44. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/124
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 09/03/2023
NUMARASI: 2021/60 E. - 2023/41 K.
DAVANIN KONUSU: Marka
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/03/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı-karşı davalı ...A.ş. vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ... ibaresi üzerinde öncelik hakkı sahibi olduğunu, davalının buna rağmen ... ibareli markaları tescil ettirmesinin kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle davalıya ait ..., ..., ..., ..., ..., ...markalarının hükümsüzlüğünü ve ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... nolu markaların da hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiştir.
Davalı-Karşı davacı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden; ... ibaresi üzerinde müvekkilinin önceye dayalı hak sahipliğinin olduğunu ve hükümsüzlüğe konu markalarının iltibasa sebebiyet vermediğini bu nedenlerle asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, karşı dava yönünden; müvekkili şirket adına tescilli olan “...", “ ...", “... DERSANESİ“, “... DERSANESİ", “... DERSANELERİ" ve “...” markalarına vaki tecavüz sayılabilecek olayların öncelikle tespitine, müvekkili şirketin tescilli iki markasına vaki tecavüz fiillerinin durdurulmasına, tecavüzün giderilmesi ve fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000.000.000 TL maddi ve 1.000,000.000.TL manevi tazminat ile 1.000.000.000.TL yoksun kalınan zararının tazminine, marka hakkına tecavüz dolayısıyla üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, cihaz, makine gibi vasıtalara el konulmasına ve bu el konulan ürünler üzerinde müvekkili şirkete mülkiyet hakkının tanınmasına, marka hakkına tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkemece; "Asıl DavadaDavanın Kabulüne, 1-TPMK nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markaların HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE VE SİCİLDEN TERKİNİNE, 2-Kararın kesinleşmesini mütakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'na gönderilmesine,Karşı davada;17/06/2021 tarihli duruşmada; KARŞI DAVANIN HMK 150/1. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına karar verildiği, işlemden kaldırıldığı tarihten sonra yenilenmediği ve aradan üç ayı aşkın bir zaman geçtiğinden HMK.’nın 150/5 maddesi gereğince KARŞI DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, " karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı-karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya cevap dilekçesindeki beyanları tekrarla, yerel mahkemece “sınıf benzerliği” incelemesi dahi yapılmaksızın, her türlü mal ve hizmetler bakımından markalar benzermiş gibi davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin benzerlik ve karıştırılma ihtimaline ilişkin iddialarına katılmadıklarını, gerek mahkemenin esas aldığı önceki kararlarda, gerekse de dosyada düzenlenen bilirkişi raporunda, benzerliğin ancak 41. sınıf içinde yer alan eğitim öğretim hizmetleri bakımından söz konusu olduğunun tespit olunduğunu, ancak buna rağmen mahkemece, müvekkilinin markalarını “tümüyle" hükümsüz kılındığını, bu şekilde bir karanın kabulünün mümkün olamayacağını, mahkeme açıkça hiç inceleme yapılmadığını, müvekkilinin markalarının hangi mal ve hizmetlerde yer aldığına dahi bakmaksızın haksız şekilde davayı tümden kabul ettiğini, yayıncılık hizmetleri ile eğitim öğretim hizmetlerinin benzer olmadığını, ... ibaresinin görece ayırt ediciliğinin düşük olduğu, bu durumun Markaların karıştırılması ihtimalini daha da düşüreceğini , müvekkilinin ... esas unsurlu markaları 45 yılı aşkın süredir kullanmakta olduğunu bu kullanımlarına karşın davacının üstün hak iddiasının dinlenemeyeceğini, müvekkilinin sicilde de öncelik hakkı sahibi olduğunu, hitap edilen tüketicilerin dikkat düzeyinin yüksek olduğunu, 41. Sınıf bakımından bu markaların karıştırılmasının mümkün olmadığını, markalarının tanınmış hale geldiğini, davacının yayıncılık hizmetlerinde faaliyeti bulunmadığını, dava konusu faaliyet bakımından doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş ve ruhsatlandırılmış olduklarını buna dayalı tescilin hukuka aykırı olduğunun söylenemeyeceğini, mahkemenin daha önceki hükümsüzlük kararına tümüyle bağlı kaldığını olayın esasına ilişkin inceleme yapılmadığını, derdestlik itirazlarının dikkate alınmadığını, markalarını yalnızca eski tarihlerde kullandığının ispatı yeterli olmayıp karşı yanın markalarını hala kullanması gerektiğini, davacılar aleyhine kullanmama nedeni ile iptal istemli olarak açılan Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2023/268 esas sayılı davası ile Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2023/238 esas sayılı davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini asıl dava yönünden verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, karşı dava yönünden de mahkemece dosyanın takipsiz bırakıldığı yönündeki değerlendirmenin yanlış olduğunu, dosyanın işlemden kaldırıldığına ilişkin kararın tebliğ edilmediğini karşı dava bakımından verilen kararın da hukuka aykırı olduğunu beyanla istinaf taleplerimizin kabulü ile, asıl dava ve karşı dava yönünden kararının kaldırılmasını, asıl dava bakımından davanın reddine, korşı dava bakımından davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İstinafa Cevap: Davacı-karşı davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın yayıncılık hizmeti bakımından inceleme yapılmaksızın hüküm kurulduğunu, iddia ettiğini, ancak Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 11. Maddesinin 4. Fıkrasında "Mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez" hükmü olaya uygulandığını, davalı tarafın istinafa konu yayıncılık faaliyetlerinin eğitim haricinde de yapıldığını iddia etmediğini, davacı tarafın müvekkilin de eğitim-öğretim faaliyetlerinin geliştirilmesi çerçevesinde yayıncılık yaptığı gözetildiğinde davalının bu itirazının yerinde olmadığının yayıncılık alanında dahi sınai hakların müvekkil şirkete ait olduğu mahkeme kararlarıyla sabit olduğunu ve yayıncılık faaliyeti dahil markanın kullanılmakta olduğunu, yargı kararları ile markanın ayırt ediciliği, iltibası, hak sahipliği konularının tartışıldığını ve müvekkili şirketin haklılığının yargı denetiminden geçerek kesin delil hâline geldiğini, tescilin iyi niyetli olduğuna ve hak sahipliğine dair yeni bir delil de ortaya konulmadığından, kesin delilin varlığı karşısında artık davalının aynı konudaki iddialarının dinlenemeyeceğini , tüm bunlara rağmen davalı tarafından tescil yapılmış olmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığını, Türk Medeni Kanunu'nun 2. Maddesinin 2. Fıkrasında "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü uyarınca davalının tescil ettirdiği markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesinin yerinde bir karar olduğunu, mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesininde yerinde olduğunu ileri sürerek davalı tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç:
HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Asıl dava, dava konusu markaların hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine , karşı dava ise marka tescillerinden doğan haklarına tecavüz-haksız rekabetinin tespiti, men'i, ref'i, maddi ve manevi tazminat ile yoksun kalınan zararının tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise , 17/06/2021 tarihli duruşmada HMK 150/1. maddesi gereğince işlemden kaldırılmış ve süresinde yenilenmiş olmadığından HMK.’nın 150/5 maddesi gereğince karşı davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Asıl dava konusu hükümsüzlüğü talep edilen, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... numaralı "..." esas ibareli markalarının 41. Sınıfta davalı şirket adına tescilli oldukları görülmektedir. Mahkemece bekletici mesele yapılan, İstanbul 1. FSHHM.'nin 10.06.2010 tarih ve 2010/60 E.-116 K. sayılı kararını bozan Yargıtay HGK.'nın 04.05.2011 tarih ve 2011/11-59 E.-271 K. sayılı kararından sonra, İstanbul 1. FSHHM.'nce verilen 29.03.2016 tarih ve 2012/82 E.-2016/47 K. sayılı kararında açıkça, "yapılan yargılamada, tescilsiz marka üzerindeki öncelik hakkının ticaret unvanıyla birlikte davacıya ait olduğu, davacının dava dosyasına yansıyan önceki davaları açarak markasal kullanıma sessiz kaldığının iddia edilemeyeceği, davalının markasal kullanımının en başından beri kötü niyetli olduğu gerekçesiyle asıl dava ve karşı davada kesinleşen konularda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, asıl davada, davalı adına tescilli ... ve ... nolu "..." esas unsurlu markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Bu karar Yargıtay 11. HD.'nin 11.04.2018 tarih ve 2016/9432 E.-2018/2605 K. sayılı ilamı ile onanmış ve karar düzelme istemi de Yargıtay 11. HD.'nin 20.01.2020 tarih ve 2018/3538 E.-2020/511 K. sayılı ilamı ile reddedilerek kesinleşmiştir. Taraflar arasında, uzun bir sürededir devam eden uyuşmazlıklarda "..." ibaresi üzerinde davacının öncelik hakkı bulunduğu tespitine dayalı olarak davalının ticaret unvanında yer alan "..." ibaresinin terkinine dair verilen kararların kesinleştiği (İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen 16.02.1994 tarih ve 911-335 sayılı kararı), davalının "... DERSHANELERİ", ve "..." ibareli ve 193134 ve 195160 numaralı markalarını tescil ettirdiği bu tescillerin ve ticaret ünvanındaki kullanımların kötü niyetli olduğu hususunun kesinleşen yargı kararları ile sabit hale geldiği anlaşılmıştır. Nitekim davalının bir başka marka başvurusu üzerine görülen dava sonunda verilen karar Yargıtay HGK tarafından incelenmiş ve 2020/11-699 - 2022/1093 sayılı karada "dava konusu başvuru markasındaki esas unsur olan “...” ibaresinin yazım şeklinin, davalı şirkete ait olup İstanbul 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 2012/82 E., 2016/47 K. sayılı kesinleşen kararıyla hükümsüzlüğüne karar verilen 193134 ve 195160 sayılı markalardaki esas unsur olan “...” ibaresiyle benzerliği ve davalı şirketin “...” esas unsurunu içeren markasal kullanımlarının en başından bu yana kötü niyetli olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla belirlenmiş olması karşısında davalı şirkete ait dava konusu marka tescil başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olduğunun kabul edilmesi zorunludur. Zira kesinleşmiş mahkeme kararı ile davacıların hak sahibi oldukları tespit edilen “...” ibaresinin dava konusu markada esas unsur olarak kullanılması dürüstlük kuralına aykırı olup bu kapsamda davalı şirket tarafından gerçekleştirilen marka tescil başvurusunun iyi niyetli olduğu söylenemez. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince, dosyada mevcut deliller kapsamında ve davalı şirketin “...” esas unsurlu markasal kullanımlarının kötü niyetli olduğuna dair tespitler içeren kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı olarak yapmış olduğu değerlendirme sonucunda dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair gerekçeyle vermiş olduğu direnme kararı yerindedir. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir." denilmiştir. 08/10/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda : Davalıya ait ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... numaralı markaların davacının kesinleşmiş mahkeme kararı ile de tespit edildiği üzere öncelik hakkına sahip olduğu ... ibaresini kullanım alanının söz konusu olduğu 41 inci sınıfta tescil ettirmiş olup davacının ... ibaresini eğitim ve öğretim faaliyetlerinde kullanması dikkate alındığında hükümsüzlüğe konu markalarının da aynı çerçevede 41. sınıfta tescili halinde söz konusu olup vaki durum ilgili alıcı gurubunda markaların ana unsurunun ... ibaresi olması da dikkate alındığında davacı kurumları ile bağlantılı olma ihtimalini taşıyabileceği, iki işletme arasında iltbasa sebebiyet verebileceği vaki durumun takdirinin Mahkemeye ait olmak kaydıyla 556 sayılı KHK 8/3 ve 8/5 hükmü dikkate alınarak hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu tespitlerine yer verilmiştir. 556 Sayılı KHK'nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili "nispi ret nedenleri" düzenlenmiştir.Kötü niyetle marka tescili 556 Sayılı KHK'da doğrudan bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmasa da tescil başvurusunun kötüniyetle yapılmış olması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince kötüniyetin korunması söz konusu olamayacağından, başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak yerleşik yargısal uygulama doğrultusunda bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir.Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötüniyet iddiası ileri sürülmüş ise açıkça kötüniyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.Somut olayda, davalının hükümsüzlüğü talep edilen "..." ibareli markalarını 41. Sınıfta tescil ettirdiği, davacının “...” ibaresini ilk kez oluşturup 1960 yılında kullanmaya başladığı ve yine aynı ibareyi ticaret unvanının asli unsuru olarak 1976’da tescil ettirdiği, “...” ibaresini işletmekte olduğu okullarda işletme adı, tescilsiz hizmet markası ve 1976’dan beri de ticaret unvanının asli unsuru biçiminde TTK hükümlerine göre tanıtıcı işaret olarak kullandığı, davacının bu ibare üzerinde tescilsiz kullanımları ile eğitim öğretim hizmetlerinde önceye dayalı hak sahibi olduğu kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olup, davacının sonraki tarihli markalarının aynı sınıfta tescilli olduğu, taraf markalarındaki esas unsurun ... ibaresi olduğu, her iki tarafın eğitim ve öğretim hizmetleri alanında faaliyet yürüttükleri dikkate alındığında, tüketici nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunduğu, taraflar arasında 1993 tarihinden itibaren devam eden uyuşmazlıklarda davacının “...” ibaresi üzerinde öncelik ve üstün hakkı bulunduğu belirlenerek gerek marka hükümsüzlüğü gerekse haksız rekabete dayalı davalar kabul edilerek kesinleştiğine göre, davalının kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre hak sahibi olmadığını bildiği ... ibaresini ısrarla marka olarak tescil ettirmekte kötüniyetli olduğu, kötüniyet bölünemeyeceğinden markaların tüm sınıflarda ve alt hizmet gruplarında hükümsüzlüğünü gerektirdiği bu nedenlerle dava konusu markaların hükümsüzlük koşullarının bulunduğu anlaşılmıştır.Önceki davaların konusu eldeki dava konusu markaların hükümsüzlüğü istemi değil davalının başka markalarının hükümsüzlüğü olduğuna göre derdestlik itirazı yerinde değildir. Yine idari makamlardan yetki ve ruhsat alındığına ilişkin savunmanın hükümsüzlük davası yönünden hiç bir etkisi bulunmamaktadır. Davacının markaları hakkında eldeki davadan sonra açılan kullanmama nedenine dayalı davanın ise, iptal kararının geriye etkili olmadığı gözetildiğinde bekletici mesele yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Mahkemece 17.06.2021 tarihli 2 nolu ara kararda "Davalı-karşı davacı vekili Av. ...'in 01/04/2021 havale tarihli dilekçesi ile vekillikten istifa ettiği, durumun davalı-karşı davacı şirkete tebliğ edildiği, tebliğe rağmen davalı-karşı davacı şirketi temsilen gelen olmadığı ve mazeret de bildirilmediği, davacı-karşı davalı vekillerince karşı davayı takip etmeyecekleri beyan edildiğinden taraflarınca takip edilmeyen karşı davanın taraflarından biri tarafından yenileninceye kadar HMK.150/1 maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına," şeklinde karar ile dosyanın işlemden kaldırıldığı, davanın süresi içinde yenilenmediği anlaşıldığından karşı dava yönünden verilen kararda hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, dosya kapsamında iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve toplanıp değerlendirilen delillere göre kararda gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye dayalı asıl davaya ilişkin kurulan hükümde ve HMK 150 . Maddesine uygun olarak verilen karşı davanın açılmamış sayılmasına dair kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalı-karşı davacı vekilinin İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.