Esas No
E. 2024/121
Karar No
K. 2024/212
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku
Aramaya Dön
İSTANBUL BÖLGE ADLIYE MAHKEMESI

13. Hukuk Dairesi

E. 2024/121 K. 2024/212 T.
Karar Sonucu REDDİNE
Resmî Atıf İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/121, K. 2024/212, T. 08.02.2024
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
13. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/121
Karar No
2024/212
Karar Tarihi
08.02.2024
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku
Karar Sonucu
REDDİNE
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/121

KARAR NO: 2024/212

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 10/10/2023

DOSYA NUMARASI : 2023/181 Esas - 2023/689 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 08/02/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili sunduğu dava dilekçesi ile; davalı ile müvekkilleri arasında satın aldığı ürünlere ilişkin olarak müvekkil şirket tarafından irsaliye faturaları düzenlendiğini, davalının dava konusu irsaliyeli fatura alacağına konu borçlarını müvekkil şirkete zamanında ödemediğini, müvekkilinin söz konusu alacaklarının tahsil edilmesi için iyi niyetli bir şekilde makul bir süre beklemesine karşın davalı tarafın bu iyi niyeti suistimal ettiğini, ürünlerin tarafına sevk edildiğini, ancak fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle İstanbul ... İcra Dairesinin ... E sayılı icra dosyası üzerinden alacağın tahsilinin sağlanabilmesi için davalıya karşı ilamsız icra takibi başlattığını, ancak takibe davalı tarafından hukuki mesnetten yoksun bir şekilde itiraz edildiği ve takibin haksız bir şekilde durdurulduğunu belirterek taraflar arasında yazılı olmayan bir sözleşme ilişkisinin mevcut olup davalının borca itirazının haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek itirazın iptaline ve icra takibinin devamına, davalının %20'den az olmamak üzere ile icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesinde; dava konusu alacakları için zamanaşımı def'i itirazında bulunarak alacak kalemlerinin zamanaşımına uğradığını, icra takibine konu faturalar müvekkil tarafından ödendiğini, davacı tarafça başlatılan icra takibine konu faturalara bedelleri müvekkile ait banka hesabından ödendiğini, asıl alacak ödenmesine rağmen haksız şekilde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas müdürlüğünden icra takibi başlatıldığını, faturaların niteliğinin alınan bir mal veya hizmet karşılığı düzenlenen belgeler olduğunu, fakat faturaların kendi başına bir alacağa delil olamayacağını, gerçek bir alışverişten ve bu alışverişin neticesi itibariyle bir para borcundan bahsedilebilir olması gerektiğini, bu durumun araştırılması gerektiğini, davacı tarafından icra takibine işletiline faiz oranının hatalı olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, lehlerine icra inkar tazminatı hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın öncelikle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddine, davacının açmış olduğu bu haksız ve mesnetsiz davadan ötürü %20 den az olmamak koşuluyla lehimize kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 10/10/2023 tarih ve 2023/181 Esas - 2023/689 Karar sayılı kararı ile; " Dava, davalının davacıdan satın aldığı malların faturasına dayalı olarak alacağın tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı verilmesi istemine ilişkindir. Davaya konu edilen İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası dosyamız arasına alınmış, yapılan incelemesinde; davacı tarafından dosyamız davalısı aleyhine 74.121,54 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, davalı tarafından icra takibine 03/01/2023 tarihinde borcun tamamına, ödeme emrine, işlemiş ve işletilmesi talep edilen faize ve faiz oranlarına, takibe, borcun tamamına, zamanaşımına ve diğer tüm fer’ilerine itiraz ettikleri ve icra takibinin durduğu anlaşılmıştır.

Mahkememiz dosyası Mali Müşavir Bilirkişi ... verilerek; taraf defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak, taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, takibe konu faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olup olmadığı, fatura konusu mal tesliminin yapılıp yapılmadığı, faturalara kohu lay tesliminin yapılıp yapılmadığı, faturalara süresinde itirazın olup olmadığı, takip tarihi itibariyle taraf defterlerine göre davacının davalıdan alacağının olup olmadığı, var ise miktarına, dair rapor düzenlemesinin istenildiği, bilirkişi mahkememize sunduğu 18/08/2023 tarihli raporunda; Tarafların 2021-2022 yılları ticari defterleri incelendiğini, taraflar defterlerinin TTK 64.maddesi ve 213 sayılı VUK 221. maddesine göre sürelerinde usulüne uygun tasdik ettirildiği ve kendi lehine delil vasfı taşıdığını, taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğunu, davacı tarafından davalı adına düzenlenen dava konusu faturanın her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğunu, fatura konusu mal ve hizmetin tesliminin yapıldığıhı davalı tarafından davaya konu edilen faturalara itirazının olmadığını, takip tarihi itibariyle taraf defter ve belgelerine göre davacının, davalıdan 64.141,67 TL asıl alacak olmak üzere toplamda 74.121,54 TL alacaklı olduğu yönünde rapor düzenlemiş olduğu görülmüştür. Alacağa ilişkin takip ve dava zamanaşımı süresi içerisinde yapıldığından bu yöndeki itirazın reddine karar verilmiştir.

Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendiğinde, Davanın icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu, davacının davalıya mal teslim ettiği, karşılığında 2021-2022 tarihleri arasında toplam 74.121,54 TL'lik fatura bedellerinin ödenmediğinden bahisle İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyasında fatura bedellerinin işlemiş faizi ile birlikte tahsili bakımından davalı aleyhinde icra takibine geçtiği, davacı ve davalı taraf ticari defterleri üzerinde bilirkişi vasıtası ile inceleme yaptırılmış, her iki taraf ticari kayıtlarının usul ve yasa hükümlerine uygun tutulup tasdik edildiği, takibe dayanak fatura alacaklarının her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, tarafların defter kayıtlarına göre, davacının 2021 yılından 2022 yılına davalıdan 21.684,66 TL alacak bakiyesi devri ile geldiği 2022 yılının sonu itibari ile de bu tutarın 64.141,68 TL olduğu ve tarafların kayıtlarının birbirleri ile uyumlu olduğu, fatura konusu mal ve hizmetin tesliminin yapıldığı, faturalara itirazın bulunmadığı tespit ve rapor edilmiş, davacının takip ve dava konusu alacak talebinin dayanağı faturanın davacı ve davalı taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, dolayısı ile fatura konusu mal ve hizmet tesliminin yapılmış olduğu, ticari defterlere kaydedilmiş olan bu fatura borcunun ödendiğine dair davalı tarafça herhangi bir makbuz yada dekont sunulmadığı, davacı tarafın usul ve yasa hükümlerine uygun tutulup tasdik ettirilmekle tarafı lehine delil vasfı taşıyan ticari kayıtlarına göre icra takip tarihi itibariyle davalıdan 64.141,67TL alacaklı olduğu, takip öncesi davalının temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle faize ilişkin istemin reddine karar vermek gerektiği anlaşılmış olmakla davacının davasının kısmen kabulüne karar verilerek İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında takibe itirazın iptaline, takibin 64.141,67 TL alacak üzerinden devamına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçeleri ile; " 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı takip dosyasında takibe itirazın iptaline, takibin 64.141,67 TL alacak üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren %15,75 oranı geçmemek üzere değişen oranda avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacak miktarı üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme’nin 2023/181 E. sayılı dosyasında verilen 2023/689 Karar sayılı ve 13/10/2023 tarihli kararın (“Gerekçeli Karar”) kendilerine 29.11.2023 tarihinde tebliğ edildiğini, söz konusu gerekçeli kararda davanın kısmen kabul edilmiş olup davanın reddedilen kısmına ilişkin olarak yerel mahkeme tarafından - Takip öncesi davalının temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle faize ilişkin istemin reddine karar vermek gerektiğinin ifade edildiğini, Yerel Mahkeme tarafından yapılan söz konusu değerlendirme ve bu değerlendirmenin sonucunda davanın kısmen reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olup karara karşı aleyhe olan kısım yönüyle istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğu doğduğunu, istinaf taleplerinin kararın tamamına karşı olmayıp, yalnızca davanın kısmen reddine yönelik olan bölümüne ilişkin olduğunu, bir başka deyişle, Gerekçeli Kararın kısmen istinaf yoluna taşınmakta olduğunu, şöyle ki; - Taraflar arasında ticari bir ilişkiden kaynaklanan satış sözleşmesi söz konusu olduğunu, işbu sebeple müvekkilin temerrüt için ayrıca bir ihtara gerek bulunmaksızın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 1530. maddesi doğrultusunda faiz talep etmeye hak kazandığını, Yerel Mahkeme tarafından verilen kararda, başlatılan icra takibi öncesinde Davalı tarafın temerrüde düşürülmemiş olması sebebiyle, hatalı bir şekilde faize ilişkin istemlerinin reddedildiğini, temerrüt hususunda TTK m. 1530’da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan (“TBK”) farklı bir düzenleme yoluna gidildiğini, söz konusu düzenlemenin; “Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer. Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır: a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda.” şeklinde olduğunu, söz konusu maddenin gerekçesinin ise şöyle açıklandığını; “Bu Maddenin ikinci ilâ ile yedinci fıkraları Avrupa Parlamentosu ile Konseyin 19 Haziran 2000 tarihli ve 2000/35/EC sayılı, geç ödemelerle mücadele yönergesini değiştiren ve 2011 yılında AB Gazetesinde yayımlanacak olan yönergesinin esasları çerçevesinde kaleme alınmıştır. Yönergenin kamu kurumlarının ödemeleriyle AB çerçevesinde şeffaflık sağlayan mekanizmaları hakkındaki hükümleri ve konumuzla doğrudan ilgili bulunmayan düzenlemeleri değişik metne yansıtılmamıştır. Hüküm üreticileri, KOBİ'leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri, şartları dayatma konumları güçlü ticari işletmeler, özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri karşısında korumaktadır. Pazarlık güçleri ile konumları aynı olmayan kişi ve işletmeler arasında sözleşme özgürlüğü ilkesinin geçerli olmayacağı modern hukukun kabul ettiği bir diğer ilkedir. Tüketicinin, sigortalının, işçinin, küçük pay sahibi ile yatırımcının ve rekabetin korunması alanlarında ikinci ilke geçerlidir. Üretici firmalar ile KOBİ'ler de söz konusu ilkenin kapsamındadır. Çoğunlukla finansal açıdan pek de güçlü olmayan üretici, KOBİ ve benzeri işletmelerin teslim ettikleri malların ve hizmetlerin bedellerini zamanında alarak ekonomik yapılarını güçlendirmelerine yardımcı olmak, pazar ekonomisine hâkim yeni bir yaklaşımdır. AT yönergesi ve değişikliği bu yaklaşımın somut örneğidir. Yönergenin giriş kısmında da belirtildiği gibi birçok büyük ve güçlü ticari işletme geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullanmaktadır. Ancak bu araç marketlere, süper marketlere, hiper marketlere ve benzeri güçlü ticari işletmelere mal ve hizmet verenleri çok güç durumda bırakmakta, finansal durumlarını sarsmakta, hatta iflasa da sürüklemektedir. Hüküm bu kötü uygulamanın önüne geçmek için öngörülmüştür.” TBK’nın temerrüde ilişkin düzenlemelerine kıyasla özel nitelikte bulunan ve ticari ilişkilerde uygulama alanı bulacak TTK’nın yukarıda anılan maddesinin uygulama alanı bulabilmesi için; - Ticari işletmeler arasında yapılmış olması, - Mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılmış olması, - Borcun kanundan veya sözleşmeden doğmuş olması gerekmekte olduğunu, Mal veya hizmet tedariki amacıyla yapılan hukuki işlemlerden doğan para borçlarına örnek olarak satış, kira ve eser sözleşmelerinde alıcının, kiracının veya iş sahibinin bedel borcu; acentelik, simsarlık ve komisyonculuk sözleşmelerinde komisyon bedeli; leasing sözleşmesinde leasing taksitlerinin gösterilebilmekte olduğunu, Sözleşmelerin TBK m. 12 gereği kural olarak şekil şartına bağlı olmayıp taraflar arasındaki icap- kabul beyanlarının sözleşme kabul edileceğini, somut durumda ise dava dilekçelerinin ekinde de yer verildiği üzere taraflar arasındaki mail yazışmaları icap- kabul şartlarının gerçekleştiğini ve taraflar arasında TTK m. 1530 bağlamında geçerli bir sözleşme kurulmuş olduğunu, Dosya kapsamında yer alan faturalar incelendiğinde satışı gerçekleştirilen ürünler bağlamında davalıya bir tedarik sağlanması durumunun söz konusu olduğunun açıkça görülmekte olduğunu, davalı tarafa düzenli olarak OM Muayene Eldiveni Pudrasız, Enjektör 2 ml Luer Lock, Enjektör 5 ml vb. ürün tedarikinin müvekkili tarafından sağlanmış olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki bağlamında ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesi sonucunda da işbu hususun ortaya konulduğunu, Buna göre somut durum incelendiğinde, TTK m.1530’da aranan şartlarının tamamının gerçekleşmiş olduğu ve bu sebeple söz konusu düzenlemenin somut duruma uygulanması gerektiğinin görülmekte olduğunu, dolayısıyla faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda müvekkilinin faiz alacağına hak kazanmış olacağını, işbu hususta karşı tarafın ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek bulunmadığını, ancak yerel mahkeme tarafından hatalı ve hukuka aykırı bir şekilde işbu kanun maddesinin somut duruma uygulanmadığını ve faiz taleplerinin davalı tarafın temerrüde düşürülmediği gerekçesi ile reddedildiğini, Yargıtay 23. HD. 2016/2860 E. 2016/2783 K. 02.05.2016 tarihli kararına göre; “01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 1530. maddesi gereğince davalının temerrüde düşürülmesi için önceki kanuni düzenlemelerdeki gibi mutlaka bir temerrüt ihtarının gönderilmesine gerek bulunmadığından temerrüdün gerçekleştiği, davalı tarafça yapılan ödemenin takip tarihinden sonra yapılması karşısında işlemiş faiz borcunun da bulunduğu, 6102 sayılı TTK'nın 1530/2. maddesinde yazılı şekilde dosya kapsamında sözleşmede öngörülmüş olan bir tarih veya ödeme süresi tayin edilmemiş ise de az yukarıda ifade edildiği üzere, faturalarla davalının temerrüde düşürülmüş bulunmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.” Benzer şekilde Yargıtay 11. HD. 2016/3422 E. 2017/2120 K. 13.04.2017 tarihli kararına göre; Ayrıca tarih itibariyle davada uygulanması mümkün olan 6102 s.

TTK'nın 1530 maddesinde de mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiştir. Bu itibarla taraflar arasındaki satım akdinde aynı anda ifa kuralının aksinin yani veresiye bir satımın kararlaştırıldığı iddia ve ispat edilmediğine göre, temerrüt tarihinin hesaplanmasında yukarıda belirtilen madde hükümleri değerlendirilerek sonucuna göre işlemiş temerrüt faizinin belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.” Yine benzer şekilde Yargıtay 15. HD. 2016/3758 E. 2018/351 K. 05.02.2018 tarihli kararına göre; “Özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. maddesindeki ticari hükümlerle yasaklanmış hükümler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları ile ilgili düzenlemenin, 2. ve 4. bentlerinin ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde uygulanması mümkün …” Yukarıda yer verilen kanun düzenlemesi ve işbu kanun düzenlemesinden hareketle Yargıtay tarafından verilen kararlar ortadayken Yerel Mahkeme tarafından faize yönelik taleplerinin reddinin tamamen hukuka aykırı olduğunu, mahkemece işbu hatalı kararın kaldırılmasını ve faize yönelik istemlerinin kabulünü talep ettiklerini, Yerel mahkemenin hukuka aykırı kararına istinaden talep edilebilecek mahkeme giderleri ve vekalet ücretine ilişkin tehir-i icra talebinde bulunulması gereği doğduğunu, Yerel mahkemece aleyhlerine hükmedilen tutarlar hakkında başlatılması muhtemel icra takibi hakkında tehir-i icra kararı alınması gerektiğini, yerel mahkemenin faiz istemlerine ilişkin kararının hukuka aykırı olup dosyanın gerekli özenle değerlendirilmemiş olduğunu, eksik incelemeye dayalı olarak açıkça hukuka aykırı değerlendirmelerde bulunulduğunu ve neticesinde de haksız bir hüküm ortaya çıktığını, bu sebeplerle mahkemece aleyhlerine hükmedilen yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin de bu aşamada hukuki bir temeli bulunmadığını, Açıklanan nedenlerle, somut durumda Yerel Mahkemece doğrudan davanın tamamının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, oysa yerel mahkeme tarafından hukuka aykırı ve eksik inceleme yapılarak hatalı bir karar verildiğini ve davanın kısmen kabul edildiğini, zira yerel mahkeme tarafından TTK m. 530' un açık bir şekilde göz ardı edildiğini ve hatalı bir şekilde somut olaya uygulanmış olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından gerekçenin detaylı bir şekilde açıklanmadığını, mahkeme tarafından faize ilişkin reddedilen miktarın belirtilmediğini, Yerel Mahkeme tarafından gerekçeli kararda reddedilen miktarın gösterilmediğini, gerekçesinin belirtilmediğini, doğrudan faize yönelik taleplerinin reddedildiğinin belirtildiğini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesinin “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmünü amir olduğunu,

HMK’nın 297. maddesinin; “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda gösterilmelidir.” şeklinde olduğunu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2000/829, K. 2000/1121, 08.03.2000 tarihli kararının; “Mahkemelerin saygınlığı kararlarının başta dava tarafları olmak üzere kamuoyunda kabul görmesine bağlıdır. Kararların gerekçeli olması, dava tarafları üzerinde, davaların gereği gibi incelendiği kanısını uyandırarak onları tatmin eder ve mahkemelerin tarafsızlığı konusunda güven duygusu yaratarak saygınlığını arttırır” Yukarıda mevzuat hükümleri ve Yargıtay kararı çerçevesinde davanın kısmen reddine ilişkin kararda mahkemece tüm değerlendirmelere ve gerekçelere yer verilmesi gerektiğinin açıkça görülmekte olduğunu, Ancak Yerel Mahkemenin kararı incelendiğinde yeterli düzeyde hiçbir değerlendirme yapılmadan ve gerekçe gösterilmeden; ne kadarlık bir miktarın reddedildiği dahi belirtilmeden davanın kısmen reddine karar verildiğinin açıkça görüleceğini, dolayısıyla söz konusu kararın usulen hatalı olup aynı zamanda müvekkilinin adil yargılanma hakkını zedelemekte olduğunu, Yukarıda detaylıca açıklanan sebepler doğrultusunda; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/181 E. sayılı dosyasında verilen 2023/689 Karar sayılı ve 13/10/2023 tarihli kararının aleyhe olan bölüm yönünden kısmen kaldırılmasını ve vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin bu aşamada talep edilebilmesi ihtimali karşısında tehir-i icra kararı verilmesini talep etme zorunluluğu hasıl olduğunu beyanla; Açıklanan sebeplerle ve re'sen takdir edilecek sair sebeplerle ve her türlü maddi ve manevi tazminat ve sair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; - İstinaf başvurularının kabulüne, - İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/181 E. sayılı dosyasında verilen 2023/689 Karar sayılı ve 13/10/2023 tarihli kararının aleyhlerine olan bölüm yönüyle kısmen kaldırılmasını, - Yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına ve tehir-i icra kararı verilmesini, - Yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava ve icra takibi dayanağı olan faturalara konu ürünlerin teslim edilmesine rağmen bakiye fatura bedellerinin ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptali ile asıl alacak yönünden takibin devamına, işlemiş faiz talebinin reddine, davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmiş, red edilen işlemiş faize ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı kanunun 41.maddesi ile değişik HMK'nın 341/2 madde hükmü uyarınca miktar ve değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen mal varlığına ilişkin davalar kesin olup, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2023 yılı için HMK'nın 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 17.830,00 TL olmuştur.

Davacı vekili tarafından istinafa konu edilen ve red edilen miktar 9.979,87 TL olduğundan, karar tarihi itibariyle 17.830,00-TL kesinlik sınırı altındaki ilk derece mahkemesi kararı da miktar itibariyle kesin niteliktedir. Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcının, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 440,85 TL (171,00 TL+269,85TL) harçtan mahsubu ile bakiye 13,25‬ TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/02/2024 tarihinde HMK'nın 341. 352/1. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

İlgili Mevzuat & Etiketler
REDDİNE İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Ticaret Hukuku 6100 sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 29906 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6102 sayılı TTK'nın 1530. maddesi gereğince davalının temerrüde düşürülmesi için önceki kanuni düzenlemelerdeki gibi mutlaka bir temerrüt ihtarının gönderilmesine gerek bulunmadığından temerrüdün gerçekleştiği, davalı tarafça yapılan ödemenin takip tarihinden sonra yapılması karşısında işlemiş faiz borcunun da bulunduğu, 6102 sayılı TTK'nın 1530/2. maddesinde yazılı şekilde dosya kapsamında sözleşmede öngörülmüş olan bir tarih veya ödeme süresi tayin edilmemiş ise de az yukarıda ifade edildiği üzere, faturalarla davalının temerrüde düşürülmüş bulunmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.” Benzer şekilde Yargıtay 11. HD. 2016/3422 E. 2017/2120 K. 13.04.2017 tarihli kararına göre; Ayrıca tarih itibariyle davada uygulanması mümkün olan 6102 s. TTK'nın 1530 maddesinde de mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiştir. Bu itibarla taraflar arasındaki satım akdinde aynı anda ifa kuralının aksinin yani veresiye bir satımın kararlaştırıldığı iddia ve ispat edilmediğine göre, temerrüt tarihinin hesaplanmasında yukarıda belirtilen madde hükümleri değerlendirilerek sonucuna göre işlemiş temerrüt faizinin belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.” Yine benzer şekilde Yargıtay 15. HD. 2016/3758 E. 2018/351 K. 05.02.2018 tarihli kararına göre; “Özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu VUK md.221 K6098 md.1530 K213 md.221 TTK md.64 TTK md.1530/2 TTK md.1530 K6102 md.1530 K6102 md.1530/2 K6100 md.352/1 HMK md.355 HMK md.297 K29906 md.41 HMK md.341 HMK md.341/2
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog