4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2013/4368 E. , 2013/10868 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Yardım (Uça) aleyhine 15/04/2011 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27/09/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının eski gelini olduğunu, oğlu ile davalının boşandıklarını, davalının boşanma davasının lehine sonuçlanması için asılsız suçlamalarda bulunduğunu, Bandırma 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/107 esas sayılı dava dosyasında kasten yaralama va hakaret suçlarından yargılandığını, beraat ettiğini, yapılan haksız şikayet nedeniyle manevi zarar gördüğünü ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise, şikayetin haksız olmadığını, bu olaylar nedeniyle mağdur olduğunu, yasal şikayet hakkını kullandığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davalının şikayeti nedeniyle davacının yargılandığı ve beraat ettiği, şikayetin haksız olduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır.
25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Bandırma 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/107-526 E-K sayılı dava dosyası incelendiğinde; davalının katılan olduğu, davacının sanık olduğu, davacı hakkında kasten yaralama ve hakaret suçundan dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davalının beraatine karar verildiği, dava dosyasında aynı zamanda davalının aynı tarihte meydana gelen olaylarla ilgili olarak davalının boşandığı eşi, eşinin babası, eşinin teyzesi, eşinin teyzesinin oğlu hakkında da hakaret ve yaralama suçlarından dava acıldığı, dava dışı Halime, Sabri ve Ergin'in yaralama suçları sabit görülerek cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın 13/05/2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davalının davacının eski gelini olduğu, taraflar arasında boşanma sürecinde husumet oluştuğu, davacının da olay yerinde bulunduğu sırada davacının eşinin, kardeşinin ve yeğeninin davalıyı yaraladıkları, bu olaylar üzerine davalının şikayet hakkını kullandığı, sırf davacıyı zararlandırma kastının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece, şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının yasal şikayet hakkını kullandığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.