Esas No
E. 2020/2541
Karar No
K. 2024/284
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2020/2541 Esas

KARAR NO: 2024/284

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ: 25/06/2020

NUMARASI: 2018/312 E. - 2020/221 K.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/02/2024

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 1988 yılından itibaren "...", "..." adı altında ..., ..., ... gibi gazetelerle birlikte Türkiye'de ve aynı anlama gelen "..." markasıyla uluslararası platformlarda organizasyonlar gerçekleştirerek bu markaların tanınmışlığını müvekkili şirketle birlikte anılmasını Türkiye'de ve uluslararası platformlarda sağladığını, ... ve ... anlamına gelen ve 30/12/2016 tarihinden itibaren koruma altına alınan "..." ibareli markasını ... numarasıyla WIPO üzerinden TPMK nezdinde "..." olarak 38.ve 41.sınıflarda tescil ettirdiğini ve gerçek hak sahibi konumunda olduğunu, müvekkilinin 1988 yılından beri ... ibareli markaları kullandığını, tanınmış hale getirdiğini, müvekkilinin öncelikli hak sahibi olduğunu bilmesine rağmen davalının müvekkilinin markasıyla iltibas yaratacak kadar benzer olan "..." ibareli markasını 17/08/2017 tarihinde tescil ettirdiğini, davalının müvekkiline gönderdiği ihtarnamede ... adı altında son zamanlarda müvekkili şirketin organizasyon yapmadıklarının belirtildiğini bu durumun davalının ikrarı niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin markaları kullandığını, organizasyonları yaptığını, tanınmışlığını davalının yolladığı ihtarname ile kabul ettiğini, davalı ile müvekkili markası arasında ayırt edilemeyecek derecede bir ayniyet olduğunu, davalı markasındaki tek farkın "sinema" yerine "sinemanın", "kraliçe" yerine "kraliçeleri" şeklindeki kullanımları olduğunu, müvekkiline ait marka ile davalı markası arasında ortalama seviyedeki tüketici arasında karıştırma ve bağlantı kurma tehlikesi bulunduğunu iddia ederek, ... tescil numarası ile davalı adına kayıtlı "..." ibareli markasının tescilli olduğu tüm sınıflar bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde zetle; davacı yanın iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı adına tescilli olan markanın İngilizce kelimeler ile oluşturulduğunu, "..." kelimesinin Türkçe karşılığının "Bayan/Hanım" olduğunu, "..." ibareli markasının müvekkili adına tescilli olan "..." ibareli markalarının aynı anlama gelmediğini, Kraliçe-Güzel kelimelerinin İngilizce karşılıklarının "..." kelimesi olmadığını, "..." kelimesi olduğunu, bu kapsamda değerlendirme yapıldığında tarafların markalarının aynı anlama gelmediğini, davacı tarafından gerçekleştirilen organizasyonların en yakın tarihli olanının 1993 yılına ait olduğunu, 25 yıldır kullanılmayan bir markanın tanınmışlığından bahsetmenin mümkün olmadığını, geçmişe dayalı kullanımın olduğu kabul edilse dahi davacı yan adına tescil olunan "..." markasının mevcut olmadığını, davacı yanın geçmişe ait kullanıma dayalı olarak gerçek hak sahibi olduğu yönündeki iddialarının hukuken mümkün olmadığını, iki marka arasında ayırt edilemeyecek derecede ayniyet olduğunun kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı yukarıda izahı yapılan mevzuat ve açıklamalar kapsamında değerlendirildiğinde her ne kadar davacı "..." ibaresi üzerindeki üstün hak sahipliğini bu ibarenin jenerik ifade olmasından kaynaklı olarak ispatlayamamış ve izahı yapıldığı üzere iltibasa dayalı hükümsüzlük iddiaları yönünden hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmış ise de davalının sektörde 80 li yıllardan beri kullanılan jenerik ibareyi marka olarak tescil ettirmek suretiyle marka korunmasından yararlanmaya çalışmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, davalının marka tescilinde kötü niyetli olduğu kanaatine ulaşılmakla her ne kadar raporlardaki SMK 5 ve 6 maddelere dayalı tespitlere izah olunduğu üzere kısmen katılmakla birlikte kötü niyet yönünden değerlendirmenin mahkememize ait olduğu bu noktada kötü niyetin sübut bulduğu hükümsüzlük şartlarının oluştuğu kanaatiyle sunulan raporlardan aksi yönde davanın kabulü yönünde" karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;-Davacı tarafça dosyaya birtakım gazete küpürleri ibraz edilerek uzun yıllardan beri markanın kendileri tarafından kullanıldığı iddia edilmiş ise de, bahse konu gazete küpürlerinin en yeni tarihli olan 27 yıl öncesine yani 1993 yılına ait olduğunu, 27 yıldan beri bu alanda faaliyet göstermeyen davacının markayı uzun yıllardan beri kullandığının kabulünün mümkün olmadığını, gazete küpürlerinde yer alan haberlerin kimler tarafından dahi yazıldığının belli olmadığını, 27 yıldan beri davacı tarafça bahse konu markalar kullanılmadığından kullanılmayan bir marka üzerinde davacının gerçek hak sahibi olduğunun kabulünün de mümkün olmadığını, -"..." markası "...", "..." anlamında gelmediğini, "..." kelimesinin de "..., ..." anlamına gelmediğini, İngilizce de yer alan "..." kelimesinin "Bayan" anlamında geldiğini, "Güzel" kelimesinin İngilizcedeki karşılığı "..." olup "Kraliçe" kelimesinin İngilizcedeki karşılığı ise "..." kelimesi olduğunu, "..." kelimesinin ülkemizde ve dünyada organize edilen güzellik yarışmalarının birçoğunda kullanılan bir kelime olup markalara ayırt edicilik vasfı verecek mahiyette de olmadığını, kimsenin de tekeline bırakılmasının mümkün olmadığını, -müvekkili adına tescilli "..." markası ile davacı adına tescilli "..." markalarının benzer dahi olmadığını, Davacı yanın "..." kelimesinin müvekkili adına tescilli olan markadaki kelimelerin karşılığı olduğu iddiasında olduğunu ancak bunun doğru olmadığını, -Müvekkilinin sinema ve televizyon sektöründe yıllardan beri faaliyet gösteren, yarışmalar organize eden tanınmış isimler ile projeler hazırlayan itibarlı bir firma olduğunu, Davacının sinema sektöründe faaliyet göstermiş olması müvekkilinin bu sektörde faaliyet göstermesine engel teşkil etmeyeceğini, Müvekkili ile davacının aynı sektörde faaliyet göstermesinin, davalının kötü niyetli olduğu anlamına gelmeyeceğini, -Bilirkişi raporlarının iddialarını doğruladığını, 07.01.2020 tarihli 2. bilirkişi raporunda da karıştırma ihtimali bulunmadığının değerlendirildiğini, dosya arasında alınan iki bilirkişi raporuna göre davacı yanın iddialarının ispat olunamadığını, aksi yöndeki kötü niyet olduğu gerekçesinin yerinde olmadığını, "..." kelimesinin davacının tasarrufunda olmadığı, tüm dünya güzellik yarışmalarında yaygın olarak kullanıldığının bilirkişilerce dile getirildiğini, -Davacının gerçek hak sahipliği iddiasının "..." ibarelerinin jenerik ibare olması sebebiyle dinlenilemeyeceğini, Davacı markasının tanınmış marka olup olmadığına yönelik davacı ile doğrudan bağlantıyı sağlayan bir ayırt ediciliğin sunulan deliller kapsamında ispatlanamadığını, Karıştırılma ihtimali yönünden davalının "..." şekil markasının davacının "..." ibareli tescilli markası ile benzer olmadığını, bu ikisi arasında ayniyet ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının sonraki tarihli tescile sahip ... ibaresi ile davalının tescilli ... markası arasında tanımları, sıfatları, adları gerek ontolojik olarak gerekse kelimenin yazılımları, çağrıştırdığı anlamlar ve çevirisi ve mal hizmet sınıfları bakımından benzerlik söz konusu olduğunu, davacının SMK 5/b,c,d ve 6/1,3,4,5 maddelerine dayalı hükümsüzlük iddialarının dinlenilme ihtimalinin bulunmadığını, -Yerel mahkemenin, müvekkilinin 80'li yıllardan beri kullanılan jenerik ibareleri marka olarak tescil ettirmek suretiyle marka korunmasından yararlanmak istediğini belirterek müvekkilinin kötü niyetli olduğunu kabul etmiş ise de bu görüşe katılmanın mümkün olmadığını, müvekkili firmanın televizyon ve sinema sektöründe yıllardır faaliyet gösteren bir firma olduğunu, organize ettiği yarışmaları kendi markası ile gerçekleştirmek istemesinin müvekkilin en doğal hakkı olduğunu, benzer İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/425 E. Sayılı dosyasında davanın reddi kararı verildiğini, -Müvekkilinin markasını kendi adına 29.09.2017 tarihinde tescil ettirdiğini, davacı yan salt müvekkili adına tescilli olan marka ile aynı markayı alabilmek adına kötü niyetli olarak 16. ve 38. Hizmet sınıflarında 06.03.2018 tarihinde ... nolu ... markasını adına tescil ettirdiğini, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında çelişkili ifadelere yer verildiğini ve asıl kötü niyetli olanın davacı taraf olduğunu, -Davacının gerçek hak sahibi olmaması, davacının "..." markasını çeyrek asırı aşkın bir zamandır kullanmıyor olması, adlarına tescilli "..." markası ile müvekkili adına tescilli "..." markası arasında iltibasa sebebiyet verecek derecede benzerlik olmaması, müvekkili adına tescilli marka açısından Sınai Mülkiyet Kanunu md.5 ve md. 6'daki hükümsüzlük şartlarının oluşmamış olması, davacının dava konusu marka üzerinde önceye dayalı kullanım hakkının olmaması, davacının salt müvekkil adına tescilli marka ile aynı markayı farklı hizmet sınıflarında kendi adına kötü niyetli olarak tescil ettirmiş olması hususları bir arada değerlendirildiğinde yerel mahkemenin vermiş olduğu davanın kabulü kararının hukuka aykırı olduğunu kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı, davalı adına tescilli ... nolu "..." markasının hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarının incelenmesinde, ... tescil nolu "..." ibareli markanın 41.sınıfta 16/08/2017 tarihinde tescil edildiği ve ... Ltd. Şti adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. ... tescil nolu "..." ibareli markanın 38 ve 41.sınıflarda 08/06/2017 tarihinde tescil edildiği ve ... Tic. AŞ adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca davacı adına tescilli ... nolu ... ve ... ile ... nolu ... markalarının 06/03/2018 tarihinde tescil başvurusu yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı "..." markasını uzun yıllardır kullandığını, markaya tanınmışlık kazandırdığını, adlarına tescilli olan "..." markasının "... ", " ..." anlamına geldiğini, "... "kelimesinin güzel, kraliçe anlamına geldiğini, davalı adına tescilli "... Şekil" ibareli marka ile adlarına tescilli yukarıda bahsi geçen markanın iltibas yaratacak kadar benzer olduğunu, marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının kötü niyetli olduğunu iddia ederek davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. 23/05/2019 tarihli raporda, davalının " ... şekil" ibareli markasını davacının fiilen kullandığı "..." markası ile benzer olduğu, ancak markanın uzun yıllardır kullanılmadığı ve tanınmış marka olmadığı, davalının "..." markasının davacının "..." tescilli markası ile benzer olmadığı, marka ihlalinin bulunmadığı, davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... numara ile tescilli "..." markasının SMK md. 6/1 ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük ve sicilden terkin şartlarının oluşmadığı, hususlarında tespit ve kanaatlerini bildirdikleri görülmüştür.Mahkemece aldırılan 08/01/2020 tarihli raporda bilirkişilerin, davalının "..." şekil markasının davacının "..." ibareli tescilli markası ile benzer olmadığı, bu ikisi arasında ayniyet ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, ... ibaresi ile davalının tescilli ... markası arasında tanımları, sıfatları, adları gerek ontolojik olarak gerekse kelimenin yazılımları, çağrıştırdığı anlamlar ve çevirisi ve mal hizmet sınıfları bakımından benzerlik söz konusu olmakla birlikte davacı tarafın önceye dayalı kullanımına ilişkin gazete küpürleri incelendiğinde güzellik yarışmalarına ilişkin haberler haber içeriğinde güzellik yarışmalarının organizasyonuna ilişkin adlandırmalar olduğu, buna mukabil ... ibarelerinin sektörün uzun süreden beri kullandığı ve kimsenin tekeline bırakılamayacak jenerik adlar olduğu ve davacı tekelinde de olamayacağı dikkate alındığında tescil edilmediği sürece bu ibarelerin önceye dayalı kullanım hakkı vermeyeceği, davalının TPMK nezdinde ... numara ile tescilli "..." markasının SMK md.6/1-3 ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük ve sicilden terkin şartlarının oluşmadığı, hususlarında tespit ve görüşlerini bildirdikleri anlaşılmıştır. Alınan raporlar ve dosya kapsamı itibariyle Davacı tarafça dosyaya sunulan delillerden davacının 80 li yıllardan itibaren davalı adına tescil olunan davaya konu "..." ibarelerini kullandığı ... no ile davalı sonrası bahse konu ibareleri marka olarak tescil ettirdiği ancak davacının üstün hak iddiasının "..." ibarelerinin jenerik ibare olması sebebiyle dinlenilemeyeceği, önceye dayalı kullanım olmasının ya da davalı sonrası bu ibarelerin tescil edilmiş olmasının tescil olundukları sınıflar dikkate alındığında hak sahipliği tanımayacağı marka tescile dayalı tekel hakkı doğurmayacağı, aynı gerekçe ile "..." ibaresinin sektörel bazda yoğun kullanıma sahip jenerik ad olarak algılandığı, davacı ile doğrudan bağlantıyı sağlayan bir ayırt ediciliğin sunulan deliller kapsamında ispatlanamadığı tanınmış marka olmadığı yönündeki değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır.Davacı hükümsüzlüğe gerekçe olarak kendi adına tescilli ... nolu ... ile ... nolu ... markalarını da göstermiş ise de her iki markanın hükümsüzlüğü talep edilen markadan sonra 06/03/2018 tarihinde tescil başvurusu yapıldığından, bu konudaki isteminin yerinde olmadığı, ... nolu ... ve TV markası ile davalının markası arasında benzerlik iddiasına ilişkin olarak bütünü itibariyle bıraktıkları etki incelendiğinde ortalama tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verecek şekilde benzerlik oluşturmadığı, bu ikisi arasında ayniyet ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davacının sonraki tarihli tescile sahip ... ibaresi ile davalının tescilli ... markası arasında tanımları, sıfatları, adları gerek ontolojik olarak gerekse kelimenin yazılımları, çağrıştırdığı anlamlar ve çevirisi ve mal hizmet sınıfları bakımından benzerlik söz konusu ise de, davacı markasının sonraki tarihli olduğu ve üstün hak sahipliği yönünden tescile konu ibarenin jenerik ifade olması sebebiyle bu yöndeki iddiaların dinlenemeyeceği yönündeki değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Kötü niyetli tescil iddiasına ilişkin olarak olarak yapılan değerlendirmede, Yargıtay 11. HD'nin 13/02/2019 gün 2017/3943 E, 2019/1154 Karar sayılı kararında; "...Kabule göre, Mahkemece davalı marka başvurusunun kötüniyetli olduğu gerekçesiyle de davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bir markanın kötü niyetle tescil ettirilmesi hali, mülga 556 sayılı KHK’da açıkça bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamış ise de, MK 2. maddesinden hareketle, Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda kötü niyetle marka başvurusu bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. Ayrıca buna gerek ve ihtiyaç da bulunmamaktadır. Bu bağlamda, KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca önceye dayalı hakkın ihlali, KHK’nın 8/4.maddesi veya Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markanın aynısı veya benzerinin tescil ettirilmesi gibi hususlar tek başına kötü niyetli başvuru olarak görülemez. Oysa somut olayda, mahkemece, kötü niyete ilişkin her hangi bir objektif delil ve emare gösterilmeksizin, sırf tanınmış markanın benzerinin tescil başvurusunda bulunulmasının kötü niyetli başvuru olarak kabulü de doğru bulunmamış ve bu sebeple de hükmün mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir." denilmektedir. İlk Derece Mahkemesince "...Üstün hak sahipliği yönünden ise izah olunduğu üzere tescile konu ibarenin jenerik ifade olması sebebiyle bu yöndeki iddiaların dinlenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır, şu hale göre davacının SMK 5/b,c,d ve 6/1,3,4,5 maddelerine dayalı hükümsüzlük iddialarının dinlenilme ihtimalinin bulunmadığı... " yönünde gerekçe oluşturulmuş ise de, davacı tarafça SMK 5/b,c,d maddelerine dayanılarak dava açılmadığı, bu yönden inceleme yapılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği anlaşılmıştır.Somut olayda davacı markasının Türkiye'de davalı başvurusundan önce kullanılarak hak sahipliği elde edildiğinin ve tanınmışlığının jenerik ibare olması nedeniyle ispat edilemediği, Yargıtay kararları gereği markanın tescil edilmesinin tek başına davalının kötüniyetli olduğunu göstermeyeceği, ilk derece mahkemesince, davalının sektörde 80 li yıllardan beri kullanılan jenerik ibareyi marka olarak tescil ettirmek suretiyle marka korunmasından yararlanmaya çalışmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu görüş esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kabulüne mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile,2-İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 25/06/2020 tarih, 2018/312 E., 2020/221 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-DAVANIN REDDİNE 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60- TL karar harcından peşin alınan 35,90-TL'nin mahsubu ile 391,70-TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00- TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 148,60-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 100,00-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 248,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 15/02/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog