Esas No
E. 2021/91
Karar No
K. 2023/547
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

Ceza Genel Kurulu         2021/91 E.  ,  2023/547 K.

"İçtihat Metni"

İtirazname No : 2020/82204 KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ : KAHRAMANMARAŞ Çocuk

SAYISI: 408-476

I. HUKUKİ SÜREÇ

Nitelikli hırsızlık suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b, 143, 168/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 7 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi gereğince ceza süresince Kahramanmaraş'ta oynanacak futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrilmesine; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanun'un 116/2-4, 119/1-c, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kahramanmaraş 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.06.2012 tarihli ve 78-261 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 29.01.2014 tarih ve 2591-2737 sayı ile; "1- Hükmün tefhim edildiği son oturumda 18 yaşını bitirmeyen sanığın müdafii bulundurulmadan hükümlülüğüne karar verilmek suretiyle 1412 sayılı CMUK'un 141. maddesine aykırı davranılması,

2.Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 20/1-7. maddesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca fiili işlendiği sırada 12-15 yaş grubu içerisinde bulunan sanıkların işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal yönden inceleme yaptırılmasının gerekli olduğu, mahkemece sosyal inceleme raporuna gerek görülmediği taktirde ise gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

3.Hırsızlık suçu bakımından kurulan hükümlerde sanıklar hakkında TCK'nın 168/1-4. maddesinin uygulanması sırasında cezadan 1/2 oranından daha fazla indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Kahramanmaraş 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2014 tarihli ve 75-112 sayılı görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Kahramanmaraş Çocuk Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 408-476 sayı ile; sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b, 143, 31/3, 32/2, 168, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.580 TL; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanun’un 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 32/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.666 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiştir. Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 26.11.2019 tarih ve 10712-17009 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 08.10.2020 tarih ve 82204 sayı ile; "...Sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen tedbir kararının daha lehe olup aleyhe temyiz bulunmadığı hâlde bozma ilamı sonrasında atılı suçtan adli para cezasına hükmedilmesinin kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu, diğer taraftan ilk hükümde netice hapis cezasının 7 ay 23 gün yerine 7 ay 25 gün olarak belirlendiği, iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan ise sonuç olarak 6660 TL adli para cezasına karar verilmesi gerekirken 6666 TL şeklinde fazla cezaya hükmolunduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

23.07.2016 tarihli ve 29779-2 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na eklenen geçici 15/12. maddesine dayanılarak 05.11.2020 tarihli ve 31295 sayılı Resmî Gazete'de yayımı tarihinden 10 gün sonra yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 03.11.2020 tarihli ve 245 sayılı kararı ile Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 01.12.2020 tarihinden geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivinde bulunan tüm işlerin Yargıtay 6. Ceza Dairesine devrine karar verilmesi nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 08.12.2020 tarih ve 3568-4309 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU

Sanık hakkında mala zarar verme suçundan açılan kamu davasının Özel Dairece zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş; inceleme dışı sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1.Aleyhe temyiz bulunmayan ve sonuç olarak sanığın 7 ay 25 gün süreyle suç mahallinde oynanacak futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrilmesinden ibaret hükmün bozulmasından sonra Yerel Mahkemece, bu kez seçenek yaptırımın "infaz kabiliyetinin olmadığı" şeklindeki gerekçe ile sanığın adli para cezası ile cezalandırılmasına dair kararın 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı; aykırılık oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ilk hükümde "7 ay 25 gün" biçiminde belirlenen netice cezanın isabetli olup olmadığı,

2.İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan TCK’nın 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 32/2 ve 62. maddeleri uyarınca belirlenen 11 ay 3 gün hapis cezasının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen 20 TL ile çarpılması sırasında "6.660 TL" yerine "6.666 TL" olarak fazla ceza tayin edilmesinin mahallinde düzeltilebilir maddi yazım hatası mı olduğu yoksa bu hususun Özel Dairece düzeltilerek onanması mı gerektiği, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca 12.08.2011 tarih ve 3959-1623 sayı ile; sanığın 07.08.2011 tarihinde inceleme dışı sanık ... ile birlikte işlediği iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve nitelikli hırsızlık suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece; sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b, 143, 168/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 7 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen hapis cezasının TCK’nın 50/1-d maddesi uyarınca 7 ay 25 gün süreyle Kahramanmaraş’ta oynanacak futbol lig maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrilmesine; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan ise aynı Kanun’un 116/2-4, 119/1-c, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,

Hükümlerin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozulmasının ardından görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Yerel Mahkemece bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda, sanığın nitelikli hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b, 143, 31/3, 32/2, 168 ve 62. maddeleri uyarınca 4 ay 9 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, "infaz kabiliyetinin olmadığı" şeklinde gösterilen gerekçe ile sanığa verilen hapis cezasının bu kez TCK’nın 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.580 TL adli para cezasına çevrilmesine ve taksitlendirmeye; iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanun’un 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 32/2, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.666 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği,

15.07.1995 doğumlu olan sanığın, suç tarihi itibarıyla TCK’nın 31/3. maddesi uyarınca 15-18 yaş grubunda olduğu ve adli sicil kaydında bir adet hükmün açıklanmasının geri bırakılması kaydının bulunduğu, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

I- Aleyhe temyiz bulunmayan ve sonuç olarak sanığın 7 ay 25 gün süreyle suç mahallinde oynanacak futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrilmesinden ibaret hükmün, bozulmasından sonra Yerel Mahkemece, bu kez seçenek yaptırımın "infaz kabiliyetinin olmadığı" şeklindeki gerekçe ile sanığın adli para cezası ile cezalandırılmasına dair kararın kazanılmış hak ilkesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı; aykırılık oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde ilk hükümde "7 ay 25 gün" biçiminde belirlenen netice cezanın isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi;

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi; temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu, sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması şeklinde tanımlanabilir.

Latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, "lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı, hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.

Anılan kural, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu kuralla ilgili olarak CMK'nın 307. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.

Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olup fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde bu kural geçerli değildir. Cezalar TCK'nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamında değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca;

14.01.2014 tarihli ve 13-5 sayılı kararda, aleyhe değiştirme yasağının TCK’nın 191. maddesinde öngörülen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirini kapsamadığı,

18.06.2013 tarihli ve 1432-323 sayılı kararda, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmolunurken tekerrüre esas alınan ilâmın kararda gösterilmesinin zorunlu olmadığı, ancak adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına karar verilmemiş olması ve aleyhe yönelen temyizin de bulunmaması durumunda tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden hükmün bozulamayacağı,

20.12.2011 tarihli ve 219-280 sayılı kararda, bir güvenlik tedbiri olan zoralımla ilgili olarak ceza ile sınırlı tutulan aleyhe değiştirme yasağının uygulanamayacağı,

05.07.2011 tarihli ve 119-162 sayılı kararda, TCK'nın 55. maddesinde düzenlenen kazanç müsaderesi hakkında bir karar verilmemiş olmasının, hüküm yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş olsa dahi aleyhe değiştirme yasağına konu olamayacağı,

11.05.2010 tarihli ve 87-112 sayılı kararda, ertelemenin kanuni sonucu olması nedeniyle zorunlu olarak hükmedilmesi gereken denetim süresine ilişkin hataların, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri uyarınca infaz aşamasında düzeltilmesi mümkün olduğundan bu hususun aleyhe değiştirme yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceği,

10.03.2009 tarihli ve 241-57 sayılı kararda, CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine ilişkin olarak belirlenen denetim süresinin, cezaya ilişkin olmadığından kazanılmış hak kapsamında bulunmadığı,

12.12.2006 tarihli ve 301-296 sayılı kararda, TCK’nın 53. maddesinin güvenlik tedbirleri arasında sayılması nedeniyle bu konudaki hataların kazanılmış hakka konu teşkil etmeyeceği,

20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararda, cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin uyarlama yargılamasında verilen kararlar bakımından geçerli olmadığı,

20.01.2004 tarihli ve 278-1 sayılı kararda ise; hükümde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında buna ilişkin verilen kararların kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulduğu, bu kapsamda cezaların toplanmasına ilişkin kararların kazanılmış hak oluşturmayacağı, Sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlara ilişkin kanuni düzenlemeler üzerinde durulması gerekmektedir. TCK'nın "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Cezalar" başlıklı birinci bölümünde yer alan "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a)Adlî para cezasına,

b)Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c)En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d)Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e)Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f)Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir. (2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez. (3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir. (4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. (5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir. (6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz. (7)Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir." düzenlemesini taşımaktadır.

Maddenin altıncı fıkrasında kısa süreli hapis cezası yerine hükmolunan tedbirin gereklerinin yerine getirilmemesinin hukuki sonuçları düzenlenmiş olup hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkemece kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilecek ve bu karar derhâl infaz edilecektir. Bu durumda, uygulamada asıl mahkûmiyet kısa süreli hapis cezası olacaktır. Hükmolunan seçenek tedbirin, hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda ise, aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilecektir. Öte yandan, 5275 sayılı Kanun'un "Adli para cezasının infazı" başlıklı 106. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili dört ve on birinci fıkralarında ise; "(4) Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu ceza hapse çevrilemez. Bu takdirde on birinci fıkra hükmü uygulanır... (11) İnfaz edilen hapsin süresi, adli para cezasını tamamıyla karşılamamış olursa, geri kalan adli para cezasının tahsili için ilâm, Cumhuriyet Başsavcılığınca mahallin en büyük mal memuruna verilir. Bu makamlarca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre kalan adli para cezası tahsil edilir." hükmü yer almakta olup çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu cezaların hapse çevrilemeyeceği, ancak kamu alacaklarının tahsili yöntemine başvurularak tahsil edileceği öngörülmüştür.

Anılan Kanun'un diğer seçenek yaptırımların infazını düzenleyen 109. maddesinde ise kısa süreli hapis cezası yerine TCK'nın 50. maddesine göre hükmedilen seçenek yaptırımların infazında uygulanacak rejimin Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük' te gösterileceği belirtilmektedir.

Gelinen aşamada ifade etmek gerekir ki, geçerli bulunan hukuk kurallarına göre suç oluşturan fiili işlediği sabit olan faile verilecek cezanın amacı başlangıçta kefaret (ödetme) anlayışına dönük iken zaman içerisinde bu anlayıştan vazgeçilerek failin ıslahı ve topluma kazandırılması hedeflenmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de; ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken, kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir hayat biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu açıklanmıştır.

Diğer taraftan, uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi bakımından, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilip ülkemizce 14.09.1990 tarihinde imzalanan ve 09.12.1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesinin birinci fıkrası; "Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.";

37.maddesi, "Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.", 40. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, "1. Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlal ettiği iddia edilen ve bu nedenle itham edilen ya da ihlal ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları gözönünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.

4.Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır. " hükümlerini ihtiva etmektedir.

Bu düzenlemeler ile uyumlu olacak şekilde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Temel ilkeler" başlıklı 4. maddesinde, bu Kanun'un uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla yarar ve esenliğinin gözetilmesi, kararların alınmasında ve uygulanmasında çocuğun yaşına ve gelişimine uygun, eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi, çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması gibi prensipler hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi çocuk sanıklar hakkında verilen hükümlerin infazındaki temel amaç, çocuğun gelecekte yeniden suç işlemekten uzak kalabilmesini, topluma kazandırılmasını, toplumun da yeni suçlardan korunmasını sağlamaya yöneliktir. Çocuk sanık hakkında hükmolunan ve son çare olarak düşünülen hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı mümkün olmakla birlikte bu ceza kısa süreli olması nedeniyle TCK'nın 50. maddesi uyarınca adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmişse, adli para cezasının ödenmemesi ya da seçenek yaptırımların yerine getirilmemesi hâlinde artık kısa süreli hapis cezasının tamamen ya da kısmen infazına karar verilemeyecektir.

Çocuk sanıklar hakkında, sadece adli para cezasının infazı açısından bir istisna getirilerek hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu cezanın hapse çevrilemeyeceği ancak kamu alacaklarının tahsili yöntemine başvurularak tahsil edileceğinin düzenlenmiş olması ve diğer seçenek yaptırımlar yönünden böyle bir istisnaya yer verilmemesi nedeniyle TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrasının çocuk sanıklar hakkında da uygulanmasının mümkün olduğu ileri sürülebilir ise de, 5395 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (i) bendinde çocuk haklarının korunması amacıyla özgürlüğü sınırlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması ilkesinin benimsenmiş olması karşısında, adli para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu cezanın hapse çevrilmesi yasağına benzer şekilde, diğer seçenek yaptırımların gereğini yerine getirmeyen çocuk sanık hakkında da kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilemeyeceği ve adli para cezasına çevrilme de dahil olmak üzere diğer seçenek yaptırımlara hükmolunması seçeneklerinin değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır.

Hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi, cezanın, sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir kişiselleştirme kurumudur. Kanun koyucu bu kapsamda hâkime belli şartlar çerçevesinde hükmolunan kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Takdir hakkı kullanılırken, hükmedilecek yaptırımın, sanığın işlediği suç ve dosya kapsamı ile uyumlu olması gerektiği gözden uzak tutulmamalı, sanığın suç işlemesinde, suça yönelmesinde veya zararlı alışkanlıklar edinmesinde ya da bağımlılık yapan maddeler kullanmasında çevresel, psikolojik, sosyal veya ekonomik etkisi bulunan veyahut yeniden suç işlemesine yol açan etkenleri tetikleyecek yerler veya etkinliklerden, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayacak şekilde uzaklaştırılması gerektiği dikkate alınmalıdır. Kanunda seçenek yaptırımlardan adli para cezasının ceza niteliğinde olduğu açıkça vurgulanmış iken diğer seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olup olmadıklarına tam bir açıklık getirilmeden sadece tedbir niteliğinde olduklarının belirtilmesiyle yetinilmiştir.

Öğretide kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların hukuki niteliği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Özgenç’e göre, "belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma" (m. 50/1-d) ve "ehliyet veya ruhsat belgelerinin geri alınması veya belli bir meslek veya sanatı yapmaktan yasaklanma" (m. 50/1-e) güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlardır; "bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla bir eğitim kurumuna devam etme" (m. 50/1-c) ve "kamuya yararlı bir işte çalıştırılma" (m. 50/1-f) ise, ne tedbir ne ceza ne de yaptırımdır, birer yükümlülüktür; "mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesi" de (m. 50/1-b) yükümlülük olarak değerlendirilebilir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2014, s. 675 vd). Koca/Üzülmez’e göre seçenek yaptırımların hukuki niteliği güvenlik tedbiridir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2014, s. 532-533). Çınar ise seçenek yaptırımların önlem olduğu kanaatindedir (... Rıza Çınar, Türk Ceza Hukukunda Cezalar, Turhan Kitabevi, Ankara 2005, s. 37). Hafızoğulları/Özen ve Çetin bakımından ise;

50.maddede, hürriyeti bağlayıcı ceza yerine geçen cezalar, kanunla konulmuşlardır. Bunlar, ihlalde bulunan muhatabına, Devletin mahsus organları eliyle ve zorla uygulanmaktadırlar. Kanun'un 50/1-f maddesi hükmünde öngörülen "gönüllü olmak koşuluyla" hükmü, kuralın bir istisnası değildir, çünkü fail, bu madde hükmünde belirtilen yoksunluğa gönüllü katlanmak istemediğinde, hakkında ihlalin karşılığı hürriyeti bağlayıcı ceza verilecek ve uygulanacaktır. Öyleyse ortada, kısa süreli hapis cezasına seçenek olarak getirilen cezaların veya Kanun’un ifadesiyle yaptırımların cebrîliğini gideren bir durum bulunmamaktadır. Sonuç olarak seçenek yaptırımların tümü cezadır (Zeki Hafızoğulları- Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, US-A Yayıncılık, Ankara 2010, s. 473; Soner Hamza Çetin, Türk Ceza Kanununda Seçenek Yaptırımlar, Adalet Yayınevi, Ankara 2011, s. 38-39). Özbek’e göre, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazminin tedbir niteliğinde olup olmadığı tartışılır olmakla birlikte, bu yaptırımların güvenlik tedbiri olarak kabul edilmesi gerekir (Veli Özer Özbek-M. Nihat Kanbur-Pınar Bacaksız-Koray Doğan-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2010, s. 603-604). Zafer de, TCK'nın “güvenlik tedbirleri” başlığı altında düzenlenen klasik güvenlik tedbirlerinden farklı olmakla birlikte bu tedbirlerin de hukuki nitelikleri itibarıyla güvenlik tedbiri niteliği taşıdığı görüşündedir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, TCK m. 1-75, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2015, s. 476, 485-486). Göktürk'e göre de, "bir eğitim kurumuna devam etme" (m. 50/1-c), "belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma" (m. 50/1-d), "ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınması, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanma" (m. 50/1-e) yaptırımları güvenlik tedbiri; "mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesi" (m. 50/1-b), "kamuya yararlı bir işte çalıştırılma" (m. 50/1-f) yaptırımları ise onarıcı adalet yaptırımı niteliğinde olup ceza adalet sistemimizde cezalar ve güvenlik tedbirleri yanında üçüncü bir kategori olarak onarıcı adalet yaptırımına da yer verilmek suretiyle iki şeritli yaptırım sisteminden üç şeritli yaptırım sistemine geçildiğini söylemek mümkündür (Neslihan Göktürk, Türk Ceza Hukuku Sisteminde Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptırımların Hukuki Niteliği, Dünya'da ve Türkiye'de Ceza Hukuku Reformları Kongresi, 12 Levha Yayıncılık, Cilt II, s.1891-1898).

TCK'nın 45. maddesinin metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş olduğundan her biri aynı niteliği taşımamakla birlikte adli para cezası dışındaki diğer seçenek yaptırımların birer güvenlik tedbiri olduğunu söylemek mümkündür. 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde de açıkça adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde bulundukları ifade edilmiş olup bu yaptırımların infaz sürecinde değiştirilebilir olmaları da güvenlik tedbiri olarak değerlendirilmelerine daha uygundur.

B. Hukuki Nitelendirme

Sanık hakkında "7 ay 23 gün" yerine "7 ay 25 gün" şeklinde hatalı olarak hükmolunan kısa süreli hapis cezasının, sonuç ceza süresince suç yerinde oynanan futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrildiği, hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Özel Dairece bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece "infaz kabiliyetinin olmadığı" biçiminde gösterilen gerekçe ile sanığın bu kez adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılan dosya kapsamında;

Suça sürüklenen çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda bu ceza hapse çevrilemeyecek olmakla birlikte adli para cezasının kamu alacaklarının tahsili yöntemine göre istenebilir olması karşısında, Hazineye karşı devamlı bir borç tehdidi altında bırakılmasına göre suça sürüklenen çocuğun yeniden suç işlemesini engelleme, topluma kazandırılması ve suça yönelmesinde belirleyici olan etkenlerin ortadan kaldırılması gibi amaçlara yönelik olan seçenek yaptırımların, sosyal ve mali durumun da gözetilerek temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak şekilde yükümlülük getirmemeleri koşuluyla daha lehe olduğu kabul edilmekle,

Aleyhe değiştirme yasağının münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup TCK'nın 50. maddesindeki "güvenlik tedbiri" niteliğindeki seçenek yaptırımların bu yasak kapsamında değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; bahse konu yasağın amacının, sanık veya sanık lehine kanun yoluna başvuran kişilerin, aleyhe bir sonuç ile karşılaşacakları korkusu yaşamaksızın kanun yollarına başvurmalarını temin etmek olup aleyhe temyiz bulunmayan ahvalde sanığın bozma kararından sonraki durumunun kanun yoluna başvurmadan önceki durumundan daha kötü olmaması gerektiğini sağlamak olduğu dikkate alınarak ceza niteliğinde olmamakla beraber ceza yerine hükmolunan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek tedbirlerin de sanığın kişiliği, mali ve sosyal durumu gözetilip kazanılmış hak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, infaz kabiliyetinin olmadığında kuşku bulunmayan, işlenen suç ve dosya kapsamı ile de uyumlu olmayan, suç yerinde oynanacak futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanma şeklindeki seçenek yaptırımın, maddede yazılı bulunan diğer seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, aleyhe değiştirme yasağına aykırı olacak şekilde sanığın adli para cezası ile mahkûmiyetine karar verilmesinde ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II- İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan “6660 TL” yerine “6666 TL” şeklinde fazla ceza tayin edilmesinin mahallinde düzeltilebilir maddi yazım hatası mı olduğu yoksa bu hususun Özel Dairece düzeltilerek onanması mı gerektiğine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi;

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre karar kelimesinin anlamı; bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargıdır. Aynı sözlükte, hukukta karar; herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm olarak ifade edilmiştir.

Bu tanımlardan yola çıkıldığında, yargısal karar; bir yargılama işlemi sonunda belli bir yönteme bağlı olarak verilmiş, kesin yargıyı ifade eden belge olarak tanımlanabilir. Bu durumda kararın en önemli özelliği olarak kesinlik karşımıza çıkmaktadır. Kesinlik kelimesinin sözlük anlamı ise; bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumudur. CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.", "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinin üçüncü fıkrası; "Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.",

Aynı maddenin altıncı fıkrası ise; "Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." hükümlerini içermektedir.

Anılan bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra CMK'nın 223. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm verilmesi zorunludur. Bu hükümde gerekçeye yer verilmese dahi, Kanun'un 232. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkânının bulunup bulunmadığının, başvuru imkânı varsa süresi ve merciinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde gerekçesi açıklanmadan hüküm verilmesine kısa karar denilmektedir. Kısa karar olarak adlandırılan bu hüküm fıkrasının, tümüyle duruşma tutanağına geçirilmesi, akabinde okunarak gerekçesinin ana hatlarıyla anlatılması gerekmekte olup kısa karar yani hüküm bu şekilde açıklandıktan sonra geçerlilik kazanacaktır.

Gerekçeye yer verilmeden sadece kısa karar olarak adlandırılan hüküm-sonuç bölümünün açıklanmasından sonra, maddi olayın açıklandığı sorun bölümü ile delillerle sonuç arasındaki bağın, yani neden bu sonuca ulaşıldığının anlatıldığı ve hukuki nitelendirmenin yer aldığı gerekçe bölümünün hüküm fıkrasına da yer verilmek suretiyle, kısa kararın açıklanmasından itibaren on beş gün içinde yazılması gerekmektedir. Bu şekilde sorun, gerekçe ve hüküm-sonuç bölümünden oluşan karara, uygulamada gerekçeli karar denilmektedir.

Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulama ve kabullerine göre hükmün esasını kısa karar oluşturmaktadır. Tutanağa geçirilmesi ve açıklanması suretiyle hukuken geçerlilik kazanmış kısa kararın/hükmün önemine binaen mahkemelerin kısa karar oluştururken son derece dikkatli ve ciddi davranmaları gerekmektedir. Ancak hüküm kurulurken hatalı sonuçlara ulaşılabildiği, örneğin nitelikli hâller nedeniyle ceza artırılırken artırım oranlarında hata yapıldığı, indirim maddesinin uygulanması sırasında da hesap hatası yapılarak daha az cezaya hükmolunduğu, ilgili kanun maddesinde suç için hapis cezası ile birlikte para cezası da öngörüldüğü hâlde yalnızca hapis ya da para cezası ile mahkûmiyete karar verildiği, kanunda öngörülen cezanın alt sınırının da altında olacak şekilde bir ceza tayin edildiği veya belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması sırasında işlem hataları yapıldığı görülmektedir.

Uygulamada hükmün kurulması sırasında yapılan hatalar; uygulama hatası, hesaplama hatası, yazım hatası şeklinde tasniflere tabi tutulmaktadır. Uygulama hatası; yargılama araçlarının belirli biçimde hatalı takdir edilmelerinden kaynaklanan hukuki yanılgılardır. Hesaplama hatası, cezanın artırımı veya eksiltimi sırasında yapılan matematiksel işlem hatalarıdır. Yazım hataları ise, olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi hâlinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasıdır. Esasen hesaplama ve yazım hataları da uygulama neticesinde ortaya çıkmış hatalar olduğundan sonuç itibarıyla birer uygulama hatasıdır. Kaldı ki, bazen yapılan yanlışlığın ne tür bir hata olduğu da tam olarak belirlenememektedir.

Mahkemenin hata yapıldığından bahisle kısa kararda yer verilmeyen hususlara gerekçeli kararda yer vermesi veya kısa kararı sonradan değiştirmesi usul ve kanuna aykırı olacaktır. Bu konuda öğretide, "Gerekçe ile birlikte hüküm fıkrası tekrar yazılırken, duruşmada yazılıp okunmuş olan hüküm fıkrasında, yani kısa kararda hiçbir değişiklik yapılamaz. Esas olan, duruşmada okunmuş bulunan hüküm fıkrasıdır" (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 2013, s.

714.şeklinde görüşler bulunmaktadır. Ancak yerleşmiş uygulama ve kabullere göre, uygulama ve hesap hataları dışında kalan ve sonuç ceza üzerinde değişikliğe yol açmayan maddi yazım hatalarının yöntem ve zaman sınırlamasına tabi bulunmaksızın, bizzat bu hatayı yapan mercii tarafından kendiliğinden veya denetim muhakemesi sonunda verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilmesi mümkündür. Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak hatalı oluşturulan hükmün yalnız sanık lehine temyiz edilmesi hâlinde aleyhe düzeltme yasağı kuralı çerçevesinde sonuç cezanın kanun yoluna başvuruda önemi ve Yargıtay ilgili dairesinin ne şekilde karar vereceği hususuna da değinmek gerekecektir.

Ayrıntıları yukarıda da açıklandığı üzere, cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe olduğu tespit edilip inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.

Temyiz yargılama makamı olan Yargıtayın görevi, kural olarak, denetimini yaptığı hükümde hukuka aykırılık bulunup bulunmamasına göre hükmü bozmak veya onamaktır. Temyiz incelemesi sırasında Yargıtay, temyiz nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığı çözecek nitelikte bir karar verecektir. Temyiz edilen hükümde hukuka aykırılık bulunmaması hâlinde hüküm onanacak, hukuka aykırılık bulunması hâlinde ise karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken CMUK'un 321. maddesine göre hüküm bozulacak ya da bozulan hüküm yerine aynı Kanun'un 322. maddesine göre Yargıtayca davanın esasına hükmedilecektir. Buna göre, Yargıtay temyiz dilekçesinde ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın son karara etkili olan tüm kanuna aykırılıkları inceleyip aykırılık saptaması durumunda da bozma kararı verme hak ve yetkisine sahiptir. Bu konuyla ilgili olarak getirilen sınırlamalar, CMUK’un 326. maddesinin son fıkrasında yer alan; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." kuralı ile 05.03.1941 tarihli ve 50-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca katılanın münhasıran kendi şahsi haklarına hasrettiği temyiz istemi üzerine sanık lehine bozma yapılamamasıdır. Bu iki istisna dışında, Yargıtayca incelenen ve kanuna aykırılık taşıdığı belirlenen bir hükmün, temyiz edenin sıfatı nazara alınarak sanık lehine veya aleyhine bozulmasına bir engel bulunmamaktadır.

Gelinen aşamada temyiz incelemesi sırasında hükümdeki uygulama, hesaplama ve maddi (yazım) hatalarının aleyhe temyiz olmaması hâlinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği de tartışılmalıdır. Hükümdeki suç tarihi, isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasından kaynaklanan maddi (yazım) hataları aleyhte değiştirme yasağı kapsamında olmadığından Yargıtayca düzeltilebileceği kuşkusuzdur. Kanun maddesinin yanlış yorumlanmasının söz konusu olduğu, hâkimin takdirine bağlı ve bilinçli uygulamalardaki hata ve aykırılıkların yani uygulama hatalarının aleyhte değiştirme yasağı kapsamında kalacağı konusunda da tereddüt bulunmamaktadır.

Hesap hatalarının ise bu yasak kapsamında kalıp kalmadığı konusunun, hesap hatasının sonuç cezaya etkisi gözetilerek çözümlenmesi gerekmektedir. CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağının konusunu temel ceza ya da indirim-artırım sırasındaki ara ceza miktarı değil, sonuç ceza oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, cezanın belirlenmesi aşamasında artırım ya da indirim yapılırken hesap veya yazım hatası yapılıp bir sonraki hesaplamanın yapıldığı ya da sonuç cezanın açıklandığı fıkrada bu hatadan dönülerek doğru sonuca ulaşılmış, dolayısıyla aradaki hesap ya da yazım hatası sonuca etkili olmamış ise, yapılan hesap ya da yazım hatası cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağı kapsamında kalmayacak, aksi hâlde, yani yapılan hesap ya da yazım hatası, sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belirlenmesine yol açmış ve hüküm bu sonuç üzerine kurulmuş ise, hatalı da olsa açıklanan ve hükmedilen bu ceza miktarı anılan kurala konu olacaktır. Aleyhe temyiz bulunmadığı hâlde sonuç cezanın hesap hatası, yazım hatası denilerek düzeltilmesi veya kazanılmış hak saklı tutulmadan bozmaya konu edilmesi CMUK'un 326. maddesinin dördüncü fıkrasındaki amir kurala aykırı olacaktır.

Nitekim Ceza Genel Kurulu da çeşitli kararları ile hesap hatası yapılan hükme ilişkin lehe temyiz davasında aleyhe değiştirme yasağına açıklık getirmiş; 31.01.1949 tarihli ve 171-35 sayılı ilâmda "Temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilerek incelemenin buna göre yapılması gerektiği, sanık lehine tecelli edecek bir hatanın tazammun edeceği hukuki neticelerin aleyhte tevessülatta bulunmadıkça değiştirilemeyeceği"; 19.06.1967 tarihli ve 114-162, 13.04.1964 tarihli 154-167 sayılı kararlarda "İlk hüküm sanık tarafından temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsaydı durum ne olacak idiyse, lehe temyizin bu durumu değiştirmemesi gerektiği"; 07.10.2008 tarihli ve 198-211, 15.12.2015 tarihli ve 602-509 sayılı ilamlarda da "Hesap hatası sonucunda eksik tayin edilen hapis cezasının ceza miktarı yönünden kazanılmış hak oluşturacağı" sonuçlarına ulaşılmıştır.

B. Hukuki Nitelendirme

Yerel Mahkemece sanık hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan hüküm kurulurken TCK’nın 116/2-4, 119/1-c, 31/3, 32/2 ve 62. maddeleri uyarınca 11 ay 3 gün biçiminde belirlenen hapis cezasının hesaplanmasında bir hata bulunmadığı hâlde, kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrildiği aşamada, hapis cezasının karşılığı olan 333 tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen 20 TL ile çarpılması sırasında “6.660 TL” yerine “6.666 TL” şeklinde ceza tayin edildiği anlaşılmakla, yapılan hatanın, sanığın daha fazla ceza almasına yol açması ve hükmün bu sonuç ceza üzerine kurulmuş olması karşısında, temyiz edenin sıfatı ile yargısal kararın önemi ve belirliliği, Anayasa ile güvence altına alınan hukuki güvenliğinin korunması ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, bu hususun temyiz incelemesi sırasında düzeltilerek onanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2.Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 26.11.2019 tarihli ve 10712-17009 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3.Sanık hakkında Kahramanmaraş Çocuk Mahkemesince verilen 01.10.2015 tarihli ve 408-476 sayılı, a- İş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün, sonuç cezanın “6.660 TL” yerine “6.666 TL” şeklinde belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün, sekizinci bentte yer alan "6.666 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "6.660 TL" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

b- Nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hükmün, işlenen suç ve dosya kapsamı ile uyumlu olmayan, infaz kabiliyeti de bulunmayan, sanığın suç yerinde oynanacak futbol ligi maçlarına gitmekten yasaklanması seçenek yaptırımının, maddede yazılı diğer seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, aleyhe değiştirme yasağına aykırı olarak sanığın adli para cezası ile cezalandırılmasına dair yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4.Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.10.2023 tarihinde yapılan müzakerede, birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.