Danıştay 5. Daire Başkanlığı
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/8007 E. , 2021/2079 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın tesisinde ileri sürülen iddialar ile ilgili somut verilerin ve hukuki gerekçelerin belirtilmediği, hakkında soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verilmesinin Anayasa'ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Danıştay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğu, savunma hakkı tanınmadan karar verildiği, adil yargılanma hakkının gözetilmediği, AİHS'nin 6. ve 7. maddelerinin dikkate alınmadığı, Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca idarenin düzenleyici işlemlerle suç ve ceza yaratamayacağı, kıyas yoluyla cezalandırma yoluna gidilemeyeceği, işlendiği zaman yürürlükteki kanunlar tarafından suç sayılmayan bir fiil nedeniyle herhangi bir ceza verilemeyeceği, meslek hayatı boyunca FETÖ/PDY terör örgütü ile hiçbir bağlantısının bulunmadığı ileri sürülmüştür.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ...tarih ve ...sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır. Dava dilekçesinde, anılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin sadece bu kararın davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından, iptal isteminin bu kapsamda incelenmesi gerekli görülmüştür.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun dava konusu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu kararın savunması alınmadan verildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Öte yandan, davacının "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle yargılandığı davada ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:...; K:...sayılı kararı ile beraatine hükmedilmiş ise de, anılan davadaki hukuki incelemenin takibe konu "terör örgütü üyeliği" suçunun unsurlarıyla sınırlı olarak yapılması nedeniyle, bu yargılama neticesinde ulaşılan müspet sonucun davacının meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu işlemi hukuken dayanaksız hale getirmeyeceği açıktır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 17/06/2021 tarihinde, davacı ... ile vekili Av. ...ve davalı idare vekili Av. ...'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1.Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2.Davacıya İlişkin Süreç ...tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin ...tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının ceza yargılaması sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan kararın istinaf edilmeden 04/09/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. B) İLGİLİ MEVZUAT
1.Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2.AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.
Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.
Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.
Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibariyle aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ''Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak'' suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, somut olayda ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
a)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A., Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/01/2016 tarihli bilgi sahibi ifade tutanağında; "...KYK yurdunda kaldığım dönemde bir çok farklı eve sohbet amacıyla gittiğim oldu, gittiğim evlerde; şu an Hakim veya Savcı olan sınıf arkadaşım S. (Babası Balgat'ta lokanta işletir); yine sınıf arkadaşım olan Trabzon'un bir ilçesinde savcılık yapan ... (Memleketi İzmir'dir) isimli şahısları gördüm, bu ikisi ilk yıl cemaat evinde kaldılar, sonraki 3 yıl beraber eve çıktılar ancak hiç bir zaman bağlantılarını kopartmadılar, sohbetlere, yemeklere ve sene sonu kamplarına katıldılar, S. ve ...in haricinde bir de 1. Sınıfta cemaat evinde kaldığını bildiğim M.I. isimli şahıs vardı, M. ilk yılın sonunda cemaat evinden ayrıldı ve bekar evinde kaldı ancak M. da S. ve ... gibi hiç bir zaman bağlantısını koparmadı, sohbetlere ve yemeklere katıldı, sene sonu kamplarına katıldığını görmedim..." Aynı tanık Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/01/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben Pazarcık ilçesinde hakim olarak görev yapmakta iken 11 Ağustos 2016 tarihinde FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla tutuklandım. HSYK tarafından 2016 ekim ayında meslekten ihraç edildim. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına etkin pişmanlık kapsamında ifade verdim. Bu ifadelerimi aynen tekrar ederim. Halen Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturmam devam etmektedir. 2007 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım, 1. sınıfta devlet yurdunda kaldım.
2.sınıfta FETÖ/PDY evlerine cıktım, 2008 – 2011 yıllarında FETÖ/PDY evlerinde kaldım. Sanık ile fakülteden dönem arkadaşıyız. Sanık birinci sınıfta FETÖ/PDY evlerinde kalmıştır, bir süre bu evlerde kaldıktan sonra S.D. ve A.G. ile özel eve çıkmışlardır. Ev arkadaşı olan S.D.’da 1.sınıfta FETÖ/PDY evlerinde kalmıştır. Sanık özel evde kalırken okul bitene kadar FETÖ’nün dönem sonu ve yıl sonu okuma kamplarına, toplantılarına, yemeklerine, organizasyonlarına ve sohbetlerine katılmıştır. Sanık kendi özel evinde kalırken ben ve arkadaşlarım örgüte ait evde kalıyorduk, sanığı bu eve sohbet amaçlı çağırırdık, maklube yemeye davet ederdik. Sohbetlerde bölge abisi veya hukuk fakültesi abisi ... kod adlı ... gelirdi, sohbet verirdi, Kuran okurdu, Risale okurdu, Pırlanta diye tabir edilen Fetullah Gülen'in kitapları okunurdu. Sanık özel evde kaldığı dönemde de bu sohbetlere katılırdı. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sorumlu abisi olan ... kod adlı B.Z. sanığın evini sürekli takip eder ve evine ziyarete giderdi. Hatta ... kod adlı B.Z. sanığın kalmış olduğu bu evde sohbet verdiğini de söylemişti. 2011 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinin sorumlu abisi olan ... kod adlı B.Z. bana Ankara'dan mezun görüşmesi için ağabeylerin geleceğini ve sanığıda görüştürmemi söyledi. Normalde bu görüşmeye evlerde kalan kişiler katılırdı ancak sanıkta bunlarla görüşmüştür. 2011 yılında okulu bitirip FETÖ/PDY'ye ait Hakim Savcılara yönelik Ankaradaki çalışma evlerine gittim, burada sanık yoktu. Sanık ile en son 2011 yılı Haziran ayında mezuniyet töreninden birkaç gün önce görüştüm, bu görüşmemizde Ankara'dan gelen bir stajyer hakim bizleri toplayarak derslerin nasıl gittiğini, okulun nasıl gittiğini, sabıka kaydımızın olup olmadığını sormuştu. Bunları sormasındaki amaç Ankarada'ki Hakim Savcılık çalışma evlerine gelecek kişileri belirlemekti. Bu tarihten sonra sanıkla hiçbir görüşmem muhabbetim olmamıştır. Sanığın 2012 yılında Konyadaki FETÖ/PDY'ye ait Hakim Savcı çalışma evlerinde kalarak sınava hazırlandığını ve Savcı olduğunu duydum. Sanığı ben ... ismiyle tanıdım, FETÖ/PDY'nin içerisinde çok yer almadığı için kod adı kullanmadığını düşünüyorum. Sanık ile ilgili diyeceklerim bunlardır. Bu anlattıklarımın dışında sanıkla ilgili başkaca bir bilgim yoktur"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K. , Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...2011 yılında Hukuk Fakültesini bitirdim ve benim o tarihte M.S. isimli kişi beni aradı ve Konya'da açılacak cemaate ait bir kaç evde hakimlik sınavına hazırlanmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de zaruretten dolayı bu teklifi kabul ettim. Bu teklifi ben kabul ettim ve Konya ilinde bulunan ve cemaate ait olan sınavlara hazırlık evinde Y.K., M.K., O.G.G. soy ismini hatırlayamadığım ... isimli bir kişi ile sınavlara hazırlandık. Bu kişiler sonradan M. dışında hepsi hakimlik mesleğine geçtiler. Bu süreçte ise Y.K. meslekten ihraç edildi. Diğerleri ise halen meslektedirler..."
Aynı tanık İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/04/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Üniversite eğitimim bittikten sonra hatırladığım kadarıyla 2011 yılı ağustos ayında daha önceden tanımadığım M.S. (Konya Hukuk mezunu olduğunu bildiğim, ancak sonrasında irtibatı kestiğim için şuan nerde ve ne iş yapıyor olduğunu bilmediğim) isimli bir kişi beni aradı, okuldan şuan ismini hatırlayamadığım bir sınıf arkadaşımdan numaramı aldığını, Konya'da birkaç tane hakim savcılık sınavına hazırlık evi açacaklarını söyleyerek beni de davet etti. Son sınıftan yanında kaldığım teyzem A.K.'nın İzmir'e çocuklarının yanına gideceğinden dolayı köydeki evimizde abim, eşi, 3 çocuğu, anne ve babam hep birlikte yaşadıklarından, zaruretten dolayı bu teklifi kabul ettim. Ben bu eve kira ödedim. Bu evde kaldığım süre içerisinde M.S. ayda bir sefer eve geliyordu, hal hatır soruyor ve evin masrafları ile kirayı alıyordu. Bu evde benden başka Y., K. (İstanbul Adliyesinde hakimken Fetö/PDY soruşturmaları kapsamında tutuklu), M.K. (Halen îcra Müdürlüğü yaptığını düşündüğüm), O.G.G. (Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken soruşturmalar kapsamında ihraç edildi), ... (Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken soruşturmalar kapsamında ihraç edildi, benim hakkımdaki soruşturmalar kapsamında tahmin ettiğim ...in önce gizli tanık olarak beyanı alınmış sonrasında benden sonra ihraç edilerek şüpheli olmuştur) o dönemde benim bildiğim bu yapı ile irtibatlı bir ev daha vardı.."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben bu konuda daha önce ifade vermiştim varsa okunmasını isterim Doğrudur bu ifadem aynen geçerlidir ancak ilave edeceklerim var, ben bu ifadeye ek olarak daha ayrıntılı ve somut bir şekilde İstanbul C. Başsavcılığına ifade verdim, oradaki hususlar daha doğrudur, 2011 yılında Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Hakimlik sınavına köyümde hazırlanmayı düşünüyordum ancak sanırım Ağustos ayı gibi M.S. isimli bir şahıs telefonumu bir arkadaşımdan aldığını, Konya da Hakimlik-Savcılık sınavı için bazı arkadaşları davet ettiklerini, benimde kalıp kalmayacağımı sordu, bende köyümdeki imkanların elverişsiz olması nedeni ile kabul ettim, Eylül ayı ortaları gibi Konya da bu şahıs tarafından bir eve yerleştirildik, evde sınıf arkadaşlarım O.G., Y. ile gene Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1.öğretim mezunu M. ve ... ile tanıştık ve birlikte yaşamaya başladık, bu evde 3,5 ay süre ile Hakimlik Savcılık sınavına hazırlandık, lakin bu ev kamuoyundan ve basından Fetö davaları nedeni ile öğrendiğim genel geçer Fetö Cemaat evlerinden farklı idi, şöyle ki evde televizyon vardı, her daim izleyebiliyorduk istediğimiz zaman dışarı çıkabiliyorduk, cep telefonu kullanabiliyorduk, ben, O., M. ve Y. hemen hemen her gün birkaç saatliğine play station oynamaya dahi giderdik, evde sohbet adı verilen toplantılar yapılmazdı, M.S. isimli şahıs ortalama ayda 1 gün gelir, hal hatırımızı sorar, ev kirasını ve masraflarını bizden alır ve giderdi, ... ile önceye dayalı tanışıklığımız yoktu, bu evde tanıştık, kendisi ile kaldığımız bu 3,5 aylık süreçte hemen hemen her gün sabah saatlerinde evden çıkar, akşam saatlerinde 9-10 gibi yani 21:00-22:00 gibi eve gelir, günlük 2-3 saat ders çalışırdı, çünkü o tarihlerde ...' in sınıf arkadaşlarından okulu uzatmış kız arkadaşı vardı, onla buluşurdu, bu yüzden her iki hem adli hem idari Hakimlik sınavını kazanamadı, bu evden o sene yalnızca ben ve O.G. sınavı kazanmıştık, sonraki tarihlerde ... ile görüşmedim, Fetö-Cemaat ile herhangi bir bağlantısının olup olmadığını bilmiyorum, üniversite döneminde de cemaat fetö evlerinde kalıp kalmadığını bilmiyorum, ancak kamuoyundan ve Fetö davalarından öğrendiğim kadarı ile üniversite döneminde cemaat evlerinde kalmış olsa idi, yada fetö ile sıkı bir bağlantısı olsa idi yukarıda özelliklerini belirttiğim evden ziyade Ankara' da Hakimlik Savcılık sınavına hazırlık için ayarlanmış soruların dahi verildiğini kamuoyundan öğrendiğim evlere davet edilirdi diye düşünüyorum, anladığım kadarı ile bizim ilk kaldığımız yukarıda özelliklerini belirttiğim ev ya benim gibi daha önce Fetö-Cemaat ile herhangi bir ilişkisi olmayan yada cemaat evlerinde kalmış olsa bile göze giremeyen öğrencilerin davet edildiği kanaatindeyim, bilgim bundan ibarettir"
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan O.D., HSK Müfettişlerince düzenlenen 19/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "Ben 2012de fakülteden mezun olduktan sonraki 2012'in son döneminde açılan idari yargı hakimlik savcılık sınavına Konyada cemaatin hazırlamış olduğu evlerde hazırlandım... Ayını tam olarak hatırlamıyorum ancak 2012 yılının son döneminde açılan yanlış hatırlamıyorsam idari yargı hakimlik savcılık sınavı için Konyaya gittim. Konyada cemaatin ayarlamış olduğu evde çalışmaya başladık. Bu evde T.U., F.B., B.E., ... (…)ve … adlı hukuk fakültesi mezunu öğrenciler ile bizim Murtaza dediğimiz ancak adını bilmediğim şahıslarla beraber sınava hazırlandık. İlk idari yargı sınavı oldu. Akabinde de adli yargı sınavı oldu. Sınavı bildiğim kadarıyla ...(…), F. ve T. kazandı. Diğer kişiler kazanamadı.
F. Hatırladığım kadarıyla vergi müfettişi, ...'in de T.U.'dan duyduğum kadarıyla mülakatı geçtiğini öğrendim.O da hakimlik savcılık yapıyor..."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben Konya' da malum yapıya bağlı evlerde 2013 yılında Hakim - Savcılık sınavına hazırlanırken aynı evde kalmıştık. Üniversiteyken birinci sınıfta kaldığını biliyorum, kendisi söylemişti. Sınavdan sonra bir daha görüşmedik. Tanığa, talimat evrakına ekli soruşturma aşamasında alınan beyanı okundu çelişki nedeniyle soruldu: Daha önce de benzer ifade vermiştim. Olaydan çok uzun zaman geçtiği için karıştırıyor olabilirim. Zaten sadece bir buçuk ay gibi bir süre kalmıştık. Ekleyeceğim başkaca bir husus yoktur, olayla ilgili bilgim bundan ibarettir"
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.E., Uşak Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/07/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "2007 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Dersaneden Konya'da farklı bölümler kazanan isimlerini hatırlamadığım kişilerle Konya'ya gittik. Burada kayıt sırasında tanımadığım ancak şimdi düşündüğümde cemaat mensubu olduğunu anladığım kişiler bana ve diğerlerine yardım ediyorlardı. Benim yanımda ikamet belgem olmadığı için evrakım tamamlanamadı. Bu nedenle bir gece Konya'da yatmam gerekti. Beni Mehmet Ali Şengül diye hatırladığım yurda yönlendirdiler, burada bir gece ücretsiz kalmamı da sağladılar. Kaydımı yapıp Uşak'a geri döndüm. Okul başladıktan bir iki ay sonra bayram sonrası derslerime başladım. Önce beni yine karşıladılar, bir iki gün yurtta misafir olarak kaldım. Benim amacım devlet yurdu olan KYK.ya kayıt yaptırıp kalmaktı, ancak benim Uşak'a Uzem Dersanesinde hazırlandığımı bildikleri için eve yerleştirmeyi teklif ettiler, hatta bana senin dosyan çok güzel bir kaç yıl dersaneye zaten gitmişsin, gel burada kal dediler, bunun üzerine ben evde kalmaya karar verdim, zaten devlet yurdunda o sırada yer yoktu, ben Konya Bosnahersek Mahallesinde Başdere Apartmanı isimli bir apartmanın beşinci katındaki eve yerleştim. Burada önce bir ay kaldım, ilk dönem bitti Uşak'a döndüm. Daha sonra tekrar Konya'ya geldiğimde 15-20 gün kadar aynı evde kaldım. Ancak evin ve cemaatin sistemi bana ters geldiği için ayrıca çok fazla kural ve baskı uygulandığından dolayı eve çıkmaya karar verdim, önce KYK.ya kaydımı yaptırdım. Burada bir kaç hafta kaldım, ancak evdeki abiler bana eve dönmem konusunda baskı yapıyorlardı, bu sırada yine başka bir cemaat evinde kalan sınıf arkadaşım olan ...'ı bir gün görerek kendisiyle eve çıkmaya karar verdik, birlikte eve çıktık, bunun üzerine eve çıkarken ...in iyi tanıdığını söylediği S.D. da bize katıldı, ilk başta üçümüz Bosnahersek Mah. ...Sitesindeki bir eve çıktık. Burada 4. Sınıfın sonuna kadar üç yıl boyunca kaldık. Dördüncü sınıfın başında ... ta ev arkadaşı olarak bize katıldı. soruldu: benim gibi öğrencilerin kaldığı cemaat evlerine "ışık evi" tabirini kullanıyorlardı, genelde "ev" tabiri de kullanılırdı, bu evlerde beş-altı öğrenci kalırdı. Bunlar farklı farklı fakültelerden de olabilirlerdi. Her evin abi dediğimiz "ev imamı" vardı, ev imamı genel olarak kalanlardan iaşe dediğimiz aylık paraları toplardı, benim hatırladığıma göre evde kaldığım kısa süre içerisinde her öğrenciden aylık bir para toplanırdı. Bu paranın 1/3'ünün doğrudan "bölge abisi" denilen kişiye gittiği söylenirdi, kalan para ise evin ihtiyaçlarında ortak olarak harcanırdı, ben ilk başta istenen paranın nereye gideceğini sorduğum için bu şekilde izah ettiler. Ev imamı denilen kişiye abi olarak hitap edilirdi. Evin giriş çıkış kurallarını, evdeki kuralları abi belirlerdi. Genellikle sabah namazından sonra boş vakit olur daha sonra kahvaltı yapılır, okuluna gidenler gittikten sonra akşam eve dönülürdü. Genellikle 23:00.den sonra eve girilmeyeceğini bana söylemişlerdi. Evde vakitler vardı, ev nöbetleri vardı. Her gün bir nöbetçi kahvaltıyı ve akşam yemeğini yapar, bulaşık yıkardı. Haftada bir gün "büyük abiler" denilen kişiler gelip toplantı yaparlardı. Burada yine fetullah gülen CD.si izlenirdi. Büyük abi denilen kişiler öğrenci olabildiği gibi yurt ya da dersanedeki görevlilerden de olabilirdi. Bir keresinde hatırladığıma göre Sabah Dersanesinde öğretmen olduğunu söyleyen bir kişi büyük abi olarak kaldığım eve gelmişti. Fetullah Gülen'in kitaplarına "pırlanta" tabirini kullandıklarını ben duydum. Ev imamı haftalık olarak öğrenciler hakkında bir çetele tutardı. Bu çetelede okunulacak kitapların, izlenecek CD.lerin ve cevşenin haftada kaç sayfa okunduğunu, Kur'anın haftada kaç sayfa okunduğunu tespit ederlerdi. Ancak en fazla önem verdikleri husus pırlanta dedikleri fetullah gülen kitaplarının okunması hususuydu. Ev imamları evde tuttukları bu çeteleleri anladığıma göre "bölge abilerine" sunuyorlardı. Zira bir gün ev imamı bana çeteleler hiç iyi değil, bölge imamı bana bu konuda kızdı şeklinde konuşmuştu. Benim bildiğime göre 4-6 adet ev "bir bölge" olarak nitelendirilmekteydi. Bu evlerin her birinde bir imam bulunuyordu. Bölgede "lise mesulü", "ortaokul mesulü", "talebe mesulü" gibi makamlar bulunuyordu. Talebe mesulü tüm bölgeden sorumluydu, bize ev dışında üstte olan makamların kim olduğunu sordurmazlardı. Anlatmamak için özel uğraş gösterirlerdi. Bir de ilde bir "Konya abisinin" bulunduğundan bahsedilirdi. Bu kişinin ulvi bir kişi olduğunu, hatta doğrudan Fetullah Gülen ile görüştüğünü söylerlerdi. Bildiğim kadarıyla talebe abisinin yanında bundan ayrı olarak parasal konularda "maliye abisi" ya da "mali mesul" diye nitelendirdikleri bir makam daha vardı. Ben bu hususları abilerin ya da diğer öğrencilerin yaptıkları konuşmalardan ya da olaylar karşısındaki tavırlarından öğrenerek çıkarımlarda bulundum. Bu evlerde genellikle "soru sorma, itaat et, kurtul" mantığının uygulandığına ben şahit oldum, bu hususu bu cemaattekiler birbirlerine keyifle olması gereken olarak anlatıp söylerlerdi. Ancak ben evdeki bu tavır ve davranışlara çok fazla adapte olamadım. Evlerde saç tıraşının düzgün olması, ince bıyık bırakılması, kot pantolon yasağı gibi kurallar vardı, "efendi hazretlerine" benzeyin şeklinde telkinler yapılıyordu. Yine Hz. Muhammet yaşasa idi Fetullah Gülen gibi davranırdı, giyimi onun gibi olurdu şeklinde konuşuluyordu. Hatta Fetullah Gülen'in kasetlerindeki konuşmalarda sürekli hareket ediyor oluşunu dahi peygamber efendimizi gördüğü için bu şekilde davranıyor diye açıklarlard. Bu evlerde ve cemaatte bulunanların bazılarının "kod isimleri" vardı. Bana herhangi bir kod isim verilmedi. Ancak anladığıma göre bir kişi imam olursa rütbe gelirse kendisine kod isim takılıyordu. Herhangi bir kişiye öğrenci bağlanması ve sorumlu tutulması hali de bir rütbe sayılıyordu...Soruldu: ben yukarıda bahsettiğim üzere evde bir buçuk ay kadar kaldım. Daha sonra yine anlattığım üzere ..., S.D.ile gene Bosnahersek Mahallesi ... Sitesinde bir ev tuttuk, eşya temin ettik. Burada üç yıl kaldım. 2, 3 ve dördüncü sınıfları okuduk. Dördüncü sınıfta yanımıza A.G.K. da katıldı. Dördümüzde hukuk fakültesinde okuyorduk, ilerki safahatta ben serbest avukat oldum, ... 2011 yılında mezun oldu, o sene bir defa Hakimlik sınavına girdi, ancak kazanamadı, yakın zamanda tekrar sınav açıldı, daha sonra Hakim adayı oldu, şuanda Trabzon Savcısı olduğunu biliyorum, S.D. ise benden bir sene sonra 2013 yılında mezun oldu, Hakimlik sınavlarına girdi, ancak önce kazanamadı, yakın zamanda yanlış bilmiyorsam 2015 yada 2016 yılında Hakimlik sınavını kazandı, şuanda Sungurlu'da hakim/savcılık stajında olduğunu biliyorum. A.G.K. ise Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra maliyede müfettiş oldu, vergi müfettişi olup olmadığını tam bilemiyorum...Ancak S.D.'ı ben eve çıktıktan sonra tanıdım. Dört sene boyunca beraber yaşadık, o da benim gibi cemaat evi ile tanışmıştı, ancak uyum sağlamadığı için kendi isteğiyle eve çıkmış idi, kendisinin cemaat ile bir bağlantısının olduğunu düşünmüyorum, olsa idi dört yıllık ev arkadaşlığından ve sonraki yaşantımızdan bu durumu anlardım. Yine ... da ilk sene cemaat evi ile temasta bulunmuş ise de o da uyum sağlamadığı için bizimle eve çıkmıştı, üç sene boyunca beraber kaldık. Halen de kendisiyle görüşürüm, ailesini iyi tanırım. Kendisinin ve ailesinin cemaat ile ilgi ve alakası olduğunu bu güne kadar görmedim. Cemaat üyesi olduğunu da düşünmüyorum. A.G.K. ise hiçbir dönem cemaatle teması olmayan cemaat evinde kalmamış birisidir. Öğrenciliğimizden bu yana irtibatımız kesilmemiştir, kendisinin cemaat mensubu olduğunu düşündürecek hiçbir davranışını ve yaşantısını görmedim, ancak yukarıda bahsettiğim İ.P. askeri hakim olmuş olup bizimle bağlantısını tamamen kestiği için kendisinin cemaate mensup olarak düşünüyorum..."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde;"... isimli şahıs ile Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken tanıştım. ... ile birinci sınıfın sonunda herhangi bir cemaat veya örgütle ilgisi olmayan kendi tuttuğumuz eve çıktım, yanımızda S.D. da vardı, üç kişi aynı evde kalmaya başladık. Dördüncü sınıfın sonuna kadar gayet iyi bir şekilde anlaşarak aynı evde kalmaya devam ettik. Bu üç yıl aynı evde kaldık, aynı evde kaldığımız süre içerisinde birbirimiz ile çok samimi idik. Bu zaman zarfında ...'in cemaat veya herhangi bir dini örgüt ile irtibatlı olduğuna dair hiç bir olaya şahit olmadım, eğer irtibatı olsaydı, fark edecek kadar samimi idim. ... sadece yaz tatilleri İzmir Aliağa'da ailesinin yanına giderdi, geri kalan zamanı birlikte geçirirdik, derslerinde başarılı idi. Fakülte bittikten sonra Hakimlik sınavlarını kazandı. Trabzon iline tayini çıktı. Trabzon'da çalışırkende kendisi ile telefonda konuştum, benim tandığım zaman zarfında ...'in fetö/pdy ile ilgisine şahit olmadım, şahıs ile ilgili antacaklarım bundan ibarettir, anığın talimat evrakına ekli Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 22/07/2016 tarihli ifadesi okundu, çelişki nedeni ile soruldu: Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığımda ilk sene yani 2007 yılında bir iki ay cemaat evinde kaldığım doğrudur. Birinci sınıfta ... da cemaat evinde kalıyordu, birbirimizle görüştük, ayrı ev tutmaya karar verdik. Ayrı ev tuttuktan sonra ...'in cemaat ile irtibatını görmedim"
Cumhuriyet savcısı adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.D., HSK Müfettişlerince düzenlenen 23/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında;"...Bosna hersek mahallesindeki diğer evlerde yine hukuk fakültesinde sınıf arkadaşlarım olan ...,R.E. ve ismini H. olarak bildiğim Ziraat Fakültesinde okuduğu dönemde bekçilik yapan Hukuk Fakültesi öğrencisi de vardı. Bu kişi 2007-2008 öğretim yılında son sınıf öğrencisiydi...2008 yılında diğer cemaat evlerinde kalan ... ve R.E. İle birlikte ben cemaat evlerinden ayrılarak farklı bir eve çıktık. 3 yıl bu evde birlikte kaldık...Bir tek ... okulu bitirdi...... Trabzon Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktadır. ... üniversite 1. Sınıfta cemaat evlerinde kaldı. Ben de kendisini o evlerde kaldığı dönemde tyanıdım. Daha sonra samimiyetimiz ilerleyince eve çıkmaya karar verdik. Sonraki okul hayatında o evlerde kalmadı. Kalmama gerekçemizde daha önceki ifademde belirttiğim gibi bu evlerdeki uygulamalardan rahatsız olmamız sebebiyle idi. ... mezun olduktan sonra ilk girdiği hakimlik sınavını kazanamadı, ancak ikinci sınavda sınavı kazanarak savcı adayı oldu...... bildiğim kadarıyla kazanamadığı ilk hakimlik savcılık sınavına Konya'da cemaat tarafından ayarlanan evlerde hazırlandı. Ancak sonraki sınavda yine bildiğim kadarıyla bu evlerde kalmadı..."
Aynı tanık davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde;"Ben 2007 yılından 2013 yılına kadar Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudum, ilk yıl cemaat olarak bildiğim yapıya ait evlerde kaldım, bana sormuş olduğunuz sanık ...'ı ilk yıl kalmış olduğum bu evlerden tanırım, sanık ile aynı evde kalmadık, ancak bölge olarak aynı bölgedeydik ve birbirimizi görüyorduk, sanık ... de benim gibi Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde dönem arkadaşım olduğu için kendisi ile samimiyetimiz arttı, birinci sınıf bittikten sonra sanık ... ile bu yapıdan ayrılıp özel eve çıkmaya karar verdik, ..., ben ve R.E. isimli üç arkadaş kendimize ait eve çıktık, bu evde 3 yıl kaldık, bu evin FETÖ ile uzaktan yakından alakası yoktu, okul bitene kadar bu evde ... ile birlikte kaldık, ... benden 2 yıl önce mezun olmuştu, ... okulu bitirdikten sonra İzmirli olması dolayısıyla İzmir'e gitti, ancak kendisiyle iletişimimiz devam ediyordu, sanık ... 2011 yılında hakim savcılık sınavına hazırlanmak amacıyla Konyada bulunan bu yapıya ait evlerde kaldı, ancak o yıl sınavı kazanamadı, bir sonraki yıl ise yani 2012 yılında kendi imkanlarıyla bu sınava hazırlandı ve sınavı kazandı, sonuç olarak Ankara da hakim adaylığı ve sonrasında Trabzon Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptı, sanık ...'in bu yapıyla çok alakasının olduğunu sanmıyorum, ilk yıl kalmasının sebebi ise maddi imkansızlıklar dolayısıyladır, biz eve ilk çıktığımızda eve çıkma konusunda en çok istekli olan ... di, bu yapıdan iyice rahatsız olmuştu, özel eve çıktıktan sonra bu yapıyla herhangi bir bağlantısı olmadı, sadece mezun olduktan sonra bu yapıya ait evlerde daha rahat sınava çalışabileceğini düşündüğü için onlarla irtibat kurdu, sınav sonrasında da bu yapıyla herhangi bir irtibatı olmadı, ben kendisiyle sürekli iletişim halindeydim, 17/25 Aralık olaylarından önce ve sonra bu yapının gerçekleştirmiş olduğu eylemlerden rahatsızlık duyuyordu, bunu bizzat kendisiyle konuştuğumda bana söylüyordu, ben Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığında vermiş olduğum beyanımı aynen kabul ediyorum, sanık hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ö., Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/09/2017 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında; "...Tarafımızdan (90) ile numaralandırılan 171105 sicil no ile Savcı olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında ...Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında ...sayılı soruşturma ile adli işlem yapılarak DENETİMLİ SERBESTLİK uygulandığı bilgisine rastlanılan, Mardin- Midyat-Narlı nüfusuna kayıtlı, ...-...oğlu, Menemen-8/1/1989 doğumlu, ... (T.C....) isimli şahsın fotoğrafını göstererek; “Bu şahıs alınan şüpheli ifadem akışında hatırlamadığımdan dolayı ismini veremediğim ... isimli şahıstır. Bu şahsı üniversite dönemimde kaldığım FETÖ/PDY terör örgütüne ait Konya ilinde bulunan ve o dönem faaliyet gösteren Güven isimli ve Mehmet Ali Şengül isimli erkek öğrenci yurtlarında tanıdım. Bu yurtlarda düzenlenen tüm örgütsel faaliyetlere katılan şahıslardandı. Bu şahıs benim okuduğum hukuk fakültesinde benimle aynı dönemde okumaktaydı. Kendisinin üniversitede okuduğumuz süreç içerisinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait öğrenci evlerinde kaldığını ve ayrıca zaman zaman da yukarda bahsettiğim yurtlarda kaldığını biliyorum. Şahsın örgütsel bağlantısını bu şekilde biliyorum. Kendisini Fotoğrafından net bir şekilde teşhis ettim.” şeklinde beyanda bulunarak şahsı fotoğrafından teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan O.G.G., Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...2011 Haziranda Üniversiteyi bitirdim. O yaz beni telefonda M.S. veya soyadı S. olan bir üst dönem olduğunu söyleyen kişi aradı. Konya ilinden aradığını hakim savcılık sınavlarına hazırlık çalışma evi açtıklarını, sınavı kazanırsa referans bulmana yardımcı oluruz dedi. Sınıf arkadaşım olan S.K.'ı aradım bu evde kimlerin olduğunu sordum. ..., Y.K. ve M.K. ile birlikte sınava hazırlandıklarını söyledi. Ankara ilinde sınava hazırlanamadığım için bende bu eve katıldım. Kitaplarımı Ankara'dan alıp götürdüm. Yaklaşık 3 ay o evde kalarak günde 6 yada 7 saat süreyle çalışarak sınava hazırlandım. M.S. 3 hafta arayla eve uğruyordu. Ders anlatmaya kimse gelmedi. 2011 Kasım ayındaki idari yargı sınavı kazanamadım. Aralık ayındaki adli yargı sınavını kazandım. Adli yargı sınavını benimle birlikte S.K. kazandık. Bu evde örgüte ait kitaplar okunmuyordu giderlerini de kendimiz karşılıyorduk. Beni arayan M.S. örgütten bir şahısta muhtemelen bu evde örgütün eviydi. O tarihte ben buranın cemaat evi olduğunu biliyordum ancak o tarihte bu örgütün tehlikeli olduğunu bilmiyordum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.C., HSK Müfettişlerince düzenlenen 12/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "......: Üniversitede ve akademide aynı dönemdik. Üniversite döneminde FETÖ/PDY ile bağlantılı Güven yurdunda kalıp kalmadığını hatırlamıyorum ancak hakim adaylığı sınavına hazırlanırken bu yurtta kalmak için toplananlar arasında olduğunu gördüm. Akademi döneminde hayat görüşüne çok uymayan çok açık giyimli bîr kızla evlendiğini biliyorum. Kendisi ile akademi sürecinden sonra görüşmedim. Akademi sürecinde nerede kaldığını bilmiyorum. T.U.ile samimi idi. Örgüt bağlantısının ne düzeyde olduğunu, devam edip etmediğini bilmiyorum."
Aynı tanık davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan ifadesinde;''...'ı aynı fakültede eğitim görmemiz ve aynı dönem Adalet Akademisinde bulunmamız nedeniyle tanırım. 2011 yılı Temmuz yada Ağustos aylarında mezun olduktan sonra Güven yurdunda kısa bir süre daha hakimlik sınavına çalışmak için ücret mukabilinde kalacaktım. Ancak ifademde de ayrıntısyla anlattığım şekilde bu yurtta fazla kalmadım. O dönemde kendisini de yurtta görmüştüm. Belki kendisi de sınava çalışmak için şartları uygun olduğundan bu yurda çalışmak için gelmiş olabilir. Ancak şu an bundan emin olamadım....'ın örgütle irtibatı noktasında başkaca bilgim veya görgüm yoktur. Teftiş Kurulundaki ifademde ...'ın eşi ile ilgili duyduklarımı beyan etmiştim. Orada ...'in eşi nedeniyle örgütle irtibatının olmadığı kanaatinde olduğumu ifade etmeye çalışmıştım, ancak eksik bir anlatım olmuş, bu hususun bu şekilde bilinmesini isterim"
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan davacıya ait Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/07/2016 tarihli ifade tutanağında; "...Dersaneye gittiğim vakitlerde zaman zaman cemaatin ev ve yurt sohbetlerine katılırdım. Burada namaz kılar, dini konularda bilgi alırdık. O vakitler ülkede böyle bir ortam söz konusu değildi hatta Gülen Cemaati muhafazakar çevrelerde sevilen, sempati duyulan bir hareketti. Bu cemaatin okul ve dersanelerine giden öğrenciler çok ders çalışıyor ve sınavlarda başarılı oluyordu. Bu nedenle üniversite sınavını kazanmak maksadıyla bende bu dersaneye gittim. O yıllarda sohbet ve ibadet dışında cemaatin yasa dışı herhangi bir faaliyetini duymadım. ..2007 yılında fakülteye kayıt yapmak amacıyla Körfez dersanesinde felsefe öğretmeni olan şimdi ismini hatırlayamadığım öğretmenim ile birlikte Konya iline gittik. Fakülteye kayıt yaptık. Öğretmenim kayıtta bana yardımcı oldu. Ailemin ekonomik durumu çok iyi değildi. Üniversite öğrenimim sırasında barınmak maksadıyla cemaatin evinde kalmaya başladım. Fakültede ahlaki zaafiyete düşmemek ve derslerimde başarılı olmak maksadıyla böyle bir tercihte bulundum. Öğretmenim vasıtasıyla tanıştığım cemaate mensup kişiler aracılığı ile Konya'da Selçuk Üniversitesi kampüsü karşısında Kamer Sitesindeki bir dairede kalmaya başladım. Bu eve beni Konya Hukuk'ta okuyan A. isimli abi yerleştirdi. Yine Konya Hukuk'ta Y.K. isimli kişi kaldığım evin abisiydi. Bu evde benden başka Matematik Bölümünde okuyan K.T. vardı. Üçümüz yaklaşık 1 yıl süre ile bu evde kaldık.
2.Dönem başka bir eve geçmem gerektiğini söylediler. Bende burası kampüse yakın ben başka eve geçmek istemiyorum dedim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla her dönem öğrenciler cemaat evlerinde tedbir amacıyla yer değiştiriyormuş. Ayrıca cemaate yardım maksadıyla kurban toplandığını duydum ancak ben bu tür etkinliklere katılmadım. Selçuk Hukuk'ta evlerden sorumlu abiler vardı. Ben kaldığım evlerin ahilerini ifade ettim. Bu ahilerin sorumlu olduğu abi ise yukarıda ismini verdiğim üzere memleketi Manisa olan A abi olarak bildiğim kişi idi. Selçuk Hukuk'ta okuyordu, soy ismini bilmiyorum...2011 yılında aym evde kaldığım arkadaşlar arasında yalnızca ben Selçuk Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Diğer arkadaşlar okulu uzattılar. Ben okulu bitirdikten sonra sınava daha iyi hazırlanabilmek maksadıyla Konya'da sanayi durağı karşısında 2-3 ay süreyle cemaatin bir evinde kaldım. Beni buraya S. Abi olarak tanıdığımız Konya Hukuk'ta okuyan M. veya M.S. isminde abi yerleştirdi. Ben burada Hakimlik sınavına hazırlandım. Yine burada Selçuk Hukukta okuyan ... isimli bir abi vardı. Bizimle ilgileniyordu. Ara sıra eve gelir giderdi. Bu evde benden başka S.K. (En son bildiğim kadarıyla Tekirdağ Çerkesköy Cumhuriyet Savcısı), Y.K. (Son olarak İstanbul Hakimi idi), O.G.G. (Son olarak Antalya Cumhuriyet Savcısı idi) vardı. Dört kişi burada sınavlara hazırlandık bu dönemde kesinlikle bize sınav sorulan verilmedi. Ben 2011 yılı Kasım-Aralık aylarında yapılan Adli ve îdari Yargı sınavlarına girdim. Hem Adli Yargı hem İdari Yargı yazılı sınavlarını kazanamadım. Y.K.'da sınavları kazanamadı ancak S. ve O. Adli Yargı sınavında başarılı oldular. Bu arkadaşların cemaat ile bağlantılarının ne boyutta olduğunu bilmiyorum. Ben bu kişilerde 2-3 aylık süre zarfında aynı evde kaldım. Bildiğiı ıdanyla bu arkadaşlar FETÖ soruşturmaları kapsamında açığa alındı. 2011 yılı sonunda sınavlarda başarılı olamayınca izmir'e ailemin yanına döndüm. Dönmeden önce Konya ilinde kalıp, KPSS ve Kaymakamlık sınavlarına hazırlanmam teklif edildi. Ancak ben Konya ilinde kalmak istemediğimi, bu sınavlara girmek istemediğimi, sadece Hakimlik sınavına hazırlanmak için uygun ortam olması nedeniyle orada kaldığımı söyledim ve İzmir iline ailemin yanına döndüm. Cemaatin evlerinde kalmayı kabul etmedim. 2012 yılında izmir Barosuna bağlı olarak Avukatlık stajımı başlattım. Yanında staj yaptığım Avukat İ.M.A.'dır. Bu şahıs dünya görüşü olarak CHP'lidir. Cemaat ile herhangi bir bağlantısı yoktur. İzmir'de Avukatlık stajı yaptığım dönemde cemaat ile herhangi bir diyaloğum olmadı. Stajım devam ederken ya da stajm sonlarında yine Adli ve İdari Yargı sınavları açıldı. Bu arada İzmir ilinde 2012 yılında yapılan Askeri Hakimlik yazılı sınavına girdim. Ancak sınavdan yanlış hatırlamıyorsam 25 puan alarak başarısız oldum. Talimat ifadesinde adı geçen şahıslardan İ.P.'ı tanırım. Selçuk Hukuk'ta sınıf arkadaşımdı. Fakülteyi bitirdikten sonra Deniz Kuvvetlerinde Askeri Savcı olarak göreve başladı. Son olarak Gölcük'te Askeri Savcı idi. Bildiğim kadarıyla Askeri Savcıların hepsi açığa alındı. Benim İzmir Aliağa'da Atatürk Mahallesi ... Apartmanmdaki evimiz ailemin kalabalık olması nedeniyle ders çalışmak için çok müsait değildi. Bu dönemde S.r Abi beni Konya'dan aradı. Ders çalışmak için gelip gelemeyeceğimi sordu. Evde sıkı ders çalışamadığım için Adli İdari Yargı sınavlarına hazırlanmak maksadıyla tekrar Konya iline döndüm. Bu sefer Konya Meram'da bir cemaat evinde 2-3 ay süreyle kaldım. Bu evde benimle birlikte T.U. (En son islahiye Cumhuriyet Savcısı idi), F.B. (En son İzmir'de Vergi Müfettişi idi) ve M.B.E. (En son Ankara'da Avukat idi) kalıyordu. Bu kişilerin de cemaatle bağlantılarının boyutlarım bilmiyorum. Yukarıda anlattığım gibi yine bu evde ders çalışmak amacıyla bir arada bulunduk. Adli ve İdari Yargı Hakimlik sınavları 2012 yılı Kasım-Aralık aylarında yapılacaktı. Sınavlara girdim. Önce her iki yazılı sınavı da kazandım. Bu dönemde de kesinlikle bize sınav sorulan verilmiş değildir. Ben sınav somlarının çalındığını yıllar sonra öğrendim. Önce İdari Yargı mülakatına girdim ancak sözlü sınavda başarılı olamadım, elendim. Adli Yargı sözlü sınavında ise başarılı oldum. 2012 yılında Adli ve idari Yargı yazılı sınavlarını kazandıktan sonra Sunter abi bana referans bulabileceğini ancak ilk maaşımı ve sonrasında da maaşımın bir kısmını cemaate hibe etmem gerektiğini söyledi. Ben de kabul etmedim. Dolayısıyla referans aramaya başladım...2013 yılı Temmuz ayında Karşıyaka Adliyesinde Adli Yargı Hakim Savcı adayı olarak göreve başladım. Staj yaptığım süre zarfında İzmir'de ailemin yanında kaldım. Staj yıllarında cemaat ile sıkı ilişkim olmadı. Birkaç kez S. Abi beni telefon ile arayarak neler yaptığımı sordu bende staj yaptığımı söyledim. Hatta bir defasında E. isimli biı şahsın benimle irtibata geçeceğini söyledi. Bu şahsın asıl adını veya ne iş yaptığını bilmiyorum. E. isimli şahıs benî teiefon ile aradı. Birlikte İzmir Çiğili'de cemaate ait bir yurtta sohbete katıldık. 2013 yılı Kurban Bayramı öncesi idi. Benden E. isimli şahıs kurban için yardım istedi. Bende kabul etmedim. Bundan sonra beni bir daha aramadılar. Zaten 17-25 Aralık 2013 tarihinde malum olaylar ortaya çıkınca cemaat ile olan bağlantımı tamamen kestim. Kaldı ki bu dönemde evlilik hazırlıkları yapıyordum. İzmir Barosunda Staj yaptığım esnada tanışmış olduğum Stajyer Avukat İ.P. ile 2014 yılı Ağustos ayında evlendim. Düğünümüz İzmir ilinde oldu. Eşim İ.in ailesi de İzmir'de oturur. Babası emeklidir. Eşim Avukattır ancak fiilen Avukatlık yapmamaktadır. Cemaat ile herhangi bağlantısı yoktur. Bizim evliliğimiz cemaat içi evlilik değildir. Ben eşimle evlendikten sonra da atanmama çok kısa bir süre kaldığı için eşimle birlikte kendi ailemin ve eşimin ailesinin evinde kaldım. Nitekim 2014 yılı Kasım ayında Trabzon Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. Halen bu görevimi sürdürmekteyim. Trabzon'da görev yaptığım süre zarfında cemaat mensupları ile herhangi bir diyaloğum olmamıştır. Yukarıda samimi bir şekilde anlatmış olduğum gibi en son 2013 yılı Kurban ayları öncesinde İzmir Çiğili'de sohbete katildim. Sonrasında cemaat ile herhangi bir temasım olmamıştır. Daha öncesinde S. Abi zaman zaman beni telefon ile arar ve hal hatır sorardı..." beyanında bulunmuştur.
Ayrıca davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında;"...Bu açıklamalar ışığında; her ne kadar sanık ...’ın yargı kararlarıyla silahlı bir terör örgütü olarak kabul edilen Fetö/Pdy silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile kamu davası ikame edilmiş ise de; sanığın örgüte müzahir sitelere erişim sağlamak, 2013 yılı öncesinde örgüte ait yurt ve evlerde kalmak ve dini sohbetlere katılmaktan ibaret davranışlarının sempati ve iltisak boyutunu aşmayan davranışlar olduğu, örgüt üyeliği için yeterli olmadığı anlaşılmakla sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunu gösterir her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı mahiyette delil elde edilemediği" tespitlerine yer verilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde ve yurtlarda kaldığına, örgütün toplantılarına katıldığına, hakimlik-savcılık sınavlarına örgüte ait evlerde hazırlandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6.Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7.Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.