştirme tazminatının acenteliğin feshi tarihinden itibaren reeskont faizi davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiş, 27.11.2020 tarihli dilekçesi ile talebini arttırarak 128.191,19 TL'nin davalıdan faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı acenteye gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 04.10.2017 tarih ve ... yevmiye nolu “Fesih İhbarı” ile “11.07.2013 tarihli Acentelik Sözleşmesinin ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren geçecek 3 (üç) ayın sonunda feshedileceği”nin bildirildiğini, geçen 3 (üç) ay sonunda, davacıya gönderilen 09.01.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı azilname ile davacı/acentenin azledilerek acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının kendisine tebliğ edilen ve acentelik programı kanalı ile görüşe sunuları hedeflerine ilişkin bir itirazda bulunmadığını, müvekkilinin bir kısım hedefler belirlediğini, hedefler, “geçmiş yılda yapılan üretim miktarı, ülkenin içerisinde bulunduğu siyasi ve ekonomik konjoktür ile şirketin cari yıl hedefferi" göz önüne alınarak belirlendiğini, bu çerçevede davacı acenteye 08.05.2017 tarihli bir yazı gönderilerek, müvekkil şirketleri bir partneri ve temsilcisi sıfatı ile, “artak hedefin gerçekleştirilmesi” amacıyla hedefler verildiğini, bu hedeflerin acentenin kullanmış olduğu “acente programına” yüklenmiş ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesinin istendiğini, davacının bu hedeflere hiç bir şekilde itiraz etmediğini, davacının üretim hedeflerinin gerçekleşmesi konusunda hiçbir çaba göstermediğini, üretimini çalıştığı diğer şirketlere kaydırarak müvekkili davalı adına düzenlediği poliçeleri düzenli ve bilinçli bir şekilde azaltarak üretimin düşmesine neden olduğunu, davacının prim üretiminde sürekli olarak düşüş yaşandığını, davacı acenteyle yapılan görüşmeler ve yapılan periyodik ziyaretlerde bu konunun davacı acenteye sürekli ifade edildiğini, davacı aceritenin olması gereken çabayı göstermediğini, üretim sevliyesinde sürekli düşüş yaşandığını, 2017 yılında bir önceki yıla göre üretimin düşüş gösterdiğinin tespit edildiğini, bunun üzerine sözleşmenin 21.maddesine istinaden üç ay önceden bildirim yapılarak sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi nedeni ile davacı acentenin “denkleştirme tazminatı” alacağı talebinin bir dayanağı bulunmadığını, bu tazminatın şartlarının oluşmadığını, davacının bir an için haklı olduğu kabul edilse dahi tazminat hesabının yapılması aşamasında “poliçelerin geri dönüş oranı” ve “müvekkil şirketin tercih edilme oranı”nın dikkate alınması gerektiğini, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra fillen bir kazanç sağlayıp sağlamadığının yani “poliçelerin geri dönüş oranının” tespit edilmesi gerektiğini, davalının temerrüte düşmediğini, faiz talebinin yersiz olduğunu, faiz başlangıç tarihinin dava tarih olabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Yanların tüm delilleri toplandıktan sonra dosya iddia, savunma ve yanların tüm delilleri ile ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak temerrüt tarihi itibarıyla davacının davalıdan alacağı varsa saptanması için bilirkişiye verilmiştir.Bilirkişinin düzenlediği 05.03.2020 tarihli 7 sayfadan ibaret raporunda özetle; “Davacı talebinin Mahkemece benimsenmesi halinde, TTK. md. 122 ye göre Portföy Tazminatı miktarının 128.191,19-TL olarak hesaplandığı, ancak davacı talebi 10.000,00-TL olduğundan, Taleple Bağlılık ilkesi gereği bu tutarın bu safhada dikkate alınması gerektiği, fesih tarihinden dava tahine kadar 10.000.00-TL üzerinden işlemiş faiz tutarının ise 338.01 TL olarak hesaplandığı, davacının portföy tazminatı Talebinin kabulü ve/ fakat tazminat tutarının davalı yanın iddia ettiği üzere benimsenmesi seçeneğinde ve nihai takdir bu seçenek yönünden de sayın Mahkemeye ait olmak kaydı ile, sözleşme devam ederken davacı müşterisi olan şahıs veya kurumlar tarafından, taraflar arasındaki Sözleşmenin feshi sonrasında da davalı ana sigorta şirketi ... Sigorta bünyesinde poliçe yenileyenler yönünden, davalının elde ettiği net prim tutarının 7.072,40 TL olduğu, yine bu poliçeler doğrultusunda eğer sözleşme devam etse idi davacının bu primler üzerinden elde edeceği komisyon tutarının ise 1.052,74-TL olabileceğinin hesaplandığı yönündeki tespitleri“ ile raporlarını sunmuşlardır. Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen delil dosyası, davacı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere;Huzurdaki dava bir Alacak davası olup davacı, taraflar arasında akdedilen Acentelik Sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiası ile şimdilik 10,000,00.-TL'lik denkleştirme tazminatı ve bu tutara acenteliğin fesih tarihinden itibaren işlenecek reeskont faizi talebinde bulunmaktadır.Davalı ise, taraflar arasında belirlenen hedeflere davalı tarafından uyulmadığı, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin fesih ihbar süresine de uyularak taraflarınca feshedildiği, davacının iddiasının aksine sözleşmenin feshinin ardından taraflannm herhangi bir büyük menfaat sağlamadığı, bir an için davacı haklı olsa dahi davacının yalnızca fesih sonrası yenilenen poliçeler yönünden talepte bulunabileceği anlatımındadır.Taraflar arasında 11.07.2013 tarihli bir Acentelik Sözleşmesi akdedildiği görülmektedir. Sözleşmenin konusu: ... faaliyette bulunduğu ve vekaletname ile belirlene sigorta dallarında, acentenin yapacağı sigorta aracılık işlemlerini düzenlemek, şeklindedir.Davalı tarafından davacıya Beyoğlu .... Noterliğinin 04.10.2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile FESİH İhbarında bulunulduğu ve: "taraflar arasında akdedilen 11/07/2013 tarihli acentelik söyleşmesinin, işbu ihtarnamenin tarafımca tebliğ tarihinden itibaren gelecek 3 ayın sonunda feshedileceği” şeklinde ihtarda bulunuluğu görülmektedir. 3 aylık sürenin akabinde Beyoğlu .... Noterliğimin 09.01.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı AZİLNAME‘si ile davalı tarafından taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshedildiği anlatılmaktadır Taraflar arasındaki ticari ilişki süresince, davacı tarafından davalıdan kazanılan komisyon tutarlarının davacı defterlerindeki karşılığının belirlenmiştir. Buna göre davacı, davalıdan toplam (59.330,46 + 127.332,10 + 127.744,98 + 205.047,57 + 48.372,17 -) 567.827,28-TL komisyon kararlaştırılmıştır.Taraftar arasındaki acart ilişki süresince, davalı tarafından davacıya ödenen komisyon tutarları belirlenmiştir.Davacı yan, huzurdaki davada TTK madde 122’ye göre davalıdan portföy tazminatı talebinde bulunmuş olup, TTK madde 122 aynen aşağıdaki gibidir.Denkleştirme istemi MADDE 122- (1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve Somut olayın özellik ve şartlan değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa. acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.Tazminat acentenin son bes yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veva diöer ödemelerin ortalamasını asamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.Davacının, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme davacı tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz.TTK madde 122 ye göre son beş yıllık faaliyetin dikkate alınması gerektigi belirtilmiş olup, Acentelik Sözleşmesinin fesih tarihinden geriye dönük olarak davacının kazanmış olduğu komisyon tutan toplamı 576.860,35-TL'dir.

Davalı tarafça dosyaya sunulan verilerin daha kapsamlı ve daha detaylı olması sebebi ile yapılan hesaplamalarda davalı kayıtlan esas alınmıştır.Davacı şirketin portföy tazminatı talebinde bulunabileceğinin Sayın Mahkemece kabulü halinde; fesih tarihinden geriye donuk olarak davacı tarafça elde edilen net komisyon tutan 576.860,35-TL olduğundan, denkleştirme bedelinin üst sınırı olarak talep edilebilecek tutar (576.860,35.-TL / 54 AY * 12 = ) 128.191,19 TL olarak hesaplanmıştır.Davacı Asıl alacak yanında işlemiş faiz talebinde de bulunmuş olup, fesih tarihi olan 09.01.2018 tarihinden dava tarihi olan 22.01.2018 tarihine kadar yapılan faiz hesaplaması davacı talebinin kabulü halinde, davacının davalıdan talep edebileceği işlemiş faiz tutarı 338.01-TL olarak hesaplanmıştır.Taraflar tacir olduklarından ilişkilerinde faiz esas olup, önceden kararlaştırılmasa bile faiz istenebilir. Bir alacağa faiz istenebilmesi için, ödeneceği tarihin net olarak belli olması veya belli değilse alacaklı tarafından çekilerek bir ihtar veya ihbar ile borçlunun temerrüde düşürülmesi veya icra takibine başvurulması gerekir. Dosyamızda davalının temerrüdüne dair bir talebi yoktur. Bu nedenle temerrüt dava ile oluşmuştur. Zaten talepte bu yöndedir.Davacı vekili belirsiz alacak olan davasını 27.11.2020 tarihli dilekçesi ile 128.191,19 TL olarak ıslah ederek davalıya tebliğ ettirmiştir. Tüm bu nedenlerle asıl ve ıslahla açılan davanın kabulü ile 128.191,19 Tl nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. gerekçesiyle, davanın ıslah doğrultusunda kabulü ile 128.191,19 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı lehine hükmedilen ve bilirkişi raporu ile hesaplanan tazminat miktarının hatalı ve davacının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet verecek seviyede fahiş olduğunu, portföy tazminatının esasında bir tazminat olmadığını, klasik anlamda kusurlu davranıştan doğan bir malvarlığı zararının karşılanması olmadığını, amacın devam eden portföyden hakkaniyet ölçüsünde acentenin yararlandırılması olduğunu, ancak bilirkişi raporunda müvekkili nezdinde devam eden portföye bakılmaksızın, geriye yönelik üretim ve komisyon hesapları esas alınarak 128.191,19.-TL gibi bir tazminat bedeli belirlendiğini, mahkemenin, son 5 yıllık komisyon kazanç ortalaması ile belirlenen 128.191,19 TL'yi değil, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra müvekkili şirketin davalı acentenin portföyünden fiilen sağladığı kazanç miktarı olarak hesaplanan 1.052,74 TL'nin dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken 128.191,19 TL'nin ödenmesine karar vermesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda, sözleşme devam ederken davacı müşterisi olan şahıs veya kurumlar tarafından, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi sonrasında da davalı bünyesinde poliçe yenileyenler yönünden, davalının elde ettiği net prim tutarının 7.072,40 TL olduğu, yine bu poliçeler doğrultusunda eğer sözleşme devam etse idi davacının bu primler üzerinden elde edeceği komisyon tutarının ise 1.052,74-TL olabileceğinin hesaplandığını, Yargıtay Kararlarında da belirtildiği üzere acente, kendi çalışması ile müşterilerini önemli ölçüde arttırmış, temsil ettiği kuruluş veya onun halefi bu müşterilerle yapılan sözleşmelerden, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra da fiilen kazanç sağlamışsa, acente hakkaniyet ölçüsünde tazminat isteme hakkına haiz olacağını, portföy tazminatının talep edilebilmesi için sözleşmenin feshinden sonra müvekkil şirketin acentenin portföyünden ne şekilde ve ne ölçüde yararlandığının araştırılması ve davalı sigorta şirketinin önemli menfaatler elde ettiğinin ispat yükünün davacı acentede olduğunu, Yargıtay 11.HD'nin 10.05.2017 tarih ve 2016/2170 E.-2017/2780 K sayılı kararının bu yönde olduğunu, "denkleştirme tazminatı" hesaplaması esnasında hangi hususlara dikkat edilmesi gerektiği konusu ile ilgili Yargıtay 11.HD'nin 09.03.2015 tarih ve 2014/16850 E.-2015/3124 Karar sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini, gerek Yasada gerekse de Yargıtay kararlarında sadece sözleşmenin haksız nedenle feshedilmiş olmasınının, portföy tazminatına hükmetmek bakımından tek başına yeterli görülmediğini,

TTK'nın 122. maddesinin 1. fıkrasında ya da Sigortacılık Kanunu'nun 23. maddesinin 16. fıkrasında belirtildiği üzere "önemli menfaat" ve "hakkaniyetin gerektirmesi" hususlarının da somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılması gerektiğini, bu nedenle bilirkişi raporu ile belirlenen 1.052,74.-TL bedelin "portföy tazminatı" olarak kabul edilmesini, bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının değerlendirilmeksizin eksik inceleme ile verilen kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, Sigortacılık Kanunun 23. maddesinin 16. bendinde portföy tazminatı talep edilebilmesinin sigorta şirketinin sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi şartına bağlandığını, davalının, davacı acentenin portföyünden elde ettiği önemli hiçbir menfaati olmadığı gibi bu yönde bir girişimi de bulunmadığını, acentelik sözleşmesinin devam ettiği süre içerisinde davalı nezdinde poliçe yaptıran müşterilerin büyük bir çoğunluğunun acentelik sözleşmenin sona ermesi ile birlikte acenteyi takip ettiğini, bu nedenle acentenin sözleşme sonrası müşterilerini kaybettiği ya da davalının, davacı tarafın müşterilerden menfaat elde ettiğine dair iddialarının hiçbir dayanağı bulunmadığını, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra devam eden müşterilerin sayısı göz önünde bulundurulduğunda, bu müşterilerin ... markasını tercih edebileceği ve ayrıca bu denli düşük oranda bir müşteri kaybının portföy kaybı şeklinde değerlendirilemeyeceği ve bu durumun ticari hayatın bir gerçeği olduğunun göz önünde bulundurulması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı olarak portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile arasındaki 11.07.2013 tarihli acentelik sözleşmesinin 09.01.2018 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek, denkleştirme tazminatı talebinde bulunmuş ve bu talebini yasal süresi içinde belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürmüştür. Davalı ise, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin yasa ve sözleşmeye uygun şekilde süre verilerek ve haklı şekilde feshedildiğini, TTK'nın 122.maddesi ve Sigortacılık Kanunun 23.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluşmadığını savunmuş, mahkemece, denkleştirme tazminatı alacağı şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince davacının alacağının belirlenmesi için alınan 05.03.2020 tarihli raporunda; davacının son beş yıllık faaliyetine ilişkin olarak her yıl için komisyon alacağı tespit edilerek bunların toplamı olan 128.191,19-TL'nin TTK'nın122.maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilebileceği belirtilmiş, ayrıca, sözleşme devam ederken davacı müşterisi olan şahıs veya kurumlar tarafından, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi sonrasında da davalı sigorta şirketi bünyesinde poliçe yenileyenler yönünden, davalının elde ettiği net prim tutarının 7.072,40 TL olduğu, yine bu poliçeler doğrultusunda eğer sözleşme devam etse idi davacının bu primler üzerinden elde edeceği komisyon tutarının ise 1.052,74-TL olabileceği kanaati bildirilmiştir. Bu rapora yönelik davalı vekilince itiraz edilmiş, ancak mahkemece itirazları karşılayan ek rapor alınmadığı gibi mahkeme gerekçesinde de bu itirazlara yönelik değerlendirme yapılmamış, bilirkişi raporu aynen tekrar edilerek davacının son beş yıllık faaliyetine ilişkin olarak her yıl için komisyon alacağı tespit edilerek bunların toplamının ortalaması olan 128.191,19-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Oysa denkleştirme alacağının üst sınırını oluşturan bu rakamın davacının talep edebileceği tazminat olarak belirlenip hükmün bu rapor üzerinden kurulması, davalının, acentenin faaliyetleri nedeniyle ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarının tartışılmaması doğru olmamıştır. Şöyle ki;Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir; 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle somut olayda bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmesi gerekmektedir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır; Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır. Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır ve acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır'' Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece sözleşmenin sürdüğü döneme ilişkin acentenin her yıl aldığı net komisyon gelirinin ortalaması alınarak bunun talep edilebilecek bir tazminat olduğu belirtilmiş ve sonuca gidilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme hüküm vermeye elverişli olmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan ve portföy tazminatı alacağına ilişkin yeterli değerlendirme ve araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Davalı tarfından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 24.01.2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog