20. Hukuk Dairesi
- Mahkeme
- İZMİR Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/307
- Karar No
- 2024/22
- Karar Tarihi
- 11.01.2024
- Dava Türü
- Hukuk
- Hukuk Alanı
- Ticaret Hukuku
- Karar Sonucu
- KALDIRILMASINA
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/307
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/12/2013 (Dava) - 25/11/2020 (Karar)
NUMARASI: 2014/823 Esas - 2020/734 Karar
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/11/2020 tarihli 2014/823 Esas ve 2020/734 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin ortağı bulunduğu ... AŞ 2010 yılına ait genel kurulun müvekkillere bilgi verilmeden yapıldığını, müvekkili şirketin büyük ortağı olduğu halde yine müvekkili ... adına yetkisiz kişilerce genel kurulda adlarına hileli bir şekilde oy kullanıldığı, bu genel kurulda davalıların şirketi münferiden temsile ve imzaya yetkili kılındığını, iş bu durumun öğrenilmesi ile Konya 3. Noterliği'nin 02/02/2010 tarihli ihtarı ile usule aykırılıklar ile ilgili suç duyurusunda bulunulacağının davalılara bildirildiğini, İzmir C. Başsavcılığı'nın 2011/3917 ve 2010/8492 sayılı soruşturmaların başlatıldığını, genel kurulda yetkisiz temsillerle temsil edilen müvekkillerinin davalıların yönetim yetkisinin kaldırılarak olağan üstü genel kurul yapılmasına ilişkin açılan davanın İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/68 Esas sayılı dosyasında olağan üstü genel kurul talebinin öncelikle, yönetim kurulunun yapılması gerektiği, iş bu usule uyulmadan açılan davanın reddine karar verildiğini, müvekkili şirketin 22/01/2013 tarihinde yapılan genel kurulunda yönetim kuruluna müvekkilleri gerçek kişilerin seçildiğini, davalıların yönetimde bulunduğu dönem içerisinde şirketin sahibi olduğu rayiç değeri 35.000.000,00-TL olan otelin 08/012/2010 tarihinde muvazaalı olarak düşük bir bedel ile kiraya verildiğini, bu suretle şirketi zarar uğrattıkları, davalıların yapılan genel kurulda icra edilmediğini beyan ile davalı yöneticilerin verdikleri zararın tazmini ile müvekkillerin ortağı olduğu şirkete ödenmesi gereken fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 270.000,00-TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkillerin ortak oldukları ... Şirketine ödenmesine, karar verilmesini, belirsiz alacak davası olarak talep ve dava ettiği görülmüştür.
Davacı vekilinin 23/06/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, davalı ... yönünden dava dilekçesinde talep edilen 270.000,00-TL tazminat bedelini 1.207.102,00-TL arttırarak 1.477.102,00-TL ye çıkarılmasını ve davalıdan iş bu bedele dava tarihinden itibaren ticari faiz uygulanarak alınıp davacı şirkete verilmesini talep ettiği, ayrıca davalı ... yönünden harç ikmal edilmediği için iş bu davalı yönünden dosyanın HMK 150. madde gereğince işlemden kaldırılmasını talep ettiği görülmüştür.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın gerek 19/01/2010 tarihli, gerek 22/01/2013 tarihli genel kurul toplantılarının iptalini talep ve dava etme hakkının kanunen süre yönünden mevcut olmadığını, ayrıca dava dilekçesinde baştan aşağı müvekkil şirket denildiği halde davanın davacıların hissedarı olduğu şirketin mi yoksa kendilerinin mi olduğu hususunun açıklanması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde davanın hukuken izahı başlığı altında sıralamış olduğu maddelerin tamamıyla soyut iddiaları içerdiğini, açıklanan nedenlerle, öncelikle dava dilekçesinin davacısının belirsiz olması nedeniyle davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise karşı yanın hukuka aykırı taleplerinin ve davasının esas yönünden reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
Davalı ... vekili mahkemede alınan imzalı beyanında; her ne kadar davacı taraf müvekkili yönündeki davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesini talep etmiş ise de, davanın taraflarından takip edileceğini, yargılamaya devamla müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, ''....Davacıların davalı ... hakkındaki açmış oldukları davanın reddine, davacıların davalı ... aleyhine açtıkları davanın KABULÜ ile; 1.477.102,00-TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... 'ndan alınarak davacıların ortağı bulunduğu ... A.Ş ye verilmesine....'' şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince Davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, belirsiz alacak davasında, alacağın belirlenmesine rağmen harcın ikmal edilmemesi halinde davanın HMK. M. 150 gereğince dosyanın işlemden kaldırılması gerektiğini, dolayısıyla işbu dosyanın ... yönünden HMK m.150 uyarınca işlemden kaldırılması gerektiğini, işbu davanın ... yönünden HMK m. 150 gereğince işlemden kaldırılması halinde AAÜT m. 7 gereğince maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, HMK. madde 107 gereğince dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden karar verilmesi gerektiğini, aleyhine harç ikmali yapılmayan davalı ... hakkında, vekâlet ücretinin harç ikmalinden sonraki bedel üzerinden hesaplanarak aleyhlerine 84.498,57- TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, harç ikmali yapılmayan dava değeri olan 270.000,00-TL üzerinden vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, davanın davalı ... için husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, gerekçeli karar da davalı ... hakkında red kararına ilişkin gerekçe bulunmadığını,davalı ... yönünden davanın esastan mı husumetten mi reddedilmiş olduğunun belli olmadığını, TTK gereğince Yönetim Kurulu üyesi olan davalı ... ’nun, şirketin zararına olan işlemleri yapmasa bile denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davalı ... 'nun şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalı ... 'nun denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davalı ... ’in şirketi zarara uğrattığı kabul edilmiş olduğundan, davalının ... ’ın denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiğinin de ortaya çıktığını, her ne kadar davalı ... yönünden harç ikmali yapılmamışsa da, davalı ...’ın yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle sorumluluğunun devam ettiğini, bu sebeple Davalı ... yönünden de davanın dava dilekçesinde belirtilen miktar üzerinden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/823 E – 2020/734 K. sayılı “Davacıların davalı ... hakkındaki açmış oldukları davanın reddine” ve “Avukatlık asgari ücret tarifesinin 5/2. Maddesine hesap edilen 84.498,57-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... ’na verilmesine” kararlarının kaldırılarak “davanın tamamı yönünden kabulüne” mümkün olmadığı takdirde “Davalı ... yönünden HMK M.150 gereğince dosyanın işlemden kaldırılmasına ve Davalı ... yönünden maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi” kararı verilmesini, ücreti vekâlet ve muhakeme masraflarının davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İş bu dava dava şartı yerine getirilmeden açılmış bir dava olup dava şartı noksanlığından reddi gerektiğini, davanın şirket yöneticisinin şirket adına imzaladığı kira sözleşmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin olduğunu, davanın yetkili mahkemede açılmadığını, yetkili mahkemenin davaya konu kira sözleşmesine konu otelin ve davalının ikametgah adresi olan Bodrum Mahkemeleri olduğunu, zamanaşımı itirazları dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, işbu dava kötüniyetle açılmış olmakla birlikte aynı zamanda davanın zamanaşımına uğradığını,
TTK 309 uyarınca sorumluluk davalarında zamanaşımı süresinin olayın öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, dava konusu kira kontratının tarihinin 8.12.2010 olduğu ve davanın 2013 yılında açıldığını, davanın kötüniyetle ikame olunduğunun ortada olduğunu, kaldı ki davacı yanların bizzat dava dilekçelerindeki beyanlarından, şirketin ortağı olmalarından, beyanlarına göre otelin şirketin en büyük gelir kaynağı olduğunu bildirmelerinden dolayı otelin kiraya verildiğini yeni öğrendikleri yönündeki beyanlarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun aşikar olduğunu, davacı yan, dava dilekçesinin netice-i talep kısmında açıkça taleplerini belirttiği halde mahkemece dava dilekçesindeki taleplerin dışında bir karar verildiğini, taleple bağlılık ilkesi, Medenî Usul Hukuku’nda yer alan yargılamaya hâkim olan ilkelerden bir tanesi olup hâkimin, tarafların talepleriyle bağlı olduğunu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceğini ifade ettiğini, Mahkemece davacı vekilinin sunmuş olduğu 23/06/2020 tarihli dilekçe bir ıslah dilekçesi olmayıp harç ikmal dilekçesi olduğu halde kararda "Davacı vekilinin 23/06/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, davalı ... yönünden dava dilekçesinde talep edilen 270.000,00-TL tazminat bedelini 1.207.102,00-TL arttırarak 1.477.102,00-TL ye çıkarılmasını ve davalıdan iş bu bedele dava tarihinden itibaren ticari faiz uygulanarak alınıp davacı şirkete verilmesini talep ettiği, ayrıca davalı ... yönünden harç ikmal etmediği için iş bu davalı yönünden dosyanın HMK 150. Madde gereğince işlemden kaldırılmasını talep ettiği görülmüştür. " denilmek suretiyle hataya düşüldüğünü, davacı yana dava dilekçesinde kalem kalem talep ettiği hususları açıklattırmadan hüküm kurulma yönüne gidildiğini, bu hususun açık bir bozma nedeni olduğunu, mahkemece dosyada bulunan bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden, eksik ve hatalı, usule ve hukuka aykırı bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, hükme esas alınan Bilirkişi Raporunun dava dosyasına konu uyuşmazlığı çözmekten uzak, kabulü mümkün olmayan, hatalı ve eksik değerlendirmelerle daha önce alınan birbirinden farklı raporlardaki çelişkileri gidermekten uzak, dosya kapsamıyla uyuşmadığı için hüküm kurmaya elverişli olmayan bir rapor olduğunu, kararda bilirkişilerden açıkça "otelin kiralanmasının rayiç bedellere göre kiralanıp kiralanmadığı,"nın tespiti istenilmesine rağmen bilirkişi heyetinin bu konuda hiç bir araştırma yapmadan, Raporun 4. Sayfası 4-1 maddesinde açıkça yapılan hesaplamada emsal karşılaştırma yönteminin kullanılmadığı, maliyet yaklaşımı ve gelir yaklaşımı uygulanarak hesaplama yapıldığı ifade edilerek ara karara aykırı hayali ve farazi bir hesaplama yapıldığını bu nedenle iş bu bilirkişi raporunun kabulünün mümkün olmadığını, Bodrum gibi yüzlerce otelin bulunduğu, ülkemizin ve Dünya'nın en önemli turizm merkezinde bilirkişilerin emsal bulunmadığına yönelik tespitinin ise anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını, bilirkişilerce otelin 4 yıldızlı olduğu varsayımı ile gelir yaklaşım metoduna göre hesaplama yapıldığı belirtilse de dava konusu otelin 2010 yılında Turizm Bakanlığı tarafından bırakınız 4 veya 3 yıldızlı otel sayılması dahi kabul edilmediğini, yıldızsız olarak belediye ruhsatı ile belediye tarifesine göre faaliyet gösterdiğini, bu husus daha önceki beyan ve dilekçelerde belirtilmesine rağmen bilirkişilerce araştırılmamış olup hatalı olarak 4 yıldızlı otelmiş gibi hesaplama yapıldığını, Turizm Bakanlığı ve Belediyeye dava konusu otelin yıldız durumunun sorulmasını talep etmelerine rağmen davanın en önemli yerini oluşturan bu hususun mahkemece hukuka aykırı olarak dikkate alınmadığını, bilirkişilerce otelin yıllık ortalama doluluk oranı %70 olarak baz alınmışsa da bu durumun gerçekle ilgisi olmadığını, otelin ortalama olarak mayıs-haziran ve eylül-ekim aylarında %40 temmuz-ağustos aylarında ise %65 ortalama doluluk oranına sahip bir otel olduğunu, bilirkişilerin kar hesabı dava konusu otelin durumu, ekonomik gerçekler ve fiili durumla örtüşmediğini, otel kiracısının söz konusu 2010 ve sonrası dönemlerdeki mali kayıtları, vergi beyannamelerinin de bu durumun kanıtı olduğunu, bunu ispat etmesi bakımından kiracı şirketin 2010 yılı ve sonrası vergi beyannameleri ve bilançolarının getirtilip incelenmesini talep etmelerine rağmen bu hususun da dikkate alınmadığını, Belediye'den istenecek belgelerle bu durumun açıklığa kavuşturulacağını, nitekim işbu husus daha önceki bilirkişi raporlarına itiraz ve beyan dilekçelerimizde belirtilmiş olmasına rağmen; bilirkişiler tarafından değerlendirmeye alınmayarak ihmal edildiğini, örneğin lehe olan 04.10.2015 tarihli raporda emsal araştırması yapılmış ve buna bağlı olarak hakkaniyetli bir karar mütalaa verilmiş olduğunu, buna bağlı olarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, aksi kanaatte ise dosyaya sunulan bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilerek hüküm kurulması gerektiğini belirterek kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, bozulması, neticeten davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; anonim şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı zararın tazmini istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir.
1.Davalılar vekili cevap dilekçesini ıslah ederek yetki itirazında ve zamanaşımı definde bulunmuş ise de, Mahkemece18/02/2015 tarihli duruşmada "davalılar vekilinin Mahkememizin yetkisine yönelik itirazlarının ve zamanaşımı itirazları konusunun heyetçe incelemeye alınmasının," şeklinde karar verildiği ancak bu hususta ara karar verilmediği gibi davalının cevap dilekçesini ıslah ile yapmış olduğu yetki itirazının ve zamanaşımı definin gerekçeli kararda dahi değerlendirilmemiş olması hatalı olmuştur.
2.Dosya kapsamında hükme esas alınan rapor ile dosya kapsamında alınan diğer raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği; hükme esas alınan raporun somut uyuşmazlığın özelliğine uygun olmadığı, anlaşılır olmadığı, hüküm kurmaya yeterli olmadığı, raporda yapılan değerlendirmelerin isabetli olmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, hükme esas alınan 10/02/2020 tarihli bilirkişi raporunda talep edilen kira bedelinin tespiti için; gayrimenkulün gelir getiren bir mülk olması ve birebir özellikte ve yapıda emsal gayrimenkul verileri bulunmaması sebebiyle direkt olarak emsal karşılaştırma yöntemi kullanılmadığından bahisle belirlenen farklı değerlendirme yöntemi ile zararın tespiti yerinde olmadığı gibi, 01/12/2005 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin tarafların ortak oldukları dava dışı ... A.Ş.' yi temsilen davalı ... ile dava dışı ... Şti. arasında imzalanan 05/11/2010 tarihli kira sözleşmesinin karşılaştırılması sureti ile zararın belirlenmeye çalışıldığı diğer raporların da hükme esas alınacak yeterlilikte olmadığı açık olup, yapılması gereken dava konusu 05/11/2010 tarihli kira sözleşmesinin yapıldığı tarih itibarı ile turizm bölgesi olan ve çok sayıda otel bulunan Muğla ili, Bodrum ilçesinde dava konusu kiralanan otel ile aynı özelliklere sahip otellerin kiralama bedeli emsal alınarak, sözleşme tarihinde aynı ilçede bulunan diğer otellerin rayiç kiralama bedelinin esas alınarak karşılaştırılması sureti ile davalı ... tarafından imzalanan kira sözleşmesinin ortağı olduğu şirketin zarara uğramasına neden olup olmadığının tespiti gerektiği halde eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın kaldırılması gerekmiştir.
Bu durumda, mahkemece turizm sektör bilirkişisi, hesap bilirkişisi, şirketler hukuku alanında uzman bilirkişiden oluşacak yeni bir heyetten taraf beyan ve itirazları ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin değerlendirildiği, dosya kapsamında alınan raporların da incelenerek raporlar arasındaki çelişkilerin giderildiği hüküm kurmaya elverişli yeni bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde, hatalı değerlendirmeler içeren, içerik olarak yetersiz rapor ile eksik incelemeye dayalı hüküm kurulmuş olması hatalı olmuştur.
3.Kabule göre de; karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T.
13.Maddesinin (4) bendindeki " Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." şeklindeki düzenleme nazara alınmaksızın davalı ... yönünden açılan davanın tümden reddedilmiş olması nedeni ile davacı aleyhine yazılı olduğu şekilde hatalı olarak fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması hatalı olmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacılar vekili ve davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/11/2020 tarihli 2014/823 Esas ve 2020/734 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2.Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3.Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davacılar vekili ve davalı ... vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4.İSTİNAF AŞAMASINDA; davacı ... ve davalı ... tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),
5.İstinaf aşamasında davacılar ve davalı ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına,
6.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7.Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.11/01/2024