10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2013/3960 E. , 2013/23280 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No : 2012/331-2012/396 Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı kurum, 15.12.2005 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan masraflar nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tazminini talep etmiş olup; Mahkemece, kurum müfettişi tarafından verilen 19.12.2007 tarihli rapora göre 506 sayılı Yasanın 26. maddesinin tatbik edilmemesinin istenildiği, açıkça sigortalının kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından davalının kusurlu olduğuna dair delil sunulmadığı ve müfettiş raporunun aksi ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. 5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereğince, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Bilindiği üzere, anılan madde, kusura dayalı bir sorumluluk esasını getirmekte olup, davalı işverenin sorumlu tutulabilmesi için, hangi iş güvenliği mevzuatı kuralının ihlal edildiğinin ve buna göre kusurunun ağırlığının saptanması gerekmekte olup; Mahkemece, kusur raporu alınmaksızın karar verildiği anlaşılmaktadır.
Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir. Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olmuş hareketinin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir.
Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre, alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı, (=işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa, zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (=işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır. Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
Bu açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalı şirket ortağı, sigortalı ve olayın oluşunu görmediğini beyan eden çalışanın beyanına istinaden hazırlanan, işverenin koruyucu malzemeleri vermiş olduğunun beyan edilmesi nedeniyle kaza olayında kusurlu olup olmadığı yönünde bir tespit yapılamadığına yönelik görüş bildiren 19.04.2007 tarihli müfettiş raporunun, olayın oluş şekline göre, davalı işveren ve sigortalının kusur durumlarının yasal mevzuat çerçevesinde irdelememesi, yargısal denetime elverişli olmaması gözetildiğinde, hükme dayanak alınması yerinde değildir.
O halde yapılacak iş; 506 sayılı Kanunun 26., davaya konu iş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 4857 sayılı Kanunun 77. maddeleri ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü ve ayrıca kişisel koruyucu donanımların işyerinde kullanılması hakkında yönetmelik ile diğer yasal mevzuat kapsamında iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan yöntemince düzenlenecek bilirkişi raporu alınmalı, beyanlara göre kazanın meydana geldiği kafa kesme makinasında hangi önlemlerin alınması gerektiği, bunların işverence alınıp alınmadığı ve alınmış tedbirlere sigortalı ve diğer ilgililerin uyup uymadığı, işveren tarafından denetlenip denetlenmediği hususları ortaya konulmalı ve elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.