DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/1839 E. , 2023/225 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2020 tarih ve E:2016/58141, K:2020/5136 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/11/2020 tarih ve E:2016/58141, K:2020/5136 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği,
Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği, Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:
Davacı tarafından, kararın hukuka aykırı olduğu; makul sürede yargılanmadığı; adalete erişim ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; dava konusu cezanın özü ve içeriği itibarıyla yaşama hakkını, maddi ve manevi bütünlüğünü ihlal eden sonuçlar yarattığı; işlemle ebedi ve sivil bir ölüme mahkum edildiği, ceza mahkumiyetinden de ağır neticeler doğduğu, bu neticelerin bir kısmını ailesinin de yaşadığı; olağanüstü hal kararnamesiyle dava açma hakkının engellenemeyeceği; Devletin bu örgüt ile mücadele etmesi ancak bu mücadele üzerinden ayrımcılık yapılmaması gerektiği; hakkında somut bir iddia dile getirilmediği ve şahsileştirme yapılmadığı; idarenin iltisak ve irtibat sonuç ve değerlendirmesine nasıl ulaştığını hukuk dili ve kavramlarıyla ifade etmesi gerektiği; kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan hususların davalı idarece dile getirildiği; bağımsız ve tarafsız olma yükümlülüğünü ihlal ettiğine ya da örgüt hiyerarşisi içerisinde veya ideolojik bağlılıkla hareket ettiğini gösteren hiçbir emare ve karine olmadığı; Daire kararında sözü edilen Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dava konusuyla ilgisinin bulunmadığı; kendisiyle ilgili ByLock suçlaması söz konusu olmadığı halde bu konuda savunma yapılmış olmasını anlamlandıramadığı; olağanüstü halde dahi temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunulamayacağı ve hakkında bir mahkumiyet hükmü varmışçasına işlem yapılamayacağı; suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği ve masumiyet karinesinin çiğnenemeyeceği; terör örgütü üyeliğinin kendisi açısından suç üstü hallerinden sayılamayacağı, zira makamında gözaltına alındığı, bir yargı mensubu olarak adli koruma altında olduğu; olağanüstü halde, durumun gerektirdiği ölçüde ve milletlerarası yükümlülüklere ters düşmemek kaydıyla tedbirler alınabileceği; kendisinin gözaltına alınması ve aranmasına ilişkin hususların usuli gereklilikler ifa edilmeksizin gerçekleştirildiği; ailesiyle birlikte sosyal anlamda dışlandıkları; gözaltı ve tutuklama esnasında insan hakları ihlalleri yaşandığı; meslek hayatı boyunca yetkin bir hukukçu olma bilinç ve sorumluluğuyla hareket ettiği; delil ve iddialar şahsileştirilmediği için masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve suç ve ceza adaleti gibi temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiği; ceza yargılaması neticesinde beraat ettiği; dosyada tanık olarak dinlenen S.S.'nin ifadesinde aleyhine yorumlanabilecek hiçbir bulgunun olmadığı; Savcılığın aleyhe yorumladığı sınırlı sayıdaki ifadenin soyut, tutarsız ve dayanaksız olduğu; dönemin HSYK'sı tarafından himaye edilmediği, aksine hedef alınarak mağdur edildiği, talebine rağmen yetkisinin değiştirilmediği, tayininin geç yapılarak aile bütünlüğünün ihlal edildiği, kıdemine göre adalet komisyonu üyesi yapılmadığı; mesleki ve vicdani sorumluluk anlayışıyla meslek hayatını sürdürdüğü; maddi gerçeğin ortaya çıkması ve objektif değerlendirme yapılabilmesi için üniversitede ev ve okul arkadaşları olan yargı mensuplarının dinlenmesi gerektiği; tanıkların aleyhe bir beyanının bulunmadığı; kimi tanıkların beyanlarının muteber olmadığının ve hükme esas alınamayacağının yargılama neticesinde karara bağlandığı; örgüt üyesi bazı yargı mensuplarına tanınan imtiyazlardan faydalanmadığı; aleyhe dinlenen tanıkların işlemden sonra dinlendiği ve işlem tarihinde bu delillerin mevcut olmadığı; soyut tanık beyanları dışında başka bir delil de gösterilmediği; işleme dayanak gösterilen beyanların soyut, dayanaksız ve maddi gerçeklikten uzak olduğu belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b)Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine yönelik ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiği görülmüştür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.
Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 16/11/2020 tarih ve E:2016/58141, K:2020/5136 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 13/02/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.