7. Ceza Dairesi
7. Ceza Dairesi 2021/30449 E. , 2023/8538 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. GEREKÇE 5271 sayılı
Kanun'un 260 ıncı maddesi gereğince, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için yasa yollarının açık olduğu gözetilip, şikâyetçinin suçtan zarar görme olasılığına göre kurulan hükmü temyize hakkı bulunduğu kabul edilerek şikâyetçi vekilinin temyizi üzerine yapılan incelemede;
20.12.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu'nun (5941 sayılı Kanun) 9 uncu maddesi ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun (3167 sayılı Kanun) yürürlükten kaldırılmıştır. Suç tarihi itibarıyla 3167 sayılı Kanun'a muhalefet suçunu oluşturan eylem, 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde de yine suç olarak düzenlenmiştir. Ancak, 03.02.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6273 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ile iddianameye konu eylemin yaptırımı çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma kabahatine dönüştürülmüştür. Daha sonra, 09.08.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde yapılan değişiklik ile eylem yeniden suç olarak düzenlenmiş ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 7 nci maddesi uyarınca, daha sonra yürürlüğe giren kanun ile eylemin suç olmaktan çıkartılıp kabahate dönüştürülmesi nedeniyle, sanığın hukukî durumunun da sanığın lehine olan 6273 sayılı Kanun ile değişik 5941 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kabahatler açısından soruşturma zamanaşımı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun (5326 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenmekle birlikte, anılan maddede soruşturma zamanaşımı, kabahat için öngörülen idari para cezasının miktarına göre belirlenmekte, yaptırım olarak hiç idari para cezası öngörülmeyen kabahatler açısından soruşturma zamanaşımına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir. Gerek suçlar yönünden 5237 sayılı Kanun'da, gerekse kabahatler yönünden 5326 sayılı Kanun'da zamanaşımı müessesesi düzenlenmekte olup, sırf yaptırım olarak idari para cezası öngörülmemesi nedeniyle bu kabahatin zamanaşımına tabi olmadığı da kabul edilemeyeceğinden, ortada bir hukukî boşluk bulunduğu anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Kanun'da da zamanaşımı sürelerinin suç için öngörülen yaptırımlara göre belirlendiği cihetle, 5326 sayılı Kanun'da ya da 5237 sayılı Kanun'da, doğrudan kıyas veya yorum yoluyla uygulanacak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bilindiği üzere ceza yargılamasının en temel ilkelerinden birisi de sanık lehine yorum ilkesidir. Bu çerçevede, yaptırımı yalnızca çek keşide etme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma olan karşılıksız çek keşide etme kabahati yönünden, soruşturma zamanaşımının, sanık lehine yorum ilkesi uyarınca, 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen, yaptırımı idari para cezası olan kabahatler için öngörülen en kısa zamanaşımı olan 3 yıllık sürenin esas alınması gerektiği kabul edilmelidir. 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme uyarınca soruşturma zamanaşımı kabahatin işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağından ve 5326 sayılı Kanun'da kabahatlerde zamanaşımının durması veya kesilmesi öngörülmediği gibi 5237 sayılı Kanun'a da herhangi bir atıfda bulunmadığından, kabahat tarihinde işlemeye başlayan 3 yıllık soruşturma zamanaşımı süresinin inceleme tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
II. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.02.2011 tarihli ve 2010/759 Esas, 2011/393 Karar sayılı kararına yönelik şikâyetçi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak, soruşturma zamanaşımı dolduğundan kabahatli hakkında İDARÎ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle, 11.10.2023 tarihinde karar verildi.