6. Ceza Dairesi
6. Ceza Dairesi 2022/7850 E. , 2024/2854 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 06.11.2019 tarih ve 2019/42854 Esas numaralı iddianamesi ile sanık hakkında 07.02.2019 tarihinde yağma ve mala zarar verme suçlarını ve 14.02.2019 tarihinde yağma suçunu işlediği iddiası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 148 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 kez ve 151 inci maddesinin birinci fıkrası ile 167 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca cezalandırılması istemli kamu davası açılmıştır.
2.İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2020 tarihli ve 2019/517 Esas, 2020/28 Karar sayılı kararı ile;
a)Sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği mala zarar verme suçuna ilişkin olarak şikayetten vazgeçme nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereğince açılan kamu davasının düşmesine,
b)Sanığın 07.02.2019 tarihli yağma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 8 Yıl 4 Ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
c)Sanığın 14.02.2019 tarihli yağma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 8 Yıl 4 Ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
3.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/610 Esas, 2020/2342 Karar sayılı kararı ile;
a)Sanık hakkında 07.02.2019 tarihli yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine,
b)Sanık hakkında 14.02.2019 tarihli yağma suçundan verilen hükmün kaldırılarak yerine "Sanık ...'in 14.02.2019 tarihli eylemi nedeniyle hakkında yağma suçundan açılan davada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE" şeklinde karar verilmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir.
4.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 19.08.2022 tarihli ve 2021/1047 numaralı Tebliğnamesi ile sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün onanması talep edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ve Sanık Müdafinin Temyiz İstemleri Özetle;
Sanığın annesi olan mağdur ve babası olan tanığın oğullarını polis zoruyla korkutmak ve bulunmasını sağlamaya yönelik kolluk beyanlarını verdiklerine, müdafii hazır bulundurulmaksızın kollukta alınan sanık beyanlarının hükme esas alındığına, zorunlu müdafi atanması gerekirken bu gerekliliğin yerine getirilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına, sanık hakkında 5237 sayıl Kanun'un 32 nci maddesi kapsamında rapor aldırılmadan karar verildiğine, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi gereğince indirim yapılmaksızın sanık hakkında hüküm tesis edildiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1.Sanığın annesi olan mağdurla birlikte 07.02.2019 tarihinde ev içerisinde oldukları sırada sanığın mağdurdan para istediği, ancak mağdurun sanığın uyuşturucu almaması için sanığa para vermek istemediği, bunun üzerine sanığın mağdura ''bana para ver, para vermezsen seni öldüreceğim'' diyerek kolunu sıkarak ittirdiği, yine sanığın sinirlenerek mağdurun telefonunu duvara atarak kırdığı, mağdurun korkarak sanığa 150,00 TL para verdiği ve sanığın evden ayrılması şeklinde gerçekleşen eylemlerin yağma suçuna konu maddi vakıa olarak ilk derece mahkemesince kabul edildiği anlaşılmıştır.
2.Sanık kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde suçu inkar etmiştir.
3.Mağdur ...'in soruşturma aşamasında alınan beyanında olayı 1 numaralı bentte yer alan şekilde anlattığı anlaşılmıştır. Ancak mağdur kovuşturma aşamasında beyanından dönmüştür.
4.Dosyada tanık olarak dinlenen H.T.nin soruşturma aşamasındaki anlatımlarının mağdur anlatımları ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Ancak tanık kovuşturma aşamasında beyanından dönerek "Jandarmadaki ifadem doğrudur. Ancak ben olayı bizzat görmedim. Eşim bana bu durumu anlatınca bende jandarmada o şekilde anlattım. Ancak jandarmada eşimi defalarca parasını aldığına şahit olduğunu anlattığımı hatırlamıyorum. Mahkemenizdeki beyanım doğrudur" şeklinde beyanda bulunmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7.
Ceza Dairesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/610 Esas, 2020/2342 Karar sayılı kararında:
a)"Sanık hakkında 07.02.2019 tarihli yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Başlık bölümünde belirtilen tarih, zaman dilimi ve yerde, mağdura hitaben "bana para ver, para vermez isen seni öldüreceğim" sözleriyle tehdit ederek ve kolunu sıkmak ve ittirmek şeklinde cebir kullanarak 150,00 TL parayı teslime mecbur kılmak suretiyle konutta yağma şeklinde gerçekleşen fiilin failinin sanık olduğunun, mağdur beyanı, olaya ilişkin tutanak, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamıyla sabit olduğu, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, müsnet fiilin sanık tarafından işlendiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, sabit görülen fiilinin Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-d maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu ve eylemin doğru olarak nitelendirildiği, cezanın kanunda düzenlenen kurallara uygun şekilde bireyselleştirilerek kanuni bağlamda belirlendiği, dolayısıyla hükmün düzeltilmesini veya kaldırılmasını yada bozulmasını gerektiren hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşılmakla istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden Ceza Muhakemesi Kanunu'un 280/1-a maddesi gereğince sanık hakkındaki yağma suçuna ait hükme yönelik İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE"
b)Sanık hakkında 14.02.2019 tarihli yağma suçundan verilen hükmün kaldırılarak yerine "Sanık ...'in 14.02.2019 tarihli eylemi nedeniyle hakkında yağma suçundan açılan davada CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE" şeklinde karar verilmiştir. IV. GEREKÇE
1.Sanık hakkında İzmir 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.07.2016 tarihli ve 2016/278 Esas, 2016/526 Karar sayılı kararının tekerrüre esas alındığı bu karar ile sanığın 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 Yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, tekerrüre esas alınan bu hükme ilişkin olarak İzmir 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.08.2023 tarihli ek kararı ile kanun yararına bozma talebinin değerlendirilmesi yönünde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulduğu anlaşılmakla ihbar sonucuna göre tekerrrüre esas sabıkasının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hususunun infaz aşamasında değerlendirmesi mümkün görülmüştür.
2.Sanığın Annesi Olan Mağdur ve Babası Olan Tanığın Oğullarını Polis Zoruyla Korkutmak ve Bulunmasını Sağlamaya Yönelik Kolluk Beyanlarını Verdiklerine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden Yapılan İncelemede;
Tanık olarak dinlenen sanığın babası İbrahim Taştekin'in 10.02.2019 tarihli kolluk ifadesinde oğlunun İçmeler Mahallesi Davut Baba Ekmek Fırını Urla/İZMİR adresinde olduğunu kolluk ifadesinde beyan etmiştir. Sanığın soruşturma aşamasında nerede olduğunun ailesi tarafından bilindiği bu ifade ile anlaşılmaktadır.
Mağdur ... 15.02.2019 tarihli kolluk ifadesinde “...bana bir şey yapmasından korkarak kız kardeşimin evine sığındım. Fatihe para vermemem durumunda bana bir şey yapmasından korkuyorum. Koruma kararı verilmesini talep ediyorum.” şeklinde beyanı ve bu beyan sonucunda Menderes Kaymakamlığı Merkez Jandarma Komutanlığı’nın 15.02.2019 tarihli önleyici tedbir kararı alması karşısında sanık vekilinin mağdurun oğlunu korkutmaya ve bulunmasını sağlamaya yönelik polise beyanda bulunduğuna dair yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
3.Müdafii Hazır Bulundurulmaksızın Kollukta Alınan Sanık Beyanlarının Hükme Esas Alındığına ve Zorunlu Müdafi Atanması Gerekirken Bu Gerekliliğin Yerine Getirilmeyerek Savunma Hakkının Kısıtlandığına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden Yapılan İncelemede;
İlk derece mahkemesinin gerekçesinde mağdurun soruşturma aşamasında olayın etkileri devam ederken sıcağı sıcağına vermiş olduğu beyanlarına itibar edilerek hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi tarafından 12.11.2019 tarihli tensip zaptından da anlaşılacağı üzere sanığa 5271 sayılı Kanun’un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında müdafi atanması için İzmir Barosu Başkanlığına müzakere yazıldığı ve baro tarafından temyiz talebinde bulunan Av. ...’in sanık müdafi olarak atandığına ilişkin “CMK GÖREVLENDİRME YAZISI” dosyada mevcuttur.
Sanığın müdafii olarak atanan avukatın duruşmaya katıldığı ve duruşmada yapılan işlemlere karşı beyanda bulunduğu, ilk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurduğu ve istinaf sonrası kararı temyiz ettiği dosya kapsamından anlaşılmakla müdafii hazır bulundurulmaksızın kollukta alınan sanık beyanlarının hükme esas alındığına ve zorunlu müdafi atanması gerekirken bu gerekliliğin yerine getirilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına dair yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
4.Sanık Hakkında 5237 Sayıl Kanun'un 32 nci Maddesi Kapsamında Rapor Aldırılmadan Karar Verildiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden Yapılan İncelemede;
Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bahsettiği ve istinaf dilekçesine eklediği Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin Mahkum Yatan Hasta Çıkış Özetinde sanığın 08.05.2018-22.05.2018 tarihlerinde hastanede yattığı ve "Uyum Bozuklukları"nın tespit edildiğine dair ve yine aynı hastanede sanığın 11.01.2018-13.02.2018 tarihleri arasında yattığı ve "Psikotik Belirtisiz Ağır Depresif Nöbet"inin tespit edildiğine dair belgeler sunduğu görülmekle, sanığın suçun işlendiği tarihlerde yağma suçuna konu fiillerin 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi kapsamında hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı konusunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden heyet raporu aldırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
5.5237 Sayılı Kanun'un 150 nci Maddesi Gereğince İndirim Yapılmaksızın Sanık Hakkında Hüküm Tesis Edildiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden Yapılan İncelemede; 5237 sayılı Kanun'un “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde ise; “Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir. Hâkim indirim oranını aynı sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde öngörüldüğü üzere “İşlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır. 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasında hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 34, 223, 230 ve 289 uncu maddeleri uyarınca sözü edilen yetki kullanılırken, keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle açıklanmalı ve uygulama yapılmalıdır.
Öte yandan hâkim, 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla, kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunilik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, sanığın mağduru tehdit ederek 150,00 TL parasını yağmaladığı olayda, suç tarihi olan 07.02.2019 itibarıyla paranın satın alma gücü ve günün ekonomik koşulları birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulması sırasında değer azlığı nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle hükümde, bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün 4 ve 5 inci maddelerinde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.12.2020 tarihli ve 2020/610 Esas, 2020/2342 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
04.03.2024 tarihinde karar verildi.