3. Hukuk Dairesi
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ : 13.11.2023
NUMARASI : 2023/538 Esas
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVRUAN DAVACI : ISP GROUP MÜHENDİSLİK SANAYİ TİCARET LTD. ŞTİ.
DAVANIN KONUSU : 3. Kişinin açtığı Menfi Tespit (6183 s. Kanunun 79. maddesi Kaynaklı) BAŞVURU TARİHİ : 13.11.2023 İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ : 08.03.2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin Sakarya ilinden makine imalatı yapan bir firma olduğunu, davalılardan Makro Çelik Ltd. Şti. İle 2022 yılı 10. Ayından 2023 yılı 7. Ayına kadar birkaç sefer malzeme alımı olduğunu, davacının aldığı malzemeler karşılığında faturalar düzenlendiğini ve tüm bu fatura tutarlarının davacı şirket tarafından ödendiğini, davalılardan Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı Alemdar Vergi Dairesi Müdürlüğünce davacı şirkete 25.09.2023 tarihinde haciz ihbarnamesi e-tebligat ile gönderildiğini, 30.09.2023 tarihinde de okunmuş sayıldığını, davacı şirket bu haciz bildirisine 7 günlük süreyi sehven kaçırdığından itiraz edemediğini belirterek davacı şirketin davalılardan Makro Çelik şirketine borçlu olmadığının tespiti ile davacı şirkete davalı Vergi Dairesi tarafından gönderilmiş bulunan 25.09.2023 tarihli haciz bildirisi yazısının teminatlı veya teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava, 3. Kişinin açtığı menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesinin 13.11.2023 tarihli ara kararı ile "davacı vekilinin tedbiren durdurma talebinin reddine" ilişkin karar verilmiştir. Yerel mahkemenin bu ara kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacının davalıya borcunun kalmadığını, davacı şirketin davalı vergi dairesi başkanlığı tarafından gönderilen haciz bildirisine 7 günlük süreyi sehven kaçırdığından itiraz edemediğini, bunun üzerine davacı şirkete gönderilen haciz bildirisi açıklamasında da belirtildiği gibi menfi tespit davası açabilmesi için yasal zorunlu arabulucuya başvuru yapıldığını, arabuluculuk sürecinde taraflarla anlaşma sağlanamadığını, akabinde taraflarınca menfi tespit davası açıldığını ve tedbir talebinde bulunulduğunu, mahkemece 13.11.2023 tarihli ara karar ile tedbir talebinin reddine karar verildiğini, gerekçede "dava konusu işlemin idari işlem olduğu, mahkemenin durdurma yetkisinin olmadığı"nın belirtildiğini, davalı idarenin davacı şirkete gönderdiği yazının haciz bildirisi olup davacı şirketin davalı vergi dairesi borçlusu değil, 3.şahıs konumunda olduğunu, dolayısıyla davalı idare tarafından gönderilen haciz bildirisi yazısı idari işlem olarak düşünülemeyeceğini, özel hukuka ilişkin bir işlem olduğunu, idari işlem olarak düşünülse idi bu davanın idare veya vergi mahkemesinde açılacağını, mahkemenin bu hususta yanılgıya düştüğünü, Vergi Dairesinin gönderdiği 25.09.2023 tarihli yazı içeriğindeki açıklama kısmında bizatihi vergi dairesi menfi tespit davası açılması gerektiğini ve mahkemenin tedbir kararı vermesi halinde işlemin duracağının belirtildiğini, yerel mahkemenin haciz bildirisi yazısındaki bu açıklamayı dikkate almadan tedbir talebinin reddine ilişkin karar vermesinin hatalı olduğunu belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesinin 13.11.2023 tarihli "tedbir talebinin reddine" ilişkin kararının kaldırılmasını ve davalı Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilmiş bulunan 25.09.2023 tarihli Haciz Bildirisi yazısının teminatlı veya teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosyanın, 2023/538 Esas sayılı dosyadan davalı Alemdar Vergi Dairesi yönünden tefrik edilerek 2023/543 yeni esasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.
Asıl dava ve tefrik edilen eldeki davaların mahiyeti ve hukuki tasniflerinin öncelikle yapılması gerekmektedir.
İlk derece mahkemesine başlangıçta birlikte açılan dava, davalılardan Makro Çelik Ltd.Şti yönünden , 2004 sayılı İcra İflas yasasının 72.maddesine göre menfi tespit istemine ilişkin olup; diğer davalı Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlı Alemdar Vergi Dairesi Müdürlüğü yönünden ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 79.maddesine göre 3.kişinin açtığı menfi tespit istemine ilişkindir. 6183 sayılı Kanunun 79. maddesi "...haciz bildirisi tebliğ edilen üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haczin tebliğinden önce borcun ödendiği veya malın tüketildiği ya da kusuru olmaksızın telef olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise durumu, haciz bildirisinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde tahsil dairesine yazılı olarak bildirmek zorundadır. Üçüncü şahsın süresinde itiraz etmemesi halinde, mal elinde ve borç zimmetinde sayılır ve hakkında bu Kanun hükümleri tatbik olunur. Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır..." düzenlemesine haizdir.
Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 79.maddesi, kamu alacaklarına ilişkin olmak üzere 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 89.maddesinin özel bir görünümü olup; bu kapsamda kamu idareleri tarafından harç, vergi, sigorta primi ve diğer kamu alacaklarınında dolayı yükümlünün 3.kişilerdeki hak ve alacaklarının nasıl takip edileceğine ilişkin özel düzenleme içermekte ise de; bu kapsamda açılacak davalarda 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 89/3.maddesine göre açılan menfi tespit davalarına ilişkin yargılama ve ispat usulleri da benzeşmektedir.
İhtiyati tedbir "...kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır." şeklinde tarif edilmiştir.(Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh.714-Prof. Dr. Hakan Pekcantez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammet Özekes)
İhtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerinde yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır. Nitekim 6100 sayılı HMK'nın onuncu kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389.maddesinin birinci fıkrasında "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yada tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanması... .... gibi sair hususlar da duraksamaya yer bırakmayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul ve prosodür vazedilmiştir. (Yargıtay., 1. Hukuk Dairesi 2012/436 E.N , 2012/7 K.N., 10.01.2012 tarih) HMK 390/2 maddesine göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir,
HMK 392 göre ise mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için yaklaşık ispat yeterlidir. Yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli ve tedbir verilmesini icap ettiren sebeplerinde bulunması gerekir.
Bu anlamda 6100 sayılı HMK'nun 390/1.maddesine göre İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden ve esas dava dosyası kapsamında talep edilebilecektir.
HMK'nın 390/3 maddesinde ihtiyati tedbir isteğinin haklılığı konusunda tam kanaat değil kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüştür.
Buna göre; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK'nun 390/3 maddesi gereğince tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. İhtiyati tedbir kararı verilmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığı hususunun her somut olayda, ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi ve belirtilen şartlar bulunduğu takdirde ihtiyati tedbir kararı verilmesi, aksi takdirde ise talebin reddine karar verilmesi gerekir.
İlk derece mahkemesince, davacı tarafın dosyaya sunduğu delillerle ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli olan yaklaşık ispat koşulunu sağlayamadığı ve davacının iddialarının ispatının yargılama gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebi reddedilmiştir.
Eldeki davada, dava konusu talebin, yani davacının haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığına ilişkin iddiası yargılamayı gerektirdiğinden; dairemizce de ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli olan yaklaşık ispat koşulunun bu aşamada oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Anılan sebeplerle ilk derece mahkemesince davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1.Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/538 Esas sayılı dosyasından verilen "Davacı vekilinin tedbiren durdurma talebinin Reddine" ilişkin 13.11.2023 tarihli ara kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin anılan ara karara yönelik istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2.Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 157,75 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3.Davacının istinaf başvurusu için yaptığı giderlerin üzerinde bırakılmasına, harcanmayan istinaf gider avansının yatırana iadesine,
4.Karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 362/1-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13.03.2024 Başkan ...
(e-imzalıdır)
Üye ...
(e-imzalıdır)
*Üye ...
(e-imzalıdır)
Katip ...
(e-imzalıdır)
*İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*