2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. ADANA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2020/569 Esas - 2022/273
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ADANA
ASLİYE TİCARET 2. MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
2- ... ANONİM ŞİRKETİ - ...
GEREKÇELİ KARARIN
Davacı tarafından açılan davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
DAVANIN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin satıcı firma olan ... Yolu Üzeri 9.km ... köyü Mevkii ... adresinde bulunan davalı .... A.Ş.’den 30.03.2017 tarihinde ÖTV indirimli olarak 61.800,00-TL bedel karşılığında araç satın alındığını ve aracın tescil tarihinin 12.04.2017 olduğunu, ayıplı aracın üretici firmasının ise diğer davalı olan ... (... A.Ş.) olduğunu, müvekkilinin aracı satın aldığı günden itibaren en az 20 kere arıza verdiğini, çoğu arızalarda satıcı firma tarafından çekici ile alınıp servise götürüldüğünü, satıcı firmanın aracın sorunlarını geçici olarak garanti kapsamı içerisinde göstermelik onarmaya çalıştığını, arızaların geçici olarak giderildiğini, aracın aynı arızaları vermeye devam ettiğini, aracın gizli ayıplı olması ve serviste kaldığı sürelerden aracın ayıbında herhangi bir düzelme olmaması, müvekkilinin kullandığı aracın ticari araç olması ve bu araçla para kazanması gerekirken aracın sürekli arıza yapması ve kazançtan mahrum kalması sebebiyle aracın aynı model araçla değiştirilmesi için Adana 7. Noterliği'nden 22.11.2018 tarihinde ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini ancak keşide edilen ihtarnameye verilen cevabın süresinde olmadığını ve olumsuz olduğunu, geç cevap verilen Kadıköy 4. Noterliği'nin 31.12.2018 tarih ... yevmiye sayılı cevabi ihtarnamede "taraf sıfatı bulunmadığından kendilerinin sorumlu olmadığı ve üretici firmadan gelen cevaba göre araçta iddia edilen hususların hiçbir şekilde üretim kaynaklı olmadığı" ifade edildiğini, müvekkilinin hem maddi hem de manevi zarara uğradığını, bu sebeplerden dolayı 30.03.2017 tarihinde satışı yapılan ... şase numaralı, ... motor numaralı 2016 model sarı renkli ... tipli, ... plakalı ... marka aracın aynı marka ve model araç ile değiştirilmesini, davanın kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalılar vekili mahkememize sunmuş olduğu dilekçesinde, davacının dava konusu aracı 30.03.2017 tarihinde satın aldığını, teslim tarihinden sonra 3 ay gibi bir süre kullandığını, bu süre içinde herhangi bir bildirimde bulunmadığını, iddia edilen ayıp nedeniyle müvekkili firmalara makul süre içinde bildirim yapılmadığından davanın reddini talep ettiklerini, ticari garanti kapsamında müvekkili şirketin sadece aracın ücretsiz onarımından sorumlu olduğunu, aracın mesleki bir amaçla kullanılmasından dolayı davacının aracı satın alırken kabul etmiş olduğu ticari garanti esasları gereği hiçbir zaman için araç değişimi hakkının bulunmadığının gözden kaçırılmaması gerektiğini, dava konusu araçta ayıp olarak nitelendirilebilecek maddi bir hasar ya da eksikliğin söz konusu olmadığını, aracın misli ile değişimine karar verilmesi halinde aracın her türlü borçtan ari bir şekilde iadesini ve müvekkili şirketlerden .... A.Ş. adına hukuki teslim ve tesciline karar verilmesinin gerektiğini, araçta müvekkil şirketlerin kusurlu bir eylemi ya da fiili olmaksızın meydana gelmiş bir değer kaybı var ise davanın kabulü halinde bunun tespit edilerek iade edilmesinin gerektiğini beyanla davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Adana Asliye hukuk 11. Mahkemesinin 2019/... Esas 2019/... sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememize tevdi edildiği görüldü. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz.
Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
TTK m.4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m.4 (1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4 (1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m.4 (1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir. 507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.
Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan,
TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11-2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir(Diyarbakır Bölge Adliye 6. Hukuk Dairesine ait 11.11.2021 tarih, 2021/2976 esas ve 2021/1442 karar sayılı ilamı).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; dava dilekçesinde, davacının, dava konusu aracı, taksicilik mesleğini ifa etmek için satın aldığı ancak arızalar nedeniyle aracı mesleki faaliyetlerinde kullanamadığı ve ticari kayıp yaşadığı ileri sürülmüş ve dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış ancak görevsizlik kararı verilmiştir. Yine dosya arasındaki araç ruhsat bilgilerine göre, dava konusu aracın kullanım amacının ticari taksi olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davalılar her ne kadar tacir ise de, davacı için 5 Ocak Vergi Dairesine yazılan müzekkereye verilen cevapta basit usulde vergi kaydının bulunduğu, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında vermiş olduğu gelir vergisi beyannamesinde gelirinin, TTK m.11-2 gereğince çıkarılan Bakanlar Kurulu kararında belirtilen VUK 177'deki hadleri aşmadığı, ayrıca davacının Adana Esnaf ve Sanatkarlar Odasında kaydının olduğu, dava konusu aracın da ...ne rehinli olduğu, buna göre davacının mesleki faaliyetlerinin esnaf sınırında kaldığı, genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.
Görev hususu HMK 114/c maddesi gereğince dava şartı olup, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, 6100 sayılı HMK’nın 30, 115/1. ve 138. maddeleri ve usul ekonomisi uyarınca mümkün olduğundan (Hukuk Genel Kurulu 2017/15-2141E. 2019/442 K.) mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki hüküm hukuka uygun bulunmuştur
1.HMK 114-1/c ile 115-2 gereğince mahkememizin görevsizliği nedeniyle DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE,
2.Kararın kesinleşmesinden sonra merci tayini için dosyanın Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
3.Yargılama harç ve masrafların görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe veya zabıt katibine yapılacak beyanla, taraflarca talepte bulunulmaması halinde resen Adana BAM Hukuk 4.Dairesine gönderilmek üzere karar verildi.
09.03.2022 Katip ... e- imzalıdır Hakim ... e- imzalıdır