10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2013/23768 E. , 2013/25467 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :2013/141-2013/1035 Dava, müfettiş raporunun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacıya ait tomrukların, 19/4/2006 tarihinde Ramazan Kızarmaz’a ait hızar atölyesinde kesim işinin yapıldığı sırada, Nazım Altıntaş tarafından kullanılan iş makinesi ile bir başkasına ait olan tomrukların kamyondan indirilmesi sırasında, iş makinesinin hidrolik hortumunun patlaması ile makinenin tomruk tutan aparatının, davacıya ait tomrukların kesim işini yapan ...’ın üzerine düştüğü, 31/10/2006 tarih ve 53.SOR.24 sayılı SSK Müfettiş raporunda; olayın iş kazası olduğu, ...’ın davacının işçisi olması nedeniyle olay tarihi itibariyle bir günlük ek prim ve hizmet belgelerinin verilmesinin gerektiği, işe giriş bildirgesi ve hizmet belgelerinin verilmemesi, kayıt ve belgelerin geçersizliği nedeniyle idari para cezalarının uygulanması gerektiğinin sonucuna varıldığı, olay nedeniyle %100 sürekli iş göremez durumuna giren ...’a davalı Kurum tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı ve idari para cezalarının tahakkuk ettirildiği, iş bu dava ile davacının; adı geçen ...'ın işçisi olmadığından bahisle müfettiş raporunun iptaline karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece; davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık; kazaya uğrayan ...’ın davacıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak çalışıp çalışmadığı noktasında toplanmaktadır. 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, 506 sayılı Yasa kapsamında olup Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bilindiği üzere 506 sayılı Kanunun 2. maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı belirtilmiştir.
Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait iş yerinde veya iş yerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır. Hizmet akdi, Borçlar Kanununun 313. maddesinde tanımlanmış olup, her ne kadar tanımda “ücret” unsuruna yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekli, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığını ortaya koymaktadır. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özelliği, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
Hizmet akdi, çoğu kez Borçlar Kanununun 355. maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan;
313.madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır. Bu halde, hizmet akdi ve çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, Anayasanın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği, bu tür davalarda; hakim, doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını re’sen belirlemelidir.
Somut olayda; davacıya ait tomrukların kesim işinin kapasitesi, süreklilik arzedip arzetmediği, bu iş nedeniyle hızar atölyesinde işlerinin gözetim ve denetim sebebiyle sürekli bir çalışanın bulundurulmasının gerekip gerekmediği, kazaya uğrayan ...’ın serbest piyasa hamalı olup olmadığı, kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığı, hızar atölyesinde kim adına ne sıfatla çalıştığı, çalışmasının hizmet akdine dayalı olup olmadığı, olayın, iş kazası olarak kabul edilip edilemeyeceği hususu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, bu kapsamda; davacıya ait işyeri ile dava dışı hızar atölyesinde çalışan ve bordrolarında kayıtlı kişiler, noter kanalıyla beyanda bulunan kişiler ile gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, tanık beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeli, olay nedeniyle açılan ceza davası ile idari para cezalarının iptaline ilişkin dava dosyalarının kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı, kesinleşmiş ise ilgili dosyalarda kesinleşen maddi olgular değerlendirmede gözetilmeli, davacı ve olayın geçtiği işyeri nedeniyle yapılmış, varsa, Kurum tespiti, tahkikat raporu, yerel denetim tutanakları gibi kayıt ve belgeler getirtilmeli, yukarı açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yapılarak, deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.